Archive for the 'Haber Ekspres' Category

“Atatürk” gibi…


Mart 25th, 2012

Haber Ekspres 25.03.2012

http://haberekspres.com.tr/ataturk-gibi-makale,1154.html

Yeniden bir “Atatürk” gelmeyecek…

Boş yere beklemektense;

O’nun gibi olmaya mı çalışmalı yoksa?

Yüreği gibi olabiliriz belki;

Korkusuzca yürürüz, doğru bildiğimiz yolda…

Böbreği gibi olabiliriz;

Toplumun kan damarlarındaki pisliği süzmeye çalışarak…

Gözü, kulağı olabiliriz;

Olan biteni gözleyip, insanları dinleyerek…

Eli, kolu, ayağı veya,

Yazıp çizerek, izinde yürüyerek…

Beyni gibi olmak zor biliyorum; ama…

Hiç değilse tırnağı olabiliriz,

İrticayı kazıyarak…

Haftanın Sözü:  “Unutmamalıdır ki, ulusun egemenliğini bir şahısta yahut belirli şahısların elinde bulundurmakta menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini aslı olmayan bir kuvvetin temsilcisi tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat onların etrafındaki çıkarcılar, bunu din kisvesine büründürerek milleti aldatmaya, küçük görmeye çalışırlar. Nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihayet milletin kulağı bu söylentilerle dolar ve o telkinleri dinin gereği ve gerçeklerin ifadesi olarak kabul ederler. Bu gibilere ‘gerici’ ve hareketlerine ‘irtica’ denir…” (Mustafa Kemal Atatürk, 31.01.1923, İzmir)

date
 

Ne işimiz var Afganistan’da?


Mart 18th, 2012

Haber Ekspres 18.03.2012

http://haberekspres.com.tr/ne-isimiz-var-afganistanda-makale,1138.html

On iki ocağımıza daha ateş düştü ve ateş düştüğü yeri yakıyor. Şehitlerimizin aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyorum ve yok yere şehit düşmediklerini düşünüyorum.

Şu soruları sormalıyız şimdi yüksek sesle:

“Ne işimiz var bizim Afganistan’da?”

“Oradaki askerlerimiz Türkiye’nin çıkarlarını mı koruyor? Yoksa askerimizin başına çuval geçirip, zırhlımızı yanlışlıkla (!) vuranların; Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağını düşürenlerin, PKK belasını başımıza sararak çok sayıda vatandaşımızın ve askerimizin ölümüne, yaralanmasına veya çok kötü koşullarda yaşamalarına yol açanların çıkarlarını mı? Topraklarımıza yerleştirilen füze kalkanı kimleri koruyor?”

Bunları daha iyi sorgulamamızı sağlayacak şehitlerimiz… Ve bizi Suriye bataklığına çekmeye çalışanların işleri daha güç artık…

Kore’de Amerikan askerlerini kurtarmak için ölüme gönderilen şehitlerimizi ve Nazım Hikmet’in Kore’de ölen bir yedek subayımızın Menderes’e söyledikleri”ni dile getirdiği şiiri anımsamamızda da yarar var!

Diyet

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki gözünüzle bakarsınız,

iki kurnaz,

iki hayın,

ve zeytini yağlı iki gözünüzle

bakarsınız kürsüden Meclis’e kibirli kibirli

ve topraklarına çiftliklerinizin

ve çek defterinize.

Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,

iki elinizle okşarsınız,

iki tombul,

iki ak,

vıcık vıcık terli iki elinizle

okşarsınız pomadalı saçlarınızı,

dövizlerinizi,

ve memelerini metreslerinizin.

İki bacağınızın ikisi de yerinde,

Adnan Bey,

iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,

iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in,

ve bütün kaygınız

iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri

halkın tekmesinden korumaktır.

Benim gözlerimin ikisi de yok.

Benim ellerimin ikisi de yok.

Benim bacaklarımın ikisi de yok.

Ben yokum.

Beni, Üniversiteli yedek subayı,

Kore’de harcadınız, Adnan Bey.

Elleriniz itti beni ölüme,

vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.

Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan

ve ben al kan içinde ölürken

çığlığımı duymamanız için

kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.

Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,

ölüler otomobilden hızlı gider,

kör gözlerim,

kopuk ellerim

kesik bacaklarımla peşinizdeyim.

Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,

göze göz,

ele el,

bacağa bacak,

diyetimi istiyorum,

alacağım da.

25 Haziran 1959’da yazmış Nazım Hikmet bu şiiri…

Haftanın Sözü: Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” (Mustafa Kemal Atatürk)

date
 

Manisa Belediyesi de isyanlarda!


Mart 10th, 2012

Haber Ekspres 10.03.2012

http://haberekspres.com.tr/manisa-belediyesi-de-isyanlarda-makale,1121.html

Manisa’da gerçekleştireceğimiz bilimsel bir toplantı nedeniyle Manisa Belediyesi Cengiz Ergün’le görüştük, hafta içinde… Laf döndü dolaştı, Manisa’nın sorunlarında düğümlendi. Başkan Ergün’e bir dokundum, bin “Ah” işittim!

Manisa’nın geleceği için çok önemli olduğuna inandığı üç büyük projenin üçü de Manisa Belediyesi Mart ayı Meclis Toplantısı’nda AKP, CHP ve bağımsızların oylarıyla reddedilmişti. Bu projeler Oda Dernekler Projesi, Belediye Hizmet Binası Projesi, bin tezgâhlık kapalı Pazar yeri ve kapalı otopark ile Saruhan Oteli yanında atıl durumda bulunan arsanın ticaret merkezi olarak değerlendirilmesi projeleriydi.

Manisa’da hizmet veren odalar, dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına verilmek üzere tasarlanan “Oda ve Dernekler Binası” Yarhasanlar Mahallesi TEDAŞ yanında bulunan boş alana yapılacakmış. Alt katı ticaret merkezi olarak planlanan binada 400 araçlık otopark da mevcutmuş.

Yeni Garaj’ın olduğu bölgeye yapılması planlanan “Yeni Belediye Hizmet Binası” ise Manisa Belediyesi hizmet binasının yanı sıra, 1000 tezgah kapasiteli kapalı pazaryeri, 1500 araçlık otopark, sosyal, kültürel ve sportif alanlar ile yeşil alanları kapsıyormuş.

Laleli Mahallesi Saruhan Oteli’nin yanındaki atıl durumda bulunan arsaya yapılması planlanan “Ticaret Merkezi ve Rezidans Kule”de ise ticaret merkezi, rezidans daireler, otopark turizme katkı sağlayacak alanlar yer alacakmış.

Başkan Ergün olayı “siyasi emellerin şahsi emellere alet edilmesi” olarak niteliyor ve özetle “Manisa halkı bunun hesabını gerektiği yerlerden, gerektiği şekilde sorar” diyor.

Reddedenlerin gerekçelerini araştırırken, Ak Parti Manisa Belediye Meclisi Grup Başkanvekili Ömer Faruk Çelik’in konuyla ilgili araştırmasını okudum. Çelik, Belediye Başkanı Ergün’ü “Saruhan Hotel yanındaki yapımı devam eden belediye inşaatını durdurarak, kamu parasının çöpe gitmesine neden olmakla” suçlamış; ancak açıklamasında reddedilen üç projenin “yanlış” veya “zararlı”, hatta “yararsız” olduğuna ilişkin bir ifadeye rastlayamadım. Anladığım kadarıyla daha çok “Sen benim projemi engellemiştin, ben de seninkileri engellerim” durumu söz konusu… Eğer böyleyse, gerçekten çok yazık! Anlayamadığım bir konu da CHP’li belediye meclis üyelerinin nasıl olup da AKP’lilerle işbirliği yaptıkları… Umarım Manisa CHP İl Örgütü bu konuyu araştırır.

AKP’li Çelik, Belediye Başkanı Ergün’e “meclis toplantısında AKP grubuna söz vermediği” için de çok kızmış ve “Meclisi adil bir şekilde yönetmeye ve meclisin iradesine saygı göstermeye” davet etmiş.

Birden aklıma geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefetin sesini kısmak için AKP’nin başvurduğu görülmedik yollar için ne düşünüyor acaba AKP’li Başkanvekili Çelik?

Haftanın Sözü: Politika gerçekleri yadsıyıp, yalan söylemek değil, gerçeklerin istediğiniz yanını göstermesidir. (Winston Churchill)

date
 

Din eğitimi konusunda uluslararası sözleşmeler yetersiz mi?


Mart 4th, 2012

Haber Ekspres 04.03.2012

http://haberekspres.com.tr/din-egitimi-konusunda-uluslararasi-sozlesmeler-yetersiz-mi-makale,1103.html

Düşünce ve ifade özgürlüğünün yanında inanç özgürlüğünü de getiren uluslararası sözleşmelerin önemli bir eksiği var kanımca…

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi insanlara, istedikleri dine inanma (veya inanmama); “aleni veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak sureti ile dinini veya inancını açıklama” (veya açıklamama) özgürlüğü getirirken, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre …çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda… …çocuktan hukuken sorumlu kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı” gösterilir. Bugünkü anayasamız da “din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü dışında bu iki sözleşmeye uygundur.

Sözleşmeler din ve devlet arasındaki sorunları yüzyıllar önce çözmüş olan ve çoğunluğunu Hıristiyanların oluşturduğu toplumlar için yeterli olabilir. Ancak, büyük çoğunluğun Müslüman olduğu, din ve devlet işlerinin birbirinden tam olarak ayrılamadığı ülkelerde yetersiz kalıyor. Hele o ülke “Hem Müslüman, hem laik olunmaz; ya Müslüman olacaksın, ya laik” demiş olan bir başbakan ve “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu Anayasa Mahkemesinin tüm hukukçu üyeleri tarafından tescilli bir parti tarafından yönetiliyorsa… Üstüne üstlük, eğitim sisteminin başında “laiklik ilkesinin yerinin İslam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum” diyen bir kişi yer alıyorsa…

Din eğitim ve öğretiminin küçüklerin kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması “çok küçük yaşlarda, yoğun dini eğitim verilmesi” veya “satanizm ya da benzeri sapık inançların dayatılması” yoluyla çocuklarda giderilmesi güç, hatta olanaksız zararlara yol açabilir. Böyle eğitilmiş çocukların ilerde “özgür düşünebilme” yetisine sahip olabilmeleri çok güçtür. Çocuklara dini eğitimin hangi yaşlarda ve hangi koşullarda verilmesi gerektiğini belirleyen uluslararası bir yasal düzenleme getirmenin, özellikle laikliğin tehdit altında bulunduğu ülkeler açısından yararlı olacağı kanısındayım.

Yangından mal kaçırır gibi getirilmeye çalışılan 4+4+4 sistemine çok önemli bilimsel itirazlar var: Örneğin Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, “bilimsel araştırmalara göre” bir çocuğun ancak 12 yaşında “soyut düşünebilme” yeteneği kazandığını söylüyor; bu yetenek olmaksızın “din” konusunda verilecek eğitimin ne kadar “yararlı” olduğu bilimsel olarak tartışılmalı, kanımca. Aynı fakültenin başka çekinceleri de var:

“Dördüncü sınıftaki bir çocuğun, somut işlemler döneminin tam ortasındayken ilköğretimin ikinci kademesine geçmesi, bilimsel veriler ve bulgulara ters düşmektedir. Ayrıca, çocukların soyut işlemler dönemine girmeden bir öğretim kademesini tamamladığı hiçbir gelişmiş ülke bulunmamaktadır.”

“…okullaşma yalnız bilişsel gelişimin ‘olmazsa olmazı’ değil, aynı zamanda sosyalleşme süreçlerinin gerçekleştiği, çocuğun birey olarak toplum içinde etkin iletişim ve etkileşimi öğrendiği süreçleri kapsar… …bu sosyal ortamın dışındaki seçenekler yalnız bilişsel gelişime değil, aynı zamanda da sosyal ve duygusal gelişime de ket vuracaktır.”

“Önerideki ikinci 4 yılın mesleki ve teknik yönlendirmeyi içermesi, bilimsel açıdan kabul edilir bir seçenek değildir. On yaşındaki bir çocuğun ilgi, yeti, bilgi ve becerileri, kalıcı bir hale gelmemiştir. Bilimsel veriler, bu alanlardaki değişmezliğin ergenlik dönemi sonunda bile oluşmadığını açıkça göstermiştir.” (http://www.fed.boun.edu.tr/default.asp?MainId=18)

Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlık düzeyini yakalayabilmek için “dindar” ve “kindar” değil; Atatürk’ün dediği gibi “düşüncesi, vicdanı, anlayış ve sezgisi özgür kuşaklara” gereksinimi var! Bu da ancak bilimin yol göstericiliğinde olası…

Haftanın Sözü: “Yeryüzünde üç yüz milyonu geçen Müslüman vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle, terbiye ve ahlâk almaktadırlar. Fakat acıyarak söylüyorum ki, bu insan kütleleri şunun veya bunun esaret ve horgörü zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve ahlak, onlara bu esaret zincirlerini kırabilecek insanlık niteliklerini verememiştir, veremiyor.” (Mustafa Kemal Atatürk)

date
 

Fenerbahçeliler gururlanın!


Şubat 26th, 2012

Haber Ekspres 26.02.2012

http://haberekspres.com.tr/fenerbahceliler-gururlanin-makale,1089.html

Ne şampiyonluklar yaşadık… Ne büyük başarılara imza attık.

Ama hiçbir şey Fenerbahçe Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’ın şu sözleri kadar gururlandırmadı beni:

“Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Fenerbahçe’nin Türkiye’de dalga dalga yayılışının ve yükselişinin temelinde bu vardır: ‘Müstevlilere (işgalci düşmanlara) karşı spor alanlarında yarışmak kadar, savaşta da onlara karşı silahla mücadele etmek…’ Fenerbahçe bu sebeple büyüktür ve Biz bu sebeple her yerde ve her şekilde ‘Fenerbahçe Cumhuriyeti’ diyoruz… …aleyhimize yürütülen karalama kampanyalarının başlıca sebebini kuruluş yıllarındaki bu temel felsefemizi yıkma gayretinde aramak gerekir.”

“Fenerbahçe Cumhuriyeti boşa söylenmiş, sadece gazetelerin spor sayfalarında yer alan bir slogan değildir. Fenerbahçe Cumhuriyeti her şeyin üzerinde Atatürk’ü ve Türk gencini tutan ve sembolize eden bir nitelemedir.”

Sayın Yıldırım’a bir tebrik de, basın tarafından Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasası denen, ancak başkalarını kurtaran 6222 sayılı Yasa’yı “kişilere yönelik özel bir düzenleme” olarak görüp veto eden; ancak, MİT yasasını, özel bir düzenleme olmadığını düşünerek, görülmemiş bir hızla onaylayan Cumhurbaşkanı Gül’e getirdiği eleştiri için…

Çok güvendiğimiz kurumlar bir bir pes ederken, Fenerbahçe yıkılmaz bir kale gibi dimdik ayakta… Sivaspor Başkanı Mecnun Odyakmaz’ın kulübüne teşvik teklifinde bulunan takımın Fenerbahçe değil, Trabzonspor olduğunu söylemesiyle daha da ilginç hale gelen dava hakkında bir yorum yapmayacağım; ancak tutuklamaların başlamasından tam on beş ay önce, 7 Nisan 2010 günü sol.org sitesinde O. Gün Ünal’ın yazdığı “Cemaat Şampiyon Olur Mu?”başlıklı yazıdan ( http://haber.sol.org.tr/serbest-kursu/cemaat-sampiyon-olur-mu-ogun-unal-haberi-26476 ) bazı bölümleri aynen aktarmak istiyorum:

“…tüm bir toplumsal sistemin egemenlik altına alınmasının bir ayağı da futbolda.”

“Murat Aksu’nun Beşiktaş’ta Yıldırım Demirören’e karşı adaylığı bunun ilk işaretiydi.”

“Adnan Öztürk’ün Galatasaray’da Adnan Polat’a karşı adaylığı bir sonraki hamleydi.”

“Sırada Fenerbahçe var.”

“Dikkat edin bir yandan üç büyüklerdeki sermayenin el değiştirmesi için denemeler yaparlarken, diğer yandan da futbolun Ergenekon’unu yaratıyorlar!”

“Futbolun tüm kurul ve kurumlarını şikeyle terbiye edecekler. Ergenefutbol!”

“Futbolcular, menajerler ve kimi kulüplerin yöneticileri gözaltına alınıyor, ifadeye çağrılıyor. Büyük oyunun küçük parçalarını ortaya sürüyorlar. Alt liglerden başladılar.”

“Ergenekon’da yaratılan imajla futbol şikesinde yaratılan aynıdır.”

“Ergenekon sürecini hatırlayın. Generallere uzanan süreci düşünün. Direnç gösterildikçe üstüne gittiler… Kulüpler ve federasyon bazında da aynısını yapacaklar.”

Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın “25 milyon Galatasaray taraftarının 20 milyonunun AKP’ye oy verdiğini” açıklamasının ardından, Galatasaraylı olmadığıma bin kez şükrettim… Normalde Galatasaraylı olmalıydım; koyu Galatasaraylı babam Süleyman Ok’un dayısı Galatasaray’ın unutulmaz başkanlarından Halil Burnaz ve neredeyse tüm sülalem Galatasaraylı çünkü.

Avucuna imza attırıyormuş gibi yaptırdıktan sonra, henüz beş yaşındayken bana “Sen artık Fenerbahçelisin, Fenerbahçeliler sözünden dönmez” diyen zamanın Ayvalık Shell bayisinin sahibi rahmetli Baki Uykal’ı saygıyla anıyorum…

Geçmişte Türkiye’de Cumhuriyet ilkesinin, yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. demiş olan Milli Eğitim Bakanı, 10 yaşındaki kız çocuklarının başını bağlayarak eve kapatma formülü geliştirirken, TÜSİAD ve birkaç dernek dışında Türkiye sus pus.

Fenerbahçem ise haykırıyor “Son kale düşmeyecek!” diye…

Nasıl gurur duymam?

Haftanın Sözü: Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum. (3.5.1918 – Ordu Komutanı Mustafa Kemal)

date