Archive for Ekim, 2011

Kanadoğlu: Ancak kurucu meclisler yeni anayasa yapabilir


Ekim 30th, 2011

Haber Ekspres 30.10.2011

http://haberekspres.com.tr/kanadoglu-ancak-kurucu-meclisler-yeni-anayasa-yapabilir-makale,833.html

Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu’nun Sabancı Kültür Merkezi’nde düzenlediği konferansta Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nu izleme fırsatı bulduk, geçtiğimiz hafta… “Cumhuriyet ve demokrasi” konulu konuşmanın ağırlık noktası “Yeni Anayasa” oldu.

Konuşmasına “73 yaşında genç bir arkadaşınız olarak…” sözleriyle başlayan Kanadoğlu Türkiye’de üç ana sıkıntının var olduğunu söyledi ve bunları “hem ‘aydın’ hem de ‘adam’ olanların azlığı; hem kendine, hem de bilime saygılı bilim adamlarının azlığı ve unutkanlık hastalığı” olarak açıkladı.

Kanadoğlu Türkiye’nin “Cumhuriyet” oluşunun tarihsel sürecini özetledikten sonra “Seçim kazanan bir iktidarın sadece dört yıllığına seçildiğini; dünyada hiçbir iktidarın, anayasalarında aksi yönde bir madde olmadıkça, yeni bir anayasa yapamayacağını, yeni anayasaların ancak kurucu meclisler tarafından yapılabileceğini” anlattı. Bununla birlikte anayasadaki değiştirilemeyen, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerin dışında kalan tüm maddelerin değiştirilmesinin zaten olası olduğunu sözlerine ekledi.

Kanadoğlu “Bilime ve kendisine saygı duyan bilim adamı eksikliği”ne ilişkin sözlerini açıklarken, Türkiye’de birçok hukukçu bilim adamının anayasa üzerine kitapları bulunduğunu; bu kitapların hiçbirinde ‘kurucu meclis olmaksızın yeni bir anayasa yapılabilir’ gibi bir ifade olmamasına karşın, geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda çok az sayıdaki bilim adamının bu durumu dile getirdiğini anımsattı.

Her anayasanın bir ideolojisi olduğunu; görevi geleceğe yol açmak olan anayasaların, her şeyden önce kuruluş felsefesini yazmak zorunda olduğunu belirten Kanadoğlu, halka gerçeklerin anlatılması gerektiğini ve anayasanın içinden Atatürk milliyetçiliğinin çıkarılmasına milyonların izin vermeyeceğini belirterek, “Umudu kaybedersek, geleceği de kaybederiz” dedi.

Kanadoğlu “Az hamilelik olmadığı gibi, demokrasinin de ilerisi olmaz; demokrasi ya vardır, ya yoktur” şeklindeki sözlerini alkışlayan, salonu tıklım tıklım dolduran gençlere, hazır olmaları gerektiğini bildirdi ve geleceklerini karartmak isteyenlere karşı birleşip, güçlenerek mücadele etmelerini önerdi.

Toplantının ardından sohbet ettiğim gençler, başta DEÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu Başkanı Semih Serbes olmak üzere, mesajı almışlardı. Ulu Önder Atatürk’ün ülkeyi neden gençlere emanet ettiğini daha iyi anlıyorum, artık…

Her yaştaki gençlerin en büyük bayramını gönülden kutlarım.

Haftanın Sözü: Ülkenin ve devrimlerin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gerekir. Mustafa Kemal Atatürk – 1931

date
 

“İlkellik”, “Gelişmişlik” ve “Kürtçülük sorunu”


Ekim 22nd, 2011

Haber Ekspres 23.10.2011

http://haberekspres.com.tr/ilkellik-gelismislik-ve-kurtculuk-sorunu-makale,821.html

“İlkel” ve “gelişmeye çalışan” (hiçbir zaman ‘gelişmiş’ derecesine ulaşamayacaklarını bile bile) birey arasındaki temel farklardan biri şu: “İlkel insan” kendi düşüncesinin “tek doğru” olduğuna inanır ve diğer insanların da bu düşüncede olmaları gerektiğini düşünür. “Gelişmeye çalışan” insansa “tek bir doğru” olmayabileceğinin, tüm insanların kendisi gibi düşünmeyebileceğinin farkındadır; çözüm bulmak, kendi doğrularını başkalarının doğrularıyla uzlaştırabilmek için çaba sarf eder. “Temel doğru”lardan taviz vermeksizin, uzlaşmanın yollarını arar.

Gelişmeye çalışan insan derin düşünür; buzdağının altında çok daha büyük bir kitle olduğunun bilincinde olduğundan, sorunların kökenine inmeye çalışır. “İlkel” insansa yüzeyeldir, buzdağının sadece görünen kısmı ile ilgilenir. “Ne kadar az bilirse, o kadar şiddetle savunur, düşüncelerini…”

İlkel insanların bir araya gelerek oluşturdukları “ilkel toplumlar”ın yerinde saymasına, hatta geriye gitmesine karşın, gelişmeye çalışan insanların toplumları sürekli “gelişim” gösterir. Bazen “gelişmeye çalışan” bir insan başa geçerek ilkel kalmış bir topluma “gelişim” yönünde hızlı bir ivme kazandırabilirken; tam tersi, yani “ilkel” kişilerin başa geçerek toplumu ilkelleştirmeleri de olası…

“İlkel” birey sadece kendisi gibi olanı severken, “gelişmeye çalışan” birey tüm insanları, hayvanları, hatta bitkileri, kısacası doğayı sever; sevgisi paylaştıkça büyür; verdikçe daha da zenginleşir…

“Gelişmeye çalışan” insan olmanın temel yolu iyi eğitimden geçer. Eğitimsizlik veya küçük yaşlarda verilen ezberci, dogmatik tek yönlü eğitim bireyleri ilkelleştirirken, düşünmeyi ve sentez yapmayı sağlayan eğitim sistemleri bireyleri, dolayısıyla da toplumları geliştirir.

İlkel toplumlarda toplumun farklı kesimleri arasında gözlenen uçurumlar, gelişmiş toplumlarda yoktur. Ekonomik açıdan büyük bir güç olsa da, Time dergisine göre toplumun enyüzde birinin gelirin yüzde otuzuna sahip olduğu; çok sayıda okuma yazma bilmeyen ve/veya evsiz birçok insanıyla ABD, gelişmişlik düzeyi bakımından fazla yukarılarda değildir, bu nedenle.

Toplumunu geliştirmek isteyen “gelişmeye çalışan” liderler toplumun içindeki uçurumları giderebilmek için özellikle eğitimsiz insanların temel eğitimine büyük önem verirlerken, başa geçen “ilkel” insanlar bunu “tehlike” olarak görürler. Bireylerin, özellikle de yarının annelerinin, yani temel eğitimi verecek kız çocuklarının okuma yazma öğrenmemelerini umursamazlar. Ezberci ve dogmatik bir eğitimin yanında bir veya birkaç çeşit afyonla toplumu uyutmaya çalışırlar; iktidarlarını toplumun cahil kalmasıyla sürdürebileceklerinin bilincindedirler çünkü. “İlkel” yöneticiler “balık verip, oy alma” yöntemini benimserken, “gelişmeye çalışanlar”ın tek derdi “balık tutmayı öğretmek”tir.

Başta “Kürtçülük sorunu” (“Kürt sorunu” terimi bence yanlış) olmak üzere birçok sorunumuzu hep “ilkel” insanların “ilkel” yöntemleriyle çözmeye çalıştık. 2011 yılında Doğu ve Güneydoğudaki kadınlarımızın neredeyse yarısı okuma yazma bilmiyor ve ilkel derebeylik yasaları hala geçerli. Geçmişte “Köy Enstitüleri Projesi”nde olduğu gibi, kalıcı çözümler ancak “gelişmeye çalışan” insanlarla ve onların bulacağı “gelişmiş” yöntemlerle olası…

Haftanın Sözü: Bir erkeği eğitirseniz tek bir insanı eğitmiş olursunuz. Bir kadını eğitirseniz bütün bir aileyi eğitmiş olursunuz. Charles Duncan McIver

date
 

“BAL Ruhu” canlanıyor


Ekim 8th, 2011

Özel ilkokullar yoktu eskiden; toplumun her kesiminden öğrenciler aynı renk önlüklerle bir araya gelir ve kısa sürede kaynaşırdı. Ayvalık İstiklal İlkokulu’nun ardından yedi yıl boyunca yatılı olarak okuduğum Bornova Anadolu Lisesi’nde (BAL) bu kaynaşma, belki ilerleyen yaşın verdiği olgunlukla ve yatılılığın getirdiği “zorunlu paylaşım” nedeniyle çok daha güçlendi. Ve sonuçta BAL’lıların “BAL Ruhu” diye adlandırdıkları tarifi güç bir oluşum çıktı ortaya…

BAL ruhunu oluşturan “özgür olma, büyüğe saygı gösterme, hak arama, haksızlığa boyun eğmeme” gibi yazılı olmayan kuralların biri de “gereksinimi olanlara yardım etme ve paylaşma” idi.

Nereden mi aklıma geldi bunlar? “BAL ile Elele Geleceğe” adlı bir proje nedeniyle…

Geçtiğimiz öğretim yılında BAL ile yakınındaki Şehit Teğmen Murat Arslantürk İlköğretim Okulu arasında gerçekleştirilen bir sosyal sorumluluk projesi bu. Proje kapsamında gönüllü BAL’lı öğrenciler komşu ilköğretim öğrencilerine Türkçe, matematik, fen bilgisi ve yabancı dil alanlarında kurs vermişler.

Sonuç mu?

Ağabey – abla rol modelleri ile gerçekleşen sistemde, öğrenciler hem bilgilerini, hem test tekniklerini geliştirmişler ve tümünün akademik başarıları artarken, birçoğu “Anadolu Lisesi” veya “Çocuk Gelişimi” bölümlerini kazanmış.

Mevlana’nın bir öyküsünü anımsadım. Öyküde, evin çatısına çıkan ve aşağı düşme tehlikesinde olan çocuğu güvenle indirmek için, bilge kişi annesine onu ikna edecek başka bir çocuk bulunmasını önerir ve sonuç başarılı olur. Gençlerle iletişim kurmanın, onları doğru yöne yönlendirmenin en iyi yolu bu amaçla çalışacak başka gençleri bulmak ve aralarında iletişimi sağlamak, belki de.

Okul müdürleri Necmi Bediz (BAL) ve Kemal Topçuoğlu’na, matematik öğretmenimiz Meral Tolun’a ve onun rehberliğinde geçen yıl kursta görev alan BAL öğrencileri Ekin Çakır, Nur Köroğlu, Nazan Aysan, Deniz Özkasap, Özge Cengiz, Esra Bayram, Melis Türkileri, Merve Türker, Zeynep Vatansever, Deniz Pala, Uğur Atalay, Ayberk Dal, Cahide Küçükyavuz,, Pelin Atalan, İrem Işık, Ahsan Öğrenci’ye ve BAL Eğitim Vakfı’na (BALEV) çok teşekkürler.

Sınavda başarılı olan Oğuzhan Kılıç, Anıl Ünsal, Ebru Yavuz, Mustafa Aksın, Esra Çabuk, Özgür Hönül, Selma Can, Fadime Özdemir, Bahar Baday, Ferhay Arık, Abdülsamet Demir, Büşra Dinçer, Melek Çiftçi, Yasemin Gül, Müjde Karaman, Sona Güzeldere, Hüda Işık’ın başarılarının devamını dilerim.

Bu yıl da süren projede görev yapan öğrencilerimiz Cemre Coşkun, Ece Taşlı, Yaren Bilgekaya, Çisem Kırkan, Mert Işık, Dilan Düztaş, Çağıl Çelik, Seray Yavaş, Melis Topal, Onat Beyazıt, Oğuzkan Yılmaz, Ömer Özsan, M. Hakan Günaydın, Fikret Yaman, Nazlı Şevval Özdemir, Mert Elmas, Gül Benli, Emine Gönülal, Sehval Altın, Ilgın Türe, Damla Özdemir, Ahmet Altan, İbrahim Yıldız, Aslı Yavaş, Özgür Deniz Özdirek, Eda Özer ve onların öğrencileri umarım daha da başarılı olur.

Zorunlu sekiz yıl eğitimle ortaokul kısmının ortadan kalkması ve yatılılığın sona ermesi ile “BAL ruhu” eski canlılığını biraz olsun yitirmişti belki… “BAL ile Elele Geleceğe” projesini bu ruhu alevlendirmeye yönelik bir kıvılcım olarak görüyorum. Bu alevi daha da parlatacak “BALEVİ” projemizin de bu ay içinde hayata geçeceğini müjdelemek isteriz.

Daha aydınlık bir İzmir, daha aydınlık bir Türkiye için BAL’lı veya değil, herkesin desteğini bekliyoruz; BALEV’in telefonu (232) 3742121.

Haftanın sözü: Çocukların öğütten çok iyi bir örneğe gereksinimleri vardır. Joseph Joubert

date
 

Terörün panzehiri eğitim


Ekim 2nd, 2011

Haber Ekspres 02.10.2011

http://haberekspres.com.tr/terorun-panzehiri-egitim–makale,784.html

En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. PKK’nın öğretmen kaçırma eylemleri gelişigüzel değil, iyi planlanarak yapılmış eylemler. Çünkü çok iyi biliyorlar ki az da olsa eğitim görmüş insanlar, bırakın bir insanı, bir hayvanı bile öldüremezler… Biliyorlar ki eğitilmiş bir toplumda kendilerine yer bulmaları olanaksız…

Türkiye’de huzur ve refahın ancak toplumun farklı kesimleri arasındaki eğitim uçurumunun kapatılmasında olduğunun bilincindeydi Atatürk… “…izleyeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, öncelikle mevcut bilgisizliği ortadan kaldırmaktır. Bütün köylüye okumak, yazmak ve vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi, dini ve ahlâki bilgi vermek ve dört işlemi öğretmek öğretim ve eğitim programımızın ilk hedefidir.” sözleri ile özetlediği amaçlar doğrultusunda atmıştı köy enstitülerinin temelini…

Üç beş oy uğruna Köy Enstitülerinin iğdiş edilmesi ve ardından kapatılması en çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini etkiledi. Bu bölgelerde resmi verilere göre doğurganlık çağındaki kadınların yüzde 35-40’ı okuma yazma bilmiyor ve bu kadınların çocukları kaçırıyor öğretmenlerimizi…

“Kürt sorunu” olarak nitelenen sorunun çözümünde öncelikle iki tarafın birbiriyle empati kurması ve diğer tarafı anlaması gerek. Kürt kökenli vatandaşlarımızı anlamak için Çin’deki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni incelemek yararlı olabilir. Uygurları tanıdıktan sonra benim Kürt sorununun çözümüne yönelik görüşlerimde değişiklikler oldu. Uygurların belli bir alanda yükselmeleri, Türkiye’deki Kürtlerden çok daha zor, ancak ilköğretimi anadillerinde okuyabiliyorlar ve üniversitede okumak isterlerse bir yıl Çince hazırlık sınıfı zorunluluğu var. Ayrışmayı, bölünmeyi hızlandıracağı için ana dilde eğitime sıcak bakmıyorum; ancak hiç eğitim vermemenin sonuçlarının anadilde eğitim vermekten çok daha kötü olduğunu fark ettim. İnsanlara tek bir konuda baskı uygulanmasından yanayım: Maddi olanağı bulunmayanlara devlet yardımı koşuluyla, “zorunlu eğitim”.

Demokrasinin ancak ve ancak, iyi eğitilmiş toplumlarda başarı şansı var. Eğitimsiz toplumların sözde demokratlarının demokrasi anlayışı nalıncı keseri gibi “hep kendine yontmak”tan ibaret. Kürt sorununun kökenindeki “eğitimsizlik” ve “derebeylik sistemi” sürdükçe sorunun çözülemeyeceği ve kalıcı bir çözümün zaman alacağı kanısındayım.

Çözüm gerçekten isteniyorsa, ABD’nin Truman Doktrini uyarınca yaptığı Marshall Planı ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in istifa ettirildiği 1940’lı yılların ikinci yarısındaki günlere dönmemiz gerek. Cehaleti ortadan kaldıracak, günün koşullarına uygun yeni bir “Köy Enstitüsü” ve derebeyliğe son verecek bir “Toprak Reformu” projeleri için kafa yormalıyız…

Haftanın Sözü: Çocuklara bugünkünden daha bilinçli, daha iyi düzenlenmiş kurumların ve daha yüce inançların benimsetilmesine bağlıdır her gelişme. Bernard Shaw

date