Archive for the 'Hürriyet' Category

Gelişmişliğin göstergeleri sizce nedir?


Ağustos 8th, 2010

Hürriyet Ege 08.08.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15508431.asp?yazarid=201&gid=142

BİR toplumun gelişmişlik düzeyi hangi göstergelerle değerlendirilir?
Ortalama eğitim süresiyle mi? Yoksa haksızlıklara gösterilen tepkilerle mi? Kadınlara, öğretmenlere, sanatçılara ve bilim insanlarına verilen değer birer gösterge midir? Gelenekler, atasözleri, deyişler birer ipucu olabilir mi? Bir büyüğüm otobüs ve kamyonların şatafatlarıyla gelişmişliğin ters orantılı olduğunu söylemişti.
Toplum bireylerinin birbirlerine gösterdikleri saygı, hoşgörü veya tolerans da göstergedir belki… Gürültü konusunu ele alalım. Başkalarını rahatsız edici biçimde yüksek ses çıkarmanın, havaya (bazen de yanlışlıkla insanlara) ateş etmenin marifet sayıldığı bir toplumun gelişmişlik katsayısı nedir? Veya çocuğunun sünnet olmasını gecenin ikisinde “dat dat da da dat” diye konvoy halinde geçen arabalarla kutlandığı, kimsenin şikâyet etmeyi aklına getirmediği bir toplumun…
* * *
“Eğitim şart” sözcüklerinin dalga geçmek amacıyla kullanıldığı bir toplumun gelişebilmesi olası mı? “İyi bir eğitim” gerçek anlamda gelişebilmenin olmazsa olmazı değil mi? Bence gelişmişliğin en önemli göstergelerinden biri gri tonların farkına vararak, orta yolu bulabilmek… Eski sağlık bakanlarından rahmetli Yıldırım Aktuna televizyonda anlatmıştı. Şehir içinde 130 kilometre hızla giden şoförüne “Oğlum biraz yavaş” demiş, şoför 30’la gitmeye başlamış.
“Kantarın topuzunun fazla kaçması”, “vur deyince öldürmek” deyimleri ne güzel anlatıyor bizleri. İnsanlar kendileri için istedikleri hak ve özgürlükleri başkaları için de isteyebilseler; kendi gruplarının düşüncelerinin “tek değişmez doğru” olduğu düşüncesinden bir sıyrılabilseler… Gücü ellerine geçirenler, kendileri gibi düşünmeyenlerin haklarını gasp etmekten bir vazgeçebilseler.
Ya 130’la gidiyoruz, ya 30’la… Şunun 60’ını, 70’ini bir bulabilsek…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Kahvehanelerde sigara ve hukuk


Ağustos 6th, 2010

Hürriyet Ege 06.08.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15495766.asp?yazarid=201&gid=142

TÜRK Toraks Derneği Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi’nin İzmir’de düzenlediği “Anayasal Özgürlükler ve Sağlık Hakkı Çalıştayı” benim için çok bilgilendiriciydi. Örneğin; sigarayı deneyen her dört kişiden üçünün sonradan bağımlı olduğunu, bağımlı olan her 10 kişiden sadece birinin sigarayı kendi iradesiyle bırakabildiğini bilmiyordum.
Kendileri içmeksizin, sigara içilen kapalı ortamlarda bulunanların saç teli analizlerinde çok sayıda sigara içmiş insanlardaki kadar nikotin saptandığına ilişkin bilimsel verilerden, geçen yıl içinde kapananların iki katı sayıda kahvehane açıldığından ve ödenen KDV’ye göre gelirlerinin artmış olduğundan da haberim yoktu.
Anayasa Mahkemesi’ne taşınan yasanın; sağlık, ekonomi ve hukuk alanının yetkin isimleri tarafından tartışıldığı Çalıştay’da, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, bazı yasaklamaların özgürlük getirebildiğini söyleyerek, Atatürk’ün devrimlerini örnek gösterdi.
Turgut Kazan, özgürlüklerin çatışması durumunda hukukun öncelikleri belirlediğini; sigara içme özgürlüğünün, başkalarının sağlıklı yaşam hakkıyla çatıştığını ve kahvehanelerde çalışanların da sağlığının korunması gerektiğini vurguladı. Danıştay’ın yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürürken kahvehanelerden “500 yıllık kültür” olarak bahsettiğini, aynı mantıkla daha eskilere dayanan “töre cinayetleri”nin de savunulabileceğini söyleyen Kazan, tütün dumanının zararlarının nasıl önlenebileceği konusunda bilirkişi görüşü alınmamış olmasını eleştirdi.
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Ali Ulusoy ise, genel bir yasağın engellenmesinin halka çekici gelebileceğini, ancak tıpkı uyuşturucuda olduğu gibi toplumun çıkarı için yasakların gerekli olabileceğini dile getirdi. Tüm hukukçular, Anayasa Mahkemesi’nin kararının da bu yönde olacağı tahmininde birleştiler.
İzmir halkının sigara konusundaki yasal düzenlemelere uyum sağlamasını, bilinç düzeylerinin yüksekliğine bağlayan İzmir Valisi Cahit Kıraç’a katılıyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Sigaraya bir kurban daha


Temmuz 18th, 2010

Hürriyet Ege 18.07.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15344663.asp?yazarid=201&gid=142

Yakalandığı amansız hastalığa 2,5 yıl direndikten sonra, geçtiğimiz günlerde toprağa verdik, kayınpederim Hayati Gürbüz’ü.
Nesli tükenmekte olan insanlardandı. Nezaketiyle, kibarlığıyla, konuşurken seçtiği sözcüklerle; çocukla çocuk, büyükle büyük olmasıyla… Kendinden çok sevdiklerini düşünürdü, nefes almakta zorlandığı hastane odasında oğlumu çağırıp, sigarayı bırakacağına ilişkin imzalı belge hazırlatacak kadar…
Kayınpederim sigaraya başladığında zararları bilinmiyor, zamanın en büyük eğlencesi filmler aracılığıyla çağdaş ve modern olmanın gereği gibi özendiriliyordu. Zararları bilimsel verilerle kanıtlandıktan sonra ticari kaygılarla yıllarca bu gerçek saklandı tiryakilerden…
Sigarayı bırakmaya ikna ettiğimizde kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) başlamıştı. Geri dönülmez bir yoldu bu, akciğerleri hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı. O sigarayı bırakmıştı, ama sigara onun yakasını bırakmadı, 16 yıl sonra basit bir enfeksiyonun ardından çekilen bilgisayarlı tomografi ve biyopsi ile tanı kondu; akciğer kanseri…
ABD’de kayınpederimin ve ailesinin durumundaki birçok insan, özellikle sigarayla ilgili gerçekleri halktan sakladıkları ve saptırdıkları gerekçesiyle sigara şirketlerine davalar açtılar, milyarlarca dolar tazminat kazandılar ve açmayı sürdürüyorlar. 2010 yılında sadece Florida’da sigara şirketleri aleyhine açılan dava sayısı 9000.
Türkiye’de ise, çeşitli nedenlerle sigara şirketlerine karşı açılan dava sayısı çok kısıtlı. Oysa Avukat Turgut Kazan’a göre; “4207 sayılı Sigara yasası doğrudan dava açma imkanı veriyor, ancak sigaranın insan öldürdüğü, yargıçların gündemine henüz girmemiş.”
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer’e göre; Türkiye’de görülen kanserlerin yüzde 97’si sigaraya bağlı ve her yıl ortalama 100 bin insanımızı sigara sebebiyle kaybediyoruz.
Sigara karşıtı dernek ve vakıflar halkı dava açmaya özendirip, bu konuda önayak ve destek olurlarsa, asrın illetine karşı önemli bir zafer daha kazanılabilir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Kim görmüş o tabletleri


Temmuz 1st, 2010

Hürriyet Ege 01.07.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15188220.asp?yazarid=201&gid=142

YILLAR önce, bir konferansının ardından Muazzez İlmiye Çığ’a “Mu uygarlığı konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş, yaşamını Sümer tabletlerine adamış bu bilim insanından “Kim görmüş o tabletleri?” yanıtını almıştım.
“Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” kitabının yazarı Sinan Meydan’ı televizyonda izlerken, kitaplarıyla Mu uygarlığını dünyaya tanıtan Albay James Churchward hakkında, “Bize çok sayıda simge, resim, şema sunmuş, ama hiçbir belge, kanıt göstermemiştir” gibi ifadeler kullandığını görünce, Atatürk’ün dikte ettirdiği “Tuna Üstündeki Ses” şiirindeki “Eğri tarihi gömüp, doğru tarihe gidin!” dizesinden yola çıkarak, konuyu araştırdım.
Ulaştığım bilgilere göre, Churchward asker kökenli değildi ve “Albay” unvanını kendi kendine vermişti. Orta Amerika ormanlarında Maya uygarlığına ait kalıntılar bulan Fransız Doktor Auguste ve karısı Alice Le Plongeon, Churchward ile yakın arkadaşlardı. Bu çift hayali ve yanlış çevrilmiş Maya metinlerini temel alarak, Maya uygarlığına hükmeden bir “Kraliçe Mu” ve “Atlantis tarihi” inşa etmişlerdi. Benzer metodolojiyi kullanan Churchward da sonradan kendi uygarlığını kendi keşfetmişti
xxxxx
Araştırmayı derinleştirince, James’in küçük kardeşi tıp doktoru Albert Churchward’ın eski çağlardaki ibadet, inanç, gelenek ve sembolleri araştırarak “İlkel İnsanın Kökeni ve Evrimi” ve “İlk İnsanların İşaret ve Sembolleri” kitaplarını yazdığını ve James’in Mu uygarlığı konusundaki yazılarına kardeşinin 1925’teki ölümünden bir yıl sonra başladığını fark ettim.
Atatürk, James Churchward’ın kitaplarını tercüme ettirip, okumuş ve yanlarına notlar almışsa da, bu hipoteze inandığına ait bir kanıta rastlamadım.
xxxxx
Koskoca bir kıta battığında bulunması gereken jeolojik kanıtlar konusuna girmiyorum. Batmış Atlantis ve Mu uygarlıklarına gösterilen ilginin yüzde birinin Çin’in Sincan bölgesindeki piramitlere gösterilmemesini anlamlı buluyor, Atatürk’ün Türk tarih tezi ve Güneş-dil teorisinden hiçbir zaman vazgeçmediği gibi birçok konuda aynı düşündüğüm Sinan Meydan’ı James Churchward adlı kaşifi daha iyi araştırmaya davet ediyorum. Ayrıca; Mu Uygarlığı hipotezi Türk tarih tezini destekliyor mu, yoksa köstekliyor mu?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Makam heveslileri işe nasıl başlar


Haziran 16th, 2010

Hürriyet Ege 16.06.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15034648.asp?yazarid=201&gid=142

Birçok insan heves duyar makamlara… Heveslilerin çoğu bunu kendilerinin veya küçük gruplarının çıkarları için arzularken, topluma daha iyi hizmet amacı güdenler ne yazık ki azınlıkta…
Makama ulaştıktan sonra insanların kendi küçük gruplarını mı, yoksa toplumu mu düşündüğünü ayırt etmek kolay. Toplum çıkarını gözetenlerde önemli bir değişim gözlenmezken, çıkar peşinde koşanlar hızla değişiverir. Sadece söylemlerinde değil, mal varlıklarında da değişiklikler gözlenir.
Toplumun çıkarını düşünen yönetici sadakate değil, liyakate önem verir; yani dürüst, çalışkan, deneyimli ve yetenekli insanlarla çalışmayı tercih eder. Bir taraftan toplumsal barışın önünü açar; diğer taraftan ortaya çıkacak başarıda en büyük pay sahibi olmayı garantiler. Böyle yöneticiler gerçeği söyleyenleri, hatta kendilerini eleştirenleri dalkavuklara yeğler; çünkü koltuktan kalktıktan sonra söylenenlerin önemli olduğunu bilir.
* * *
Sadece kendi grubunu düşünenlerse; ilk iş olarak geçmişte yararlı hizmetleri bulunanları görevden alıp, yerlerine bilgi ve birikimlerine bakmaksızın kendi küçük gruplarından birilerini yerleştirir.
Üst makamlara hevesli insanların toplumun çıkarlarını mı; yoksa kendi çıkarlarını mı gözeteceklerini, koltuğa oturmadan önce anlayabilmek için geçmişte yaptıklarına bakmak yeterli olur. Toplum çıkarlarını gözetenlerin özgeçmişleri farklı makamlarda gerçekleştirilmiş çok sayıda başarıyla doludur; önceki koltuklarından kalktıklarında mal varlıklarında veya yaşam biçimlerinde önemli bir değişiklik olmamıştır. Gösterişi sevmeyen böyle insanlar, aslında çok da hevesli değillerdir, üst makamlara…
Dürüst, deneyimli, birikimli ve çalışkan insanların bir arada çalışmasına çok gereksinimi var Türkiye’nin…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date