Archive for the 'Atatürk' Category

Kahvehanelerde sigara ve hukuk


Ağustos 6th, 2010

Hürriyet Ege 06.08.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15495766.asp?yazarid=201&gid=142

TÜRK Toraks Derneği Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi’nin İzmir’de düzenlediği “Anayasal Özgürlükler ve Sağlık Hakkı Çalıştayı” benim için çok bilgilendiriciydi. Örneğin; sigarayı deneyen her dört kişiden üçünün sonradan bağımlı olduğunu, bağımlı olan her 10 kişiden sadece birinin sigarayı kendi iradesiyle bırakabildiğini bilmiyordum.
Kendileri içmeksizin, sigara içilen kapalı ortamlarda bulunanların saç teli analizlerinde çok sayıda sigara içmiş insanlardaki kadar nikotin saptandığına ilişkin bilimsel verilerden, geçen yıl içinde kapananların iki katı sayıda kahvehane açıldığından ve ödenen KDV’ye göre gelirlerinin artmış olduğundan da haberim yoktu.
Anayasa Mahkemesi’ne taşınan yasanın; sağlık, ekonomi ve hukuk alanının yetkin isimleri tarafından tartışıldığı Çalıştay’da, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, bazı yasaklamaların özgürlük getirebildiğini söyleyerek, Atatürk’ün devrimlerini örnek gösterdi.
Turgut Kazan, özgürlüklerin çatışması durumunda hukukun öncelikleri belirlediğini; sigara içme özgürlüğünün, başkalarının sağlıklı yaşam hakkıyla çatıştığını ve kahvehanelerde çalışanların da sağlığının korunması gerektiğini vurguladı. Danıştay’ın yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürürken kahvehanelerden “500 yıllık kültür” olarak bahsettiğini, aynı mantıkla daha eskilere dayanan “töre cinayetleri”nin de savunulabileceğini söyleyen Kazan, tütün dumanının zararlarının nasıl önlenebileceği konusunda bilirkişi görüşü alınmamış olmasını eleştirdi.
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Ali Ulusoy ise, genel bir yasağın engellenmesinin halka çekici gelebileceğini, ancak tıpkı uyuşturucuda olduğu gibi toplumun çıkarı için yasakların gerekli olabileceğini dile getirdi. Tüm hukukçular, Anayasa Mahkemesi’nin kararının da bu yönde olacağı tahmininde birleştiler.
İzmir halkının sigara konusundaki yasal düzenlemelere uyum sağlamasını, bilinç düzeylerinin yüksekliğine bağlayan İzmir Valisi Cahit Kıraç’a katılıyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Kim görmüş o tabletleri


Temmuz 1st, 2010

Hürriyet Ege 01.07.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15188220.asp?yazarid=201&gid=142

YILLAR önce, bir konferansının ardından Muazzez İlmiye Çığ’a “Mu uygarlığı konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş, yaşamını Sümer tabletlerine adamış bu bilim insanından “Kim görmüş o tabletleri?” yanıtını almıştım.
“Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” kitabının yazarı Sinan Meydan’ı televizyonda izlerken, kitaplarıyla Mu uygarlığını dünyaya tanıtan Albay James Churchward hakkında, “Bize çok sayıda simge, resim, şema sunmuş, ama hiçbir belge, kanıt göstermemiştir” gibi ifadeler kullandığını görünce, Atatürk’ün dikte ettirdiği “Tuna Üstündeki Ses” şiirindeki “Eğri tarihi gömüp, doğru tarihe gidin!” dizesinden yola çıkarak, konuyu araştırdım.
Ulaştığım bilgilere göre, Churchward asker kökenli değildi ve “Albay” unvanını kendi kendine vermişti. Orta Amerika ormanlarında Maya uygarlığına ait kalıntılar bulan Fransız Doktor Auguste ve karısı Alice Le Plongeon, Churchward ile yakın arkadaşlardı. Bu çift hayali ve yanlış çevrilmiş Maya metinlerini temel alarak, Maya uygarlığına hükmeden bir “Kraliçe Mu” ve “Atlantis tarihi” inşa etmişlerdi. Benzer metodolojiyi kullanan Churchward da sonradan kendi uygarlığını kendi keşfetmişti
xxxxx
Araştırmayı derinleştirince, James’in küçük kardeşi tıp doktoru Albert Churchward’ın eski çağlardaki ibadet, inanç, gelenek ve sembolleri araştırarak “İlkel İnsanın Kökeni ve Evrimi” ve “İlk İnsanların İşaret ve Sembolleri” kitaplarını yazdığını ve James’in Mu uygarlığı konusundaki yazılarına kardeşinin 1925’teki ölümünden bir yıl sonra başladığını fark ettim.
Atatürk, James Churchward’ın kitaplarını tercüme ettirip, okumuş ve yanlarına notlar almışsa da, bu hipoteze inandığına ait bir kanıta rastlamadım.
xxxxx
Koskoca bir kıta battığında bulunması gereken jeolojik kanıtlar konusuna girmiyorum. Batmış Atlantis ve Mu uygarlıklarına gösterilen ilginin yüzde birinin Çin’in Sincan bölgesindeki piramitlere gösterilmemesini anlamlı buluyor, Atatürk’ün Türk tarih tezi ve Güneş-dil teorisinden hiçbir zaman vazgeçmediği gibi birçok konuda aynı düşündüğüm Sinan Meydan’ı James Churchward adlı kaşifi daha iyi araştırmaya davet ediyorum. Ayrıca; Mu Uygarlığı hipotezi Türk tarih tezini destekliyor mu, yoksa köstekliyor mu?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Biri Zeynep’i yanıtlasın


Mayıs 30th, 2010

Hürriyet Ege 30.05.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14878825.asp?yazarid=201&gid=142

İlköğretim 5. sınıftaki kızım Zeynep geçenlerde sordu. “Babişko, vatandaşın devlete karşı görevleri nelerdir?” “Kızım” dedim, “Atatürk, bu tür sorularınıza yanıt olsun diye bir ders kitabı yazmıştı. Ona bak istersen.” “Şaka yapıyorsun herhalde” dedi Zeynep, “Atatürk bizler için kitap mı yazmış?”
Baktım inanmıyor, hep başucumda duran “Medeni Bilgiler” (Uygarlık bilgileri, Örgün Yayınevi) kitabından “Vatandaşın devlete karşı görevleri” bölümünü açıp, gösterdim.
Zeynep şaşırmıştı; can alıcı soruyu sorması uzun sürmedi. “Madem Atatürk, okuyalım, öğrenelim diye kitap yazmış, neden derslerimizde bu kitap okutulmuyor?”
“Ben de bilmiyorum ve anlayamıyorum, kızım” dedim. Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumu’nun Atatürk’ün bu kitabını yeterince basmadığını, bastıklarında bazı bölümleri sansürlediğini, çıkardığını söylediğimde Zeynep’in tepkisi şöyleydi: “Yok artık Baba!”

Baktım ki, başa çıkamayacağım “Al kitabı, incele; istersen okula götür, arkadaşlarına da göster. Bana sorduğun soruları öğretmenlerine sorabilirsin” deyip, topu taca attım.
Şu sıralar “Anayasa” konusu işleniyor Zeynep’in sınıfında… Ve Anayasa’mızın değiştirilemeyen 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu; 42. maddesinde ise, “Eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda” yapılacağı yazıyor. Atatürk’ün çocuklar için yazdığı ders kitabının okutulmadığı bir ülkede, Atatürk milliyetçiliğine bağlı bir devletten, Atatürk ilke ve devrimleri (“inkılâp” sözcüğünün kendisi Atatürk devrimlerine aykırı bence) doğrultusunda yapılan eğitim öğretimden söz edilebilir mi? Ben yanıt bulamadım; Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, Türk Tarih Kurumu’ndan birileri çıksın Zeynep’i yanıtlasın lütfen.
“Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabı neden derslerde okutulmuyor?”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Gerçekleşen bir dilek ve yeni dilekler


Mayıs 23rd, 2010

Hürriyet Ege 23.05.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14809452.asp?yazarid=201&gid=142

“Bir sonraki seçimlerin öncesinde CHP Genel Başkanlığı’nı zirvedeyken bırakacağım ve her partinin ayakta kalması için gerekli kan değişimini o zaman hep birlikte yapacağız.” Deniz Baykal’ın ağzından bu sözleri duymak istediğimi yazmıştım, üç yıl önceki bir yazıda. Hemen ardından, bugün görevde bulunmayan bir CHP il başkanı, yerel bir gazetede beni “Elit Atatürkçü” olmakla suçlamıştı! Bugüne dek aldığım, bu en büyük iltifat nedeniyle kendisine gecikmiş bir teşekkür…

Dileğim, kısmen de olsa, gerçekleştiğine göre yeni dileklerde bulunabilirim. Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuranların Atatürk ve O’nun yanındaki elitler (seçkinler) olduğunu anlayamayanların CHP’ye il başkanı olamamalarını diliyorum, öncelikle…

İstanbul’daki belediye seçimlerinde başarılı olan Kemal Kılıçdaroğlu – Gürsel Tekin ikilisini, dünyada eğitim alanında uygulanmış en görkemli proje olan “Köy Enstitüleri”nin başarılı mimarlarından Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ikilisine benzetmiştim. Dilerim, Kılıçdaroğlu önderliğinde yeni CHP, tüm sorunların kökeninde “eğitim”in yattığı bilinciyle, “Köy Enstitüleri” projesini günümüz koşullarına uyarlayıp, Yücel – Tonguç ikilisinin ne yazık ki, CHP döneminde bırakmak zorunda kaldıkları yerden devam eder. Doğu ve güneydoğuda derebeylik düzenine karşı mücadele yolunda, Kılıçdaroğlu’nun başbakan adaylığından daha iyi bir “açılım” da olamazdı herhalde. 

CHP’de gençleştirme operasyonunun yanında, halkın isteği doğrultusunda, tanınmış ve başarılı kişilerin partiye kazandırılmasını diliyorum. Kılıçdaroğlu’nun hedef koyduğu yüzde 40 oranına gelince… Hayatları boyunca “Boşuna konuşmayın, CHP’ye oy vermemize imkan, ihtimal yok” diyen annem ve babam bile “Kılıçdaroğlu’na oy vereceğiz” diyorlarsa, bu oranı aşmak bile olası.

En önemli dileği sona sakladım. Tek kişi yönetiminden kurtulan CHP konusundaki iyi dileğim tuttuğuna göre diyorum ki:
“Darısı AKP’nin başına…”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Sizce suçlu kim?


Mayıs 2nd, 2010

Hürriyet Ege 02.05.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14591309.asp?yazarid=201&gid=142

YUMURTALAR, yumruklar, kurşunlar, cinayetler… Miniklere tecavüz edip, öldüren çocuklar… İlhan Şeşen’in şarkısı geliyor insanın aklına. “Neler oluyor bize?” Ve bir de soru: “Suçlu kim?”
Doğu ile Batı arasındaki sosyoekonomik uçurum, cehalet ve eğitimsizlik, derebeylerinin yönettiği feodal düzen mi?
Feodal düzeni sona erdirecek toprak reformunu gerçekleştirmek yerine, “Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi” olarak nitelendirdiği köy enstitülerinin sonunu hazırlayan İsmet İnönü mü?
İlk işi Türkçe dışında ezan yasağına son vermek olan, ardından 1954’te köy enstitülerini kapatan Adnan Menderes mi?
Atatürk’ün deyimi ile “Bilgisizliği devam ettirmeyi kendi devamları için gerekli görenler” mi?
İhtilal yapıp, Adnan Menderes’i, Deniz Gezmiş’i, onların arkadaşlarını ve daha birçok insanı asanlar mı?
Ecevit, Demirel, Erbakan ve Türkeş’in izlediği politikalar mı?
Olayların altındaki psikolojik, sosyolojik ve ekonomik nedenleri tarih çerçevesinde derinlemesine incelemek yerine, magazin yönünden yaklaşan basın organları mı? 
Sorunları halkın anlayabileceği biçimde basitleştirip, sunamayan bilim insanları mı?
Ezbere dayalı, gereksiz bilgilerle şişirilmiş eğitim sistemi mi?
Şiddet içeren çizgi filmler, bilgisayar oyunları, televizyon dizileri, sinema filmleri mi?
Zorunlu eğitimin gereğini yerine getirmeyen, kız çocuklarının okula gönderilmemesini hoş gören ilgililer mi?
Gerçek tarihi yeterince bilmememiz ve ondan ders almamamız mı?
Halkın eğilimlerini yansıtmayan seçim sistemi ve gereksiz genişletilmiş milletvekili dokunulmazlığı mı?
AKP, CHP, MHP, DP, BDP ve diğer partiler mi?
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” benzeri atasözlerimiz mi?
Haksızlıklara yeterince duyarlı olmayan halk, depolitize edilmiş gençlik mi?
Daha rahat sömürebilmek için ülkeyi karıştıran emperyalist güçler mi?
Ne dediniz? Hepsinden birazcık mı?
Bilemediniz. Bütün suç “Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nin yapısı”nda…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date