Archive for the 'Kategorilenmemiş' Category

En çok okunan yazımın öyküsü


Haziran 11th, 2011

En çok okunmuş yazım hangisi olabilir diye düşündüm ve buldum geçenlerde… Açık arayla en çok okunan yazım “Ne içersiniz? Ayran mı, kola mı?” başlığını taşıyor.

Öyküsüne gelince… Yazmaya başladığım (Milliyet Ege) 2004 yılıydı. Ne yazayım derken, lokantalarda garsonların sorduğu “Ne içersiniz?” sorusundan yola çıkarak, en çok tüketilen ayran ve kolalı içecekleri “yararları” açısından karşılaştırmaya karar verdim. Amacım çocukları, gençleri ve ailelerini bu konuda biraz olsun bilgilendirmekti.

Yoğurdun ve dolayısıyla ayranın içinde barındırdığı, insan sağlığı için çok yararlı kalsiyum, potasyum, çeşitli vitamin ve proteinleri anlattım önce… Ardından çocukların kemik ve diş gelişimindeki önemini, orta yaşın üzerindeki kadınlarda sık görülen kemik erimesinin engellenmesindeki ve hamilelik dönemindeki yararlarını ve ishallerde sindirim sisteminin düzelmesine katkılarını anlattım uzun uzun…

Özellikle sıcak yaz aylarında kaybedilen sıvı ve minerallerin geri kazanılmasını sağladığını, kansere karşı koruduğunu, yaşlanmayı geciktirdiğini, süte oranla sindiriminin daha kolay olduğunu ve bugüne dek hiçbir zararının saptanmadığını ekledim sözlerime…

Yazının sonunda da kolalı içeceklerden bahsettim kısaca… Zaten içerdikleri kafein nedeniyle uyku kaçırmaktan başka bir yararları (!) yoktu… Çocukluk çağı şişmanlığı ve buna bağlı şeker hastalığı, kemik kırılganlığının ve diş çürüklerinin artması gibi çok sayıda zararlarıyla sonlandırdım yazımı…

“Genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmiş şeker”lerin zararları gündemde yoktu; “pankreas kanserleri”nde patlama da olmamıştı o yıllarda…

Yayımlanmasının üzerinden bir yıl bile geçmemişken, üniversitede çok sevdiğim bir yönetici altıncı sınıftaki çocuğunun sosyal bilgiler kitabında bu yazımın yer aldığını söylediğinde şaka yaptığını sandım. Ancak elinde fotokopileri vardı. Yazım bir konu başlığı şeklinde inceleniyordu kitapta…

Ve yıllardır tüm Türkiye’de 6. sınıf öğrencileri okuyor; yayımlandığında okula gitmeyen kızım Zeynep bu yıl öğretmeninin isteğiyle sınıfında okudu bu yazıyı…

Bir şeyler karalayan her insan, yazdıklarının çok sayıda insan tarafından okunmasından hoşlanır; yazının okuyana bir şeyler katması, yani “yararlı” olması da ayrı bir mutluluk kaynağıdır, yazan için… Yazı o kitaba nasıl girdi bilmiyorum, ama yüz binlerce öğrenci tarafından okunmuş olmasından çok mutluyum.

Uzun zamandır asıl alanım olan “sağlık” konusunda yazmadığımı fark ettim bu arada… Uzman arkadaşlarım desteklerse yeniden bu konuda yazacağım ara sıra…

date
 

Seçim sonuçlarını gençler ve kadınlar belirleyecek


Haziran 7th, 2011

Eşi başka partilere oy verse de; birçok kadın, kız çocukları kendileri gibi olmasın, daha iyi okusun, daha eşit koşullarda ve “insanca” yaşayabilsinler diye CHP’ye oy vereceklerdir bu seçimlerde… CHP’nin en önemli seçim vaatlerinden biri olan ayda en az 600 TL “aile sigortası”nın “kadının hesabına” yatacak olması da etkili olacaktır, bu süreçte…

Başbakan Erdoğan’ın bir protestocu için söylediği “Ankara’da polis panzerine tırmanan kız mıdır kadın mıdır bilemem” sözleri kadına bakış açısını ne kadar güzel yansıtıyor! Ya gazeteci Nuray Mert için sarf ettiği “Güya bayansın” ve “namert” sözlerine ne demeli?

Aşağılanmaktan, hor görülmekten, cinsel bir “obje” olarak anılmaktan, stres topu gibi ezilip bükülmekten bıkmış Türk kadını, Erdoğan’ın bu söz ve davranış biçimini unutmayacaktır, oyunu verirken.

Birçoğu ilk kez oy kullanacak gençleri düşünelim bir de… Örneğin aylarca, hatta yıllarca hazırlanıp girdikleri üniversite seçme sınavlarının ardından “şifre” iddialarıyla sarsılanları… Şifrenin kullanılmadığı konusunda tatmin olduklarını söyleyen cumhurbaşkanı, başbakan ve diğer yetkililer gibi tatmin olmuşlar mıdır bu gençler? En az “şifre” iddiaları kadar önemli olan, özel bir binada sadece türbanlı kız öğrencilerin sınava girmiş olması nasıl açıklanacak? Eğer bilgisayar yüzlerce kız öğrenci için tek tek “sehven” hata yapmamışsa, ortada bir “müdahale” olduğu kesin. Bu kız öğrencilere, diğer öğrenciler gibi kulaklarının içine kadar aranmama gibi başka “pozitif ayrımcılıklar” da yapılmış olabilir mi? Bu konuda herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığını ve bu binada sınava girenlerle çevre binalarda girenlerin karşılaştırmalı başarı istatistiklerini, sınava giren gençler ve aileleri gibi, ben de çok merak ediyorum doğrusu…

Her tür ceza sorumluluğuna sahip gençlerin “özgür iradeleri”ni hiçe sayarak, hangi internet sitelerine girip giremeyeceklerine karar vermeye ve 24 yaşına kadar alkol almalarını kısıtlamaya çalışanlara; “parasız eğitim istiyoruz” gibi masum bir pankart açan öğrencileri bir yıldan uzun zamandır hapiste tutan zihniyete, kısacası “durmak yok, yasaklara devam” politikasına “dur” diyecektir gençler, oylarıyla…

Şehitlere “kelle”, terörist başına “sayın” diyen; “açılım” diyerek hukuku ayaklar altına alan, cumhuriyetin kazanımları tesisleri yok pahasına satan, doğal zenginliklerimizi peşkeş çeken, Atatürkçüleri ve milliyetçileri neyle suçlandıklarını bilmeden yıllar boyu tutuklu tutanları da unutmayıp, oylarını CHP ve MHP’ye yöneltecektir, sevgili gençler…

Sözün kısası; AKP’nin işi zor bu seçimlerde…

date
 

BAL Vakfı (BALEV) Türkiye çapında olma yolunda


Haziran 4th, 2011

BALEV, 12.000 Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunundan aldığı güçle, Türkiye çapında olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. 1981’de kurulan vakıf, akıl ve bilimin ışığında, orta ve yüksek öğrenim burslarından kültürel, sanatsal, sportif etkinliklere kadar, her yönüyle eğitime destek veriyor.

Eski öğrencilerinin önemli bölümü “yatılı” okumuş BAL’lılar, yeni öğrenciler de birlikte yaşamanın, ders çalışmanın, yemek yemenin, paylaşmanın keyfini alabilsin; “yatılı” kültürü yeniden yaşanabilsin, İzmir dışından gelenler de yararlanabilsin diye bir BALEVİ projesi başlattılar. BAL’lı Bornova Belediye Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ın da desteğiyle okul yakınında eğitim, toplantı ve sergi salonlarıyla, 4 kat, 20 odasıyla BALEVİ, büyük oranda tamamlandı, yakında açılıyor.

BAL’lı olun veya olmayın; çağdaş Türkiye’ye uzanan yolun üzerindeki BALEVİ’ne bir tuğla koymanın bedeli sadece 1.200 TL (veya ayda 100 TL); bir sütun ekleyim derseniz, o da 5.000 TL. Ayrıntılı bilgiyi www.balevi.org adresinden veya hafta içi 0232 374 2121 numaralı telefondan öğrenebilir veya bana yazabilirsiniz.

BALEV’in yeni bir etkinliği de “BALLI Sohbetler”… İlki geçtiğimiz hafta İzmir Hilton’da geniş bir katılımla gerçekleşen sohbetlerin amacı, güzel bir geleceğin iyi bir eğitimle sağlanabileceğine inanan insanları bir araya getirerek, konuklarımızın bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak ve sorunlarımıza çözüm yolları aramak…

BALLI Sohbetlerin ilk başlığı “ekonomi”, ilk konuğu Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’ydu. Kısa yaşam öyküsüyle başladığı konuşmasında Sayın Zorlu, iki dokuma tezgahından Taç Tekstil’e ve VESTEL’ e uzanan ticari yaşamında en çok önem verdiği iki değerin “çalışkanlık” ve “dürüstlük” olduğunu söyledi. Zorlu, Atatürk’ün “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını alışkanlık haline getirmiş uluslar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkumdur” sözlerini anımsatarak büyük alkış topladı.

Dünya firması olduklarını, ancak dünya markası olamadıklarını söyleyen Zorlu, girdiği sektörlerden hiç pişmanlık duymadığını “Kötü iş yoktur; kötü yönetmek vardır” sözleriyle açıkladı. İzmir’de bir tıp fakültesi ve hemşirelik yüksekokulu açmayı planladıklarını bildiren Zorlu, 30 milyon dolar harcadıkları “insansız uçak” projesinde son aşamalara geldiklerini kaydetti.

BALEVİ’nin ardından hedeflerini büyüten ve yeni projeler üreten BALEV, yaşadığımız sorunların ancak iyi bir eğitimle çözülebileceğine inanan, mezun olan veya olmayan tüm dostların katkılarını bekliyor…

date
 

Sevgili Dostlar,


Ocak 8th, 2011

Öncelikle 2004 Mart’ından bu yana, önce Milliyet Ege’deki, ardından Hürriyet Ege’deki köşesini, yanlış saymadıysam toplam 252 kez, bana açan Sevgili Deniz Sipahi’ye teşekkür ederim. Yeni yılda yazılarımı internet ortamında http://www.ulgenok.net/ adresinde sizlerle paylaşmayı sürdüreceğim. Yazılı – görsel basında veya internet ortamında bu yazıları kullanmak isteyenler, başında adımı veya sonunda “Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden” ibaresini kullanmak ve geri dönüşler için okulgen@superonline.com e-posta adresimi bildirmek koşuluyla yayımlayabilirler.

Sevgi ve saygılarımla,

Ülgen Zeki Ok

date
 

Zeytinyağında gerçek hedef


Kasım 26th, 2009

10 Kasım 2009

Nedim BUBİK

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12903184.asp?yazarid=203&gid=142
“İdeal bir kızartmalık yağdan beklenen en önemli özellik, tütme derecesinin, yani yağın moleküler yapısının bozulmaya, içindeki maddelerin yanmaya başladığı derecenin olabildiğince yüksek olması.

Zeytinyağının tütme derecesini araştırdığımda, diğer yağlardan daha yüksek olduğunu, türüne göre 190 ile 210 derece arasında değiştiğini gördüm. Zeytinyağının kızartmaya uygun olmadığı önyargısı, tamamen dayanaktan yoksun.
******
…kızartma en sağlıklı pişirme yöntemi olmayabilir. Ama bundan vazgeçemiyorsanız, o zaman mutlaka en sağlıklı kızartmalık yağ olan rafine zeytinyağını tercih edin derim.
….kızartmaya en uygun yağın rafine zeytinyağı olduğu gerçeğinin kampanyayla halka duyurulmasının, rafine zeytinyağının ‘kızartmalık zeytinyağı’ olarak tescil edilebilmesi için gerekli yasal işlemlerin başlatılmasının, bu ürünün üretim ve pazarlamasının artırılmasının tüm zeytinyağı üreticileri açısından yararlı olduğu kanısındayım.”
******
Bu görüş, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un. Neden mi aktardım? Hafta sonunda 5. Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’ndeydim. Ok’un bu görüşü de bize verilen dosyadan çıktı. Ayvalık, zeytin ve zeytinyağı konusunda uyumlu bir güçbirliğinde. Ve etkinlik, giderek daha fazla alkışlanacak hale geliyor. Ticaret Odası bu etkinlikte kaymakamlık ve belediyeden tam destek alıyor.
******
Ve şimdi Ayvalıklılar zeytin ve zeytinyağı tüketiminin artırılmasına çabalıyor. Türkiye’de kişibaşına zeytinyağı tüketimi birden 1,5 kiloya çıkmış. Ama Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer, Murateli Köyü’ndeki hasat sonrasındaki konuşmasında, “Yetmez” dedi. İşte küçük bir özet:
******
“Her gün zeytin, zeytinyağına kanalize olmalı, iç tüketimi artırmak için çabalamalıyız. Önce kendimiz yemeliyiz. Çabamız bu olmalı. Yoksa zeytinyağı sektörünü geçimsiz bir grup olarak göstermek yararsız.”
******
Gençer, doğru bir noktaya dikkat çekti. Nitekim önceki bir söyleşide de, “Zeytinyağı üreticisinin, ihracatçısının sorunlarının sektör dışındakileri, yani tüketicileri hiç ilgilendirmediği” vurgulandı. Bence de önemli olan zeytin ve zeytinyağı tüketiminin artırılmasına odaklanmak. Ve, Gençer’in aktardığı bir dilekle nokta koyalım:
******
“Zeytin ağacı kadar uzun ömürlü, zeytin tanesi kadar bereketli, zeytinyağı kadar sağlıklı bir yaşam dilerim.”

date