Archive for the 'Milliyet' Category

Tarihten ders alınsaydı?


Haziran 21st, 2009

Milliyet Ege 21.06.2009 

ATATÜRK ve Türk tarihi konularında birçok kitap yazan 83 yaşındaki İstanbul doğumlu İngiliz Andrew Mango, liberallerin Atatürk‘ün demokrat olmadığı yönünde yaptıkları eleştirileri tamamen yanlış ve çağ dışı bulduğunu açıklamış. Mango ayrıca Türkiye’nin Iraklı Kürtler ve Araplarla ilişki kurarken, bir tarafla dost olabilmek için diğer tarafla kavgalı olmasının gerekmediğini; geçmişte Türk-Ermeni birlikteliğini savunmaları gereken Avrupa ve Batılıların bunu yapmadıklarını, sonuçta Ermenilerin hazin halinin ortada olduğunu anımsatmış.
İki yıl önce Bodrum’daki Uluslararası katılımlı bir toplantıda konuşmasının ardından kendisine sorduğum, “Avrupa Birliği’nin bazı yetkilileri, bize hedef olarak çağdaş uygarlık düzeyini gösteren Atatürk’ten neden vazgeçmemizi istiyorlar?” sorusunu Mango, “Bunu isteyenler uygar değil de ondan” diye yanıtlamıştı. Bir kez daha “Bravo” Mango’ya…
* * *
Günümüz koşullarını anlayabilmek için Atatürk‘ün 6 Mart 1922’de TBMM’deki gizli oturumda söylediği bazı cümleleri anımsamakta yarar var:
Avrupa’nın önemli devletlerinin bir kısmı Türkiye’nin gerilemesi ile kurulmuşlardır. Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkarı olanlar birleşmişlerdir. Avrupalılar Türkiye’yi düzeltme, uygarlaştırma gibi bir kısım bahanelerle içişlerine girip, söz geçirmişlerdir. Bunun etkisi altında kalan milletin, özellikle yüksek makamlardaki devlet görevlilerinin, düşünme yetenekleri bozulmuştur. … Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan bir kısım insanlar, galip düşmanlar karşısında Türkiye’yi etkisiz ve çekingen bir halde tutmuşlardır.
Oturumda Atatürk ülkenin savunmasında iki cephe tarif eder:
İç cephe, bütün halkın aynı düşünce ve inançla birlikte kurdukları cephedir. Dış cephe ise, ordumuzun düşman karşısındaki cephesidir. Dıştaki cephenin sarsılması, bozulması, çözülmesi, yenilmesi bir milleti, bir yurdu mahvedemez. Asıl önemli olan, yurdu temelinden yıkan ve halkını tutsak eden, iç cephenin düşmesidir.
* * *
Sözlerini şöyle sürdürür Atatürk:
“Üzülerek söylüyorum ki düşmanlarımız hiçbir özveriden sakınmıyorlar. Tek amaçları ulusal girişimlerimizi ve iç cepheyi yıkmaktır. Önemli olduğu için söylemeliyim ki, Güneydoğu cephemizde bir Kürdistan olayı ortaya çıkarıp, oradaki suçsuz halkın kafasını karıştırıp, genel birliği bozmak için her türlü girişimde bulunmuşlardır.
Olayların tekrarından oluşan tarihten ders alınsa, tarih tekrar eder miydi?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

date
 

Sabih Kanadoğlu’na göre adam


Haziran 14th, 2009

Milliyet Ege 14.06.2009
YARGITAY Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun katılımıyla İzmir’de gerçekleşen CUMOK’un düzenlediği “Çağdaş Demokrasi” başlıklı konuşmada bazı notlar tuttum. Şu cümle çaprıcıydı.
Yargı, mutlaka bağımsız olmalıdır. Eğer yargı bağımsızlığını kaybederse mutlaka siyasallaşır. Tarih, siyasallaşmış ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargının, bir bumerang gibi onu kendisine bağlı hale getirmeye çalışanları vurduğuna ilişkin örnekler doludur. Tarihten ders alınmasında yarar vardır…
Kanadoğlu, yüzde 21 oyla iktidar ortağı olan Refah Partisi’nin laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle kapatılması kararının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından “yakın ve açık bir tehlike”nin varlığı gerekçesiyle doğru bulunduğunu hatırlattı. Günümüzde Türkiye’nin, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10’u tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak görülen bir siyasi parti tarafından yönetildiğini ve bu siyasi partinin anayasayı değiştirerek “siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştırmayı” tasarladığını, bu koşullar altında yapılmak istenen anayasa değişikliklerine karşı çıkacaklarını dile getirdi.
*  *  *
Kanadoğlu, çağdaş demokrasilerde iktidarların eleştirilebildiğini; yurttaşların daha iyi olduğunu düşündükleri insanların iktidara gelmesi için çaba sarf etmelerinin bir hak olduğunu söyledi. Aksi durumda rejimin adının çağdaş demokrasi değil, dikta olacağını; diktanın mutlaka silah zoruyla geçekleştirilen bir eylem olmadığını ifade etti.
Kanadoğlu’nun sarf ettiği sözcüklerin tümü çok anlamlıydı; ancak yaptığı “adam” tarifi, “Özdeyişler” kitabına girebilecek nitelikteydi.
Korkmuyorum diyen insan doğru söylemez. Korkmasına rağmen ülkesinin yararına olduğuna inandığı ülkülerin peşinde koşan insanın adı adamdır.”
Başbakan Erdoğan, Nazım Hikmet’in “Ben yanmasam, sen yanmasan, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerini anımsatmıştı geçen ay. “Biz yanmasak” bölümünü atlamış; ama olsun. Ölümünün 46’ıncı yıldönümünde andığımız Hikmet’in “Yaşamaya dair” şiirinden bir bölümle bitirelim biz de.
Yaşamayı ciddiye alacaksın. Yani, o derecede, öylesine ki… Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda. Yahut, kocaman gözlüklerin. Beyaz gömleğinle bir laboratuarda… İnsanlar için ölebileceksin. Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için… Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken. Hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Kanserli çocuk sayısı artıyor ama…


Mayıs 31st, 2009

Milliyet Ege 31.05.2009 

EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar’dan edindiğim bazı önemli bilgileri paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.
En kıymetli varlıklarımız olan çocuklarımız kanser tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye’de her yıl 18 yaş altında yaklaşık 4 bin çocuğumuza kanser tanısı konuyor. Bu kötü haber… İyi haberse tedavideki gelişmeler sayesinde, kan kanseri (lösemi) ve lenf kanserleri (lenfoma) gibi birçok kanser türünde tamamen iyileşme şansı giderek artıyor, bazı tiplerde oran yüzde 95’lere ulaşıyor. Çocuklarımızı bu tehlikeden koruyabilmek için özellikle hamilelerin ve annelerin dikkat etmeleri gereken bazı konular var.
Tedavinin başarısını artıran bir faktör de erken tanı; bu nedenle daha sık görülen kanser türlerinin belirtilerine bir göz atalım. Kan kanserinin belirtilerinden halsizlik, solukluk, yorgunluk diğer bazı hastalıklarda gözlenebilir, ama tabloya lenf bezlerinde şişme, morluk, noktasal kanama, kemik ve eklem ağrıları, düşmeyen ateş, iyileşmeyen enfeksiyon, karaciğer ve dalak büyümesi gibi belirtiler eklenirse dikkatli olmak gerek. Bugün birçok kanser türüne basit bazı test ve incelemelerle tanı koymak olası.
Kanserin nedeni genlerde ortaya çıkan önemli değişiklikler. Bu değişikleri artıran etmenler arasında ise kötü beslenme, radyasyon, kimyasal maddeler (böcek ve bitki ilaçları), sigara ve manyetik alan sayılabilir. Örneğin babanın sigara içmesinin, hamile kadının fazla çay ve kahve tüketmesinin çocuklarda beyin tümörü riskini artırdığı belirlenmiş.
Bebeklerini kanserden korumak isteyen hamilelere düzenli doktor kontrolünde folik asit kullanmaları,  kimyasal maddelerden arınmış bol sebze ve taze meyve tüketmeleri, fazla çay ve kahve içmemeleri, sigara dumanından, evlerde, bitkilerde ve hayvanlarda kullanılan böcek ilaçlarından ve manyetik alanlardan uzak durmaları öneriliyor.
*   *   *
Doğum sonrasındaysa annelerin bebeklerini en az bir yıl emzirmeleri, özellikle ilk iki yılda bol sebze meyve vermeleri, böcek ilaçlarından ve başta cep telefonları olmak üzere manyetik alanlardan uzak tutmaları gerek.
Bir katkı da benden. Sağlıklı ve zeki çocuklar istiyorsanız haftada iki kez balık yiyin ve yedirin.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

date
 

Şair Eşref’e bir mezar taşı


Mayıs 24th, 2009

Milliyet Ege 24.05.2009
1847’de Manisa’nın Kırkağaç İlçesi’ne bağlı Gelenbe’de doğmuş Şair Eşref. Gördes kaymakamıyken gördüğü yolsuzlukları şiirleriyle hicvedince hapse mahkum edilmiş. Cezasının ardından Mısır’a kaçmış, 2. Meşrutiyet sonrasında İstanbul’a dönüp, mizah dergilerinde başyazarlık yapmış. Vali yardımcılığından emekliye ayrılıp, yaşamının kalanını Kırkağaç’ta geçirmiş.
Yolsuzlukları, geri kalmışlığı ve rejimi yererken halk deyimlerini, hatta küfürleri kullanmaktan kaçınmayan Eşref, yergilerini öncelikle, kurduğu düzeneklerle kafaların içini bile denetim altına almaya çalışan 2’nci Abdülhamit’e yöneltmiş. Mısır’dayken, Abdülhamid’in ağır hasta olduğunu söyleyen ve adamla uğraşmaktan vazgeçmesini isteyen dostlarına şu dörtlüğü söylemiş:
Toprak altında da olsan bulurum. Erişir burnuna birkaç tekmem. Can verip kurtulurum zannetme. Şeytan elini çekse de ben elimi çekmem!
*   *   *
Padişah’ın çevresindeki ikiyüzlü, rüşvetçi, ahlaksız yöneticilere de yüklenmiş:
Her biri kendince zulüm etmekte: İnsan bir memur görünce eşkıya sanıyor… Ey zavallı, boş yere yakınma, bağırıp çağırma. Çünkü ezilenlerin ahını işiten hükümet bunu musiki sanıyor!
Yolda sevmediği amiriyle karşılaşıp istemeden selam vermek zorunda kalan Eşref, soluğu dostlarının yanında almış.
Gâvur İzmir’de sokaklar dardır. Bir selâm tavrı ile can koruruz. Söyle dursun atlarla araba. Yolda eşeklere biz hasdururuz.”
Halkı küçük gören, onlara hakaret eden yöneticiler de almışlar ağızlarının payını:
Millete erbâbı mansıptan biri eşek demiş. Reddedilmez böyle bir söz, amma ki pek can sıkar. Olsa da millet eşek, eşek diyen bilmez mi ki: Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar…
Eşref’e hicivlerinde neden çoğunlukla isim kullanmadığı sorulunca yanıtlamış. “Neden olacak, bütün alçaklara uygulanıp, numarasız gözlük gibi kullanılsın diye…
Ölümle dalga geçişini oğlu şöyle anlatmış:
Ölmezden bir hafta evvel ellerine, ayaklarına kına yaktırdı. Yattığı odanın perdelerini kapattırdı. Geceleri lamba yaktırmadı. Sabahleyin anneme: ‘Bir haftadır karanlıkta yatıyorum. Anladım ki ölüm korkulacak bir şey değilmiş’ dedi. Kendini tamamıyla soydurdu. Öğleden sonra hayata gözlerini yumdu.
*   *   *
Vasiyetini ise bir dörtlükle dile getirmiş:
Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için. Gelmesin, reddeylerim billahi öz kardeşimi. Gözlerim ebnâ-yı âdemden o kadar yıldı ki. İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı…
1928’den itibaren defalarca çalınmış Kırkağaç’taki mezar taşı. İzmir, en işlek bulvarlarından birine adını vererek yaşatıyor Şair Eşref’in adını; Manisalılara da çalınamayacak bir mezar taşı yaptırmak düşüyor.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

CHP’nin okları…


Mayıs 17th, 2009

Milliyet Ege 17.05.2009
AKP yerel seçim sonuçlarını değerlendirip bazı değişikliklere gitti, merkez sağda yeni bir oluşum filizleniyor, CHP’de ise herhangi bir hareket yok. CHP’nin oklarına bakıyorum da… Partinin bir türlü toplumun geniş kesimlerine ulaşamamasının nedeni onlar mı acaba? Baksanıza ne kadar uzağa giderlerse gitsinler, sağa ve yukarı doğru uzanıp, toplam alanın en çok yüzde 20’sine ulaşabiliyorlar.
Ayrıca okların yönleri de kesinlikle yanlış. Kanıt mı? Alın CHP’nin oklarını, koyun Türkiye haritasının ortasına… Okların yöneldiği bölgelerde ne CHP var ne de CHP tarafından üretildiği duyulan bölgesel bir politika veya proje.
Eski fotoğraflardan anladığım kadarıyla önceleri düzlemin sağ alt çeyreğine doğru uzanırmış oklar. Köklerimize meraklıymışız o zamanlar… Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu çok derinlere uzanan köklerimizi ararlarmış; köklerin beslediği gövde aracılığıyla yüzeye çıkan oklar, her yöne dağılırmış. Zamanla vazgeçilmiş bu sevdadan… Sağ üste yönelen okların kapladığı alansa genişlememiş, “ortanın solu”na uzanamamışlar bir türlü… Oysa CHP’nin okları hem sola hem sağa doğru uzanıp, geniş bir alana yayılabilir. Nasıl mı?
* * *
Alttaki iki ok sola ve sağa yönelip; bir sayı doğrusu gibi eksi ve artı sonsuza doğru uzanırken, diğer dört ok bir sonrakine 36 derecelik açı yaparak düzlemin üst yarısını beşe bölebilir. Üçü sola, üçü sağa yönelecek altı okla, toplumun yer üstündeki tüm kesimlerine ulaşmış olur böylece; simgesel de olsa…
Peki pratikte nasıl yapılacak bu? Tabii ki öze, yani Atatürk ilke ve devrimlerine dönerek; Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutarak. Eğitime ve bilime önem vererek; sadece iyi eğitimlileri değil, halkın tümünü kucaklayarak. Kısacası altı okun, yani cumhuriyetçiliğin, milliyetçiliğin, halkçılığın, devletçiliğin, laikliğin, devrimciliğin geçmişte nasıl tanımlanıp yorumlandığını anımsayarak.
* * *
Şu anda CHP’de bunları başarabilme, statükoyu kırıp, halkla yeniden kucaklaşabilme potansiyeline en yakın isim Kemal Kılıçdaroğlu. Genel başkan değişikliği gibi şu an için yarar taşımayan girişimlerin yerine, sayın Kılıçdaroğlu ve kuracağı ekibin, partinin tüm Türkiye’de yeniden örgütlenmesinde yetkili kılınması için çaba sarf etmek gerek. CHP’nin, son seçimlerde İstanbul’da yaptığı sıçramayı tüm Türkiye’de gerçekleştirebilme şansına ancak bu koşullarda sahip olabileceği kanısındayım.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date