Archive for Aralık, 2011

Sorular, sorular…


Aralık 25th, 2011

Haber Ekspres 25.12.2011

http://haberekspres.com.tr/sorular-sorular-makale,958.html

Aklımızda her zaman türlü sorular taşır; bazılarının çok merak ederiz, yanıtlarını… Kafamdaki soruların sayısı hiçbir zaman bu dönemdeki kadar fazla olmamıştı; ne okusam sorular hücum ediyor beynime…

Anayasayı okuyorum, örneğin; gözüme 10. madde takılıyor… Herkes… …kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan bir cerrahi operasyon geçirdi, kendisine acil şifalar dilerim. Ancak, operasyonu gerçekleştiren hekim 26 Ağustos 2011 tarihli kanun hükmünde kararname nedeniyle üniversiteden ayrılmıştı ve hukuken üniversitede cerrahi operasyon yapması “suç”tu. Bu hekim hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığına göre, aynı pozisyondaki hekimler, aynı şeyi yaparlarsa bu “suç “sayılır mı?

Yeni anayasada, Herkes… … kanun önünde eşittir” bölümünün ardından, “Başbakanlar daha eşittir” gibi bir ifade yazılması düşünülüyor mu?

Başbakan Erdoğan’ın hastalığı konusunda başka sorular da geliyor akla… Ameliyatı yapan hekim neden yapılan girişimle ilgili açıklama yapmadı? Patolojik inceleme sonucu açıklandığı gibi “iyi huylu bir tümör (polip)” şeklindeyse, bu rapor neden gösterilmiyor? Bu durum fısıltı gazeteleri ile yurt dışındaki bazı internet sitelerinde yer alan ve başbakanın hangi evredeki hangi tür kanser olduğuna ilişkin ayrıntılı haberlere çanak tutmuyor mu?

27 Temmuz 2003’te Gaziantep’te “iğne yapmaktan aciz” olarak nitelendirdiği doktorlar için “Delik deşik eder sizi, hala damarı bulamaz. Ama bir hemşireye hemen verirsiniz, bakarsınız ki bir girişte hemen damara girer.” diyen Başbakan Erdoğan aynı düşüncelerini koruyor mu?

Anayasaya devam… Geldim 42. maddeye… “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz… …Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz… …İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.”

Neresinden başlayım? Anayasal hak olan “parasız eğitim”den “yoksun” kalınmasın diye pankart açan gençlerin 19 ay tutuklu olarak hapis yatmasından mı? Yoksa bir bakanın gözüne yumurta atarak morartan öğrencilerin serbest bırakılmasından mı? Bu durumda anayasal bir hakkı pankart açarak istemek “suç”, bir bakana yumurta atarak gözünü morartmak “serbest” mi oluyor?

Eğitim ve öğretim “Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda” ve “ çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre” yapılıyor mu? Örneğin İmam Hatip Liselerinde?

Yıllardır “İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu” olduğu halde Doğu ve Güneydoğu’daki doğurganlık çağındaki kadınların yüzde 40’ı neden okuma yazma bilmiyor?

Var olan anayasaya rağmen, bunlar yaşanabiliyorsa, “Sivil” markası ile yutturulması düşünülen yeni “hap”ın yan etkileri neler olabilir?

Of, yeter! Kapadım “Anayasa”yı…

Bertrand Russell bir röportajında “İnsan yaşadığı dönemin hoşgörür olduğunu nasıl bilir?” sorusunu “Özgür kurumlardan anlarsınız. Basın özgürlüğü olur, düşünce özgürlüğü olur, propaganda özgürlüğü olur.” diye yanıtlamış. Buna göre şu dönemde Türkiye’de “hoşgörürlük” ne durumda?

Yoksa “hukukçu” olmadığım için mi anlamakta zorlanıyorum olanları?

Ve son iki soru (ilki ulemaya):

“Adalet”in bittiği yerde “ilahi adalet” devreye girer mi?

Her şeyi “tek adam”a endeksleyen AKP, kendi kazdığı çukura kendi mi düşüyor?

Haftanın sözü: “Bilim insanı doğru yanıtları veren değil, doğru soruları sorandır.” Claude Levi-Strauss

date
 

Atatürk’ün mirası kuruma son atamalar


Aralık 23rd, 2011

Haber Ekspres 23.12.2011

http://haberekspres.com.tr/ataturkun-mirasi-kuruma-son-atamalar–makale,955.html

Atatürk’ün mirasının bir bölümünü bıraktığı Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları yıllardır orasından burasından parçalar koparılması, yeni parçalar eklenmesi ve bir araya getirilmesiyle bambaşka tek bir “Kurum” haline geldi. Adı artık “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”… “Atatürk” adı ile başlayan ve Atatürk’le özdeşleşmiş bu kurumun yönetim kuruluna Cumhurbaşkanı Gül tarafından yapılan atamaların bazıları, şaşkınlık ve tepki ile karşılandı.

Oysa olay sürpriz değil… Geçtiğimiz 10 Kasım’daki yazımda Kurum’un görev ve teşkilatının kanun hükmünde bir kararname ile yeniden düzenlendiğini yazmış, Anayasa’ya açık biçimde “aykırı” olan bu değişiklikle, Kurum’un kaldırılan ilkelerinden bazılarını sıralamıştım:

“Milli Mücadele ruhu ve bilinci içerisinde; Atatürkçü düşünceye, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar var olma şuuruna, kişilerin ve milletin refahına, toplumun mutluluğu inancına, milli kültürün çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma azim ve kararlılığına bağlı kalmak ve sahip olmak”

“Milli dayanışmada Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını birleştirici bir güç olarak tutmak ve bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı, bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesi”

“Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak” (Kurum’a bağlı Atatürk Araştırma Merkezi’nin)

Kurum’a yeni atanan Mümtaz’er Türköne ise aynı gün (10 Kasım) Zaman Gazetesi’nde şunları yazıyordu:

“Atatürkçülüğün bir tür; cehaleti, kifayetsizliği, ilme ve fikre uzaklığı ve bağnazlığı gizlemek için icat edilmiş bir maske olduğunu uzun yıllar boyu tecrübe ederek öğrendim.”

“Yeni anayasada ideoloji olmasın talebi, ‘Anayasada Atatürkçülük yer almasın’ anlamına geliyor.”

“Nagehan Alçı’nın yeniden açtığı ‘Atatürk diktatör müydü?’ tartışması ile Hilal Kaplan’ın ‘Türkiye’nin ölmeyen babası’ kitabını, bu eleştirel akla bir katkı olarak değerlendirmek lâzım.”

Atanan üyelerden Prof. Dr. Necati Polat ve Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne’nin ortak özelliklerinden biri de 2006 yılında İzmir’de bir toplantıda söylediği “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder. İleride bizlere,neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diye soracaklar sözleri nedeniyle Atatürk’e hakaretten yargılanarak, bir yıl üç ay hapse mahkum olan; iki yıl içinde suçun tekrarlanmaması durumunda kararın iptaline hükmedilen Prof. Dr. Atilla Yayla’ya imzalarıyla destek olmaları…

Mont Pelerin Topluluğu üyesi Prof. Yayla’nın Zaman Gazetesi’ndeki yazılarından iki bölüm:

“Türkiye’de cumhuriyet fikrine ve cumhuriyet rejimine karşı çıkan kişi ve gruplar, bildiğim kadarıyla pek yoktur. Keşke olsaydı, olabilseydi, olmasına müsaade edilseydi; mesela, cumhuriyet rejimi yerine anayasal monarşiyi savunanlar bulunsaydı ve onlarla cumhuriyet fikrini savunanlar tartışsaydı.” (24.06.2006)

“Kemalizm’in medenileştirici bir süreç olarak görülemeyeceğine işaret ettim. Medeniyet bir şeyi yapmaksa (yani do etmek) Kemalizm’in, onu yapmamak/çözmek (yani undo etmek) anlamına geldiğini dile getirdim.” (21.11.2006)

Ve Emin Çölaşan’la yaptığı telefon görüşmesinde Yayla diyor ki: “İki adet ifade özgürlüğü projesi için AB’den (400 artı 50) 450 bin Euro aldık. Ne var bunda!” (Hürriyet, 22.11.2006)

Atananlardan Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç’in “Risale-i Nur’da İlim Kavramı” başlıklı makalesi (http://www.bediuzzamansaidnursi.org/icerik/ris%C3%A2le-i-nurda-ilim-kavrami) ve Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde Said Nursi maddesini yazmış olması; Zaman Gazetesi yazarı Prof. Dr. İskender Pala’nın ise Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atılmış olması dikkat çekici.

Yorumu size bırakıyorum…

date
 

“Yeni”, “Eski” ve “En Eski CHP”


Aralık 18th, 2011

Haber Ekspres 18.12.2011

http://haberekspres.com.tr/yeni-eski-ve-en-eski-chp-makale,943.html

“Yeni CHP” terimini anlayabilmek için Washington Institute for Near East Policy Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağaptay’ın 5 Eylül 2010 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Yeni Kemalizm” başlıklı yazısı incelenebilir.

Çağaptay’ın, Atatürkçü camiada büyük tepkiyle karşılanan yazısındaki “Deniz Baykal’ın görevinden nahoş biçimde de olsa ayrılışı, Türk siyasetinde bir fırsat penceresini araladı” görüşünü paylaşsam da, yazının önemli bir bölümüne katılmam olası değil. Hele “Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin Batılılaşmasını ve Avrupalılaşmasını istedi; bu hâlâ Kemalizmin temel amacı” bölümüne…

Atatürk’ün amacı “Batılılaşmak” veya “Avrupalılaşmak” değil; “akıl ve bilimin yol göstericiliğinde çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak, hatta aşmak”tı. Çağdaş uygarlık yolunda “ileri değil, geriye bakmak cahilliği ve tedbirsizliğinde bulunanların uygarlığın coşkun seli altında boğulmaya mahkum” olduklarını söylüyordu, Atatürk…

Yapılan devrimlerle çok kısa zamanda birçok alanda çağdaş uygarlık düzeyi yakalanmış, hatta aşılmıştı. Birçok gelişmiş ülkeden yıllarca önce kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı veya çok kolay okunup, yazılabilen bir “abece” gibi…

Çağaptay’ın “Yeni CHP” için söylediği “… Kemalizmi halkın çoğunluğunun gözünde daha çekici hale getirirse, 2011 genel seçimlerinde AKP’yi zorlayabilir” şeklindeki, “yanlış” olduğundan gerçekleşmeyen öngörüsünün başlangıç bölümü “CHP, kuruluşundaki Atatürk ilkelerine, yani ‘En Eski CHP’ye dönerse” olmalıydı, kanımca…

“En Eski CHP” ile neyi mi kastediyorum. Atatürk’ün çizdiği altı ok aracılığıyla tüm topluma ulaşmaya çalıştığı; kentlisinden köylüsüne, işçisinden patronuna, dindarından laikine, Türkünden Kürtüne tüm halkı kucakladığı, devrimlerden ödün vermenin akla bile gelmediği yılları…

“En Eski CHP” ile “Eski CHP” arasındaki geçiş dönemi 1938’de Atatürk’ün hastalanması ve ardından ölümü ile başlayıp, oy uğruna 1946’da Köy Enstitüleri’nden verilen tavizler ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in istifasıyla son bulur, bana göre…

Oy uğruna devrimlerden verilen tavizlerin ardından CHP, belini hala doğrultamadı, tam olarak… Bundan ders çıkarıp, toplumun belli kesimlerine hoş görünmeye çalışmak yerine, tümünü kucaklamaya çalışmalı artık CHP; tıpkı “En Eski CHP” gibi… O gün yapılanların aynısını yapmak anlamına gelmiyor bu… Günün koşullarına en uygununu yapmak; çağdaş uygarlık düzeyini yakalayıp, aşacak projeler (örneğin toplumun farklı kesimleri arasındaki uçurumların giderilmesine yönelik) üretmek anlamına geliyor.

“Biat kültürü”ne dayanmayan CHP’de farklı görüşlere bağlı tartışmaların ve kırgınlıkların oluşması son derece olağan. Başarının önkoşulu olan birlik beraberliğin sağlanması için ortak görüş ve amaçlar etrafında bir araya gelerek, farklı görüşlerin zenginliğinden yararlanmaya bakabilir, CHP… Parti çıkarlarını kendi çıkarlarının üzerinde görerek, yıllarca emek vermiş, donanımlı ve deneyimli insanların gönlü alınarak, mutlaka geri kazanılmalı, öncelikle…

AKP’nin çatırdamaya başladığı şu günlerde, bir alternatif oluşturabilmek isteniyorsa, eğer…

Haftanın Sözü: Cumhuriyet Halk Partisi’nin esas düşünce ve dileği vatandaşları her türlü ayrılıktan korumak, onları, kendileri ve büyük Türk ulusu için faydalı kılmaktır. Mustafa Kemal Atatürk

date
 

Atatürk ve şiir


Aralık 11th, 2011

Haber Ekspres 11.12.2011

http://haberekspres.com.tr/ataturk-ve-siir-makale,929.html

Atatürk’e yönelik sistemli yıpratma harekâtı hızını giderek arttırırken, Atatürk’ün fazla bilinmeyen yönlerini anekdotlarla aktarmak yararlı olabilir mi? Siz karar verin…

Şiire ilgisi Manastır İdadisi’ndeyken başlayan Mustafa Kemal, kompozisyon öğretmeninin “Böyle uğraşlar seni askerlikten uzaklaştırır” uyarısını dikkate alsa da, Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeki arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’la birlikte geceleri yatakhanede, yasak olmasına rağmen, özellikle Namık Kemal’in şiirlerini gizli gizli okurlar. Özellikle şu dizeler heyecanlandırır genç Mustafa Kemal’i:

“Felek her türlü esbab-ı cefasın (eziyet yollarını) toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten (yolculuktan).”

Yunan ordusunun işgali altındaki Bursa’nın kurtuluştan umudunu kesmiş bir milletvekili Meclis kürsüsünden Namık Kemal’in Vatan Mersiyesi’nden iki dizeyi, bir sözcüğünü değiştirerek, dövünürcesine tekrarlar:

“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

Yok, mudur kurtaracak bahtı kara maderini (annesini)?”

Gerisini şair Behçet Kemal Çağlar şöyle anlatıyor: “Aruzu, neredeyse Namık Kemal’den daha iyi kullanmasını biliyormuşçasına; Mustafa Kemal kürsüye fırlamış ve halkın ‘iman tahtası’ dediği göğüs kemiğini döve döve şöyle haykırmıştı:

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!”

Atatürk’ün en çok sevdiği şairlerden biri de Tevfik Fikret’tir. 1925’te İzmir Öğretmen Okulu’nda Fikret’in şu dizesini anımsatır:

“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer (insanlık).”

Atatürk bir gece konuklarına “Şair kime derler?” diye sorar. Saygın konukların “nesre musiki katabilen dil sihirbazı” gibi ağdalı yanıtlarını beğenmez ve şiirden hiç anlamayan birine yöneltir soruyu. “Şiir yazana şair derler, efendim” yanıtına “Aferin”i yapıştırır. Gülüşmeler durunca “En iyi tanım seninki, ama bir yanlışın var; şiir yazılmaz, söylenir” der.

Atatürk de şiir yazmaktan çok dikte ettirmeyi severdi. 24 Ekim 1933 tarihinde Ankara Müzik Öğretmenliği Okulu’na gelen Atatürk “Size bir dize söyleyeceğim. Devamını beraber yazacağız. Oluşacak güfteyi hemen besteleyip bana söyleyeceksiniz” der. Atatürk’ün “Büyük karakterli Türk, çalışır yorulmazsın” dizesinin ardından ikinci dizenin ilk bölümü Celal Bayar’a; son bölümü Atatürk’e aittir.

“Zekan cihandan büyük, müsbet ilme bağlısın.”

Diğer dizeleri öğrenciler tamamlar:

“Güzel san’at sevgisi, yüreğine ateştir:

Türk’ün büyük ülküsü, bu dünyaya güneştir! ”

Savunma Bakanı Derviş Paşa’nın ölümü nedeniyle Hafız Yaşar Okur’a bir şiir dikte ettiren Atatürk, bunu mersiye şeklinde bestelenmesini ve bir gün sonraki cenaze töreninde okunmasını sağlar. Atatürk’e ait olduğu bilinmeyen güfte şöyledir:

“Büyük Türk Ordusu

Büyük bir kahramanını toprağa veriyor;

Ulu Türk Milleti

Değerli bir evladını toprağa veriyor.

Toprak!

Bu değeri koynuna almaktan zevk mi duyuyorsun?

Bize dersin ki:

Bu kıymetliniz bağrımda,

Açacaktır kahraman çiçekleri.

Sükun buluruz.

Ancak o zaman

Gözlerimizin yaşı

Seni sular.”

Atatürk’ün Türkçe’ye çevirdiği şiirler de vardır. Arkadaşı Salih Bozok’a yazdığı mektuptaki Fransız şairi Verlaine’in “Hayat Serenadı” şiiri gibi:

Hayat kısadır,

Biraz hayal,

Biraz aşk

Ve sonra Allahaısmarladık.

Hayat hoştur.

Biraz kin,

Biraz ümit,

Ve sonra Allahaısmarladık.

Atatürk’e “diktatör” diyenlere ithaf olunur!

U – N – U – T – M – A – Y – A – C – A – K

U – N – U – T – T – U – R – M – A – Y – A – C – A – Ğ – I – Z

Haftanın sözü:

“Ne çıkar beden olup gelmese yanımıza,
Girmiştir kafamıza, sinmiştir kanımıza;
Bu sonsuz yaşayışa
“hayatı terk” mi denir?
O’ndan bir şey almayan insana Türk mü denir?”

Behçet Kemal Çağlar

date
 

Nice başarılı ve mutlu yıllara Haber Ekspres


Aralık 9th, 2011

Haber Ekspres 09.12.2011

http://haberekspres.com.tr/basarili-ve-mutlu-yillara-haber-ekspres-makale,919.html

Zaman ne kadar çabuk geçiyor… Haber Ekspres’te yayımlanan ilk yazımın üzerinden on bir ay geçmiş. Daha dün gibi oysa…

Haber Ekspres’in “doğum günü” olduğunu öğrendiğimde, hem “İyi ki doğdun!” demek, hem de bu sevimli gazete ile ilgili duygu ve düşüncelerimi sunmak istedim.

“Haber Ekspres” adı bana neyi çağrıştırıyor diye düşündüğümde, aklıma ilk gelen sözcük “Özgürlük”. İstediğim konu hakkında, istediğim sözcükleri kullanarak, istediğim gibi yazma özgürlüğüne sahip olmak güzel bir duygu. Ara sıra kapris yapıp, “Bugün özel bir gün, fazladan özel bir yazı yazmak istiyorum” dediğimde kabul görüyorum; hatta sevinmiş gibi bile yapıyorlar J. Zevkle okuduğum diğer yazarların yazıları da “özgürlük” kokuyor ve sonuçta gazeteniz, farklı insanların özgür düşüncelerinin uyumunu sunuyor sizlere…

Gazeteyi ilk elime aldığımda, kolay okunan ve ilkeli bir gazete olduğunu hemen anlamıştım. İyi bir internet kullanıcısı olarak internet gazeteciliğinde de çok başarılı olduklarını, son derece dinamik bir site yarattıklarını söyleyebilirim.

Gazetecilikten pek fazla anlamasam da bölgesel bir gazete çıkarmanın güçlüklerini tahmin edebiliyorum. Türk basınının zor bir sınav verdiği şu günlerde “Haber Ekspres”in ilkeli yayıncılığıyla birçok alanda aldığı yüksek notlar, geleceğinin parlak olduğunun da kanıtı.

Bana özgürce yazma fırsatı veren Haber Ekspres’e ve başta Sayın Aydın Bilgin olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler.

Nice yaşlara…

date