Archive for Eylül, 2011

Uygur Türkleri


Eylül 25th, 2011

Haber Ekspres 25.09.2011

http://haberekspres.com.tr/uygur-turkleri–makale,773.html

Yaklaşık 10 gündür Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeyiz… Verimli geçen bilimsel kongrenin ardından bir taraftan turistik yörelerini gezerken, bir taraftan da birçok Uygurlu soydaşımızla tanışma ve görüşme fırsatı bulduk.

Uygur Türkleri Türkiye’ye ve Türklere çok sempati besliyor. Hem fiziksel hem de duygusal açıdan Türkiye Türklerine çok benzeyen Uygurluların işlettikleri kafeterya veya lokanta türü işletmelerin çoğunda televizyonlarda Türk dizileri gösteriliyor, Türkçe şarkılar çalınıyor. Yıllar önce Dünya Kupası’nda Çin’le yaptığımız ve 1-0 kazandığımız maçtan sonra Çinlilerle Türkiye’yi destekleyen Uygurlular arasında ciddi olaylar yaşanmış.

Üniversitede okuyan, yüksek lisans veya ihtisas yapan gençler yükselebilmek için başkalarından daha fazla çalışmak zorunda kaldıklarından son derece iyi bir organizasyon yeteneği kazanmışlar. Eğitimlerinin bir bölümünde Türkiye’ye gelmeye can atan bu gençlere destek olmak gerek.

Urumçi’de Jeoloji ve Mineral Müzesi’ni gezdik, ancak Tarih Müzesi’ndeki kadın mumyasını görmek kısmet olmadı. Geceleri yediğimiz Uygur yemekleri lezzetli, izlediğimiz folklorik dans gösterileri muhteşemdi. Red Mountain’dan şehrin yeni ve modern binalarının manzarasını izledik; Türk yemeklerini özleyince İstanbul Lokantası’nda şiş kebabından baklavasına, dönerinden fırın sütlacına kadar her şeyi bulduk. Tianshan Dağı’ndaki Tianchi (Heavenly) Krater Gölü’nde tekne turu ve uzayıp giden şelalelerde güzel fotoğraflar çektik.

Bölgenin en turistik bölgelerinden Turfan’daki “Karez” adı verilen tarihi yer altı sulama kanalları, atalarımızın teknolojide ulaştığı noktayı anlamak açısından mutlaka görülmeli. Kapadokya’yı andıran Jiaohe Antik Şehri ve Bizaklik Buda Mağaraları da öyle… Deniz düzeyinin 150 metre altında olması nedeniyle sıcak olan Turfan’da mevsim dışı sebze ve meyve yetişiyor; “turfanda” sözcüğü buradan geliyor.

Tam anlamıyla bir Uygur şehri olan son durağımız Kaşgar’a uçakla geçtik. Burada görülmesi gereken yerlerin başında ilk Türkçe sözlük Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut’un ve Kutadgu Bilig’in (Mutluluk Bilgisi) yazarı Yusuf Has Hacip’inTürbeleri ile Eidgah Camisi geliyor. Sosyoekonomik durumun düşük olduğu şehirde elektrikli motosiklet kullanan etekli ve türbanlı kadınlarla dev Ülker ve İhlas reklamları dikkatleri çekiyor… Kaşgar yakınındaki Artuş (kökeni ardıç ağacı) kasabasındaki kadınlar çok daha modern görünümlü; buradaki İznik çinilerine benzer çinilerle kaplı Sultan Sutuk Buğrahan Türbesi de görülmeye değer.

Urumçi’ye nasıl gidilir diyorsanız… Haftada bir gün İstanbul’dan doğrudan uçmak olası; diğer seçeneklerse Azerbaycan veya Kazakistan bağlantılı uçuşlar.

Meraklısına önerilir…

date
 

Fıkralarla Türkiye


Eylül 18th, 2011

Haber Ekspres 18.09.2011

http://haberekspres.com.tr/fikralarla-turkiye–makale,762.html

İnsanoğlu kuş misali… Geçen hafta Kars’taydım; bu haftaysa bilimsel bir kongrede konuşmak üzere geldiğim Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden yazıyorum sizlere…

Yurt dışından daha net görünüyor sanki Türkiye… Nasıl mı? Fıkra gibi…

Kamyon şoförü Dursun en çok 4 metre yüksekliğinde yüklemesine izin verilen kamyonuna 8 metrelik yük yüklemiş, muavini Temel’le birlikte yol alıyorlar. Bir tünele yaklaşmışlar; tünelin üzerinde “azami yükseklik 6 metre” işareti var. Dursun yavaşlayıp sağa çekmiş; Temel aşağı inip sağa sola bakındıktan sonra yerine dönmüş, kaptanı Dursun’a demiş ki “Yürü Abi, polis molis yok…” Hangi işlerimizin bu fıkraya benzediğinin yorumunu sizlere bırakıyorum.

Daha güzeli de var… Yaşamı iyiliklerle geçen adamın biri ölmüş; melekler cennete götürmeden önce adama cehennemi gezdiriyorlar. Cehennemde koca koca çukurlar var ve her çukurun başında bir zebani dikilmiş, kuyudan dışarı çıkmaya çalışanları içeriye itiyorlar. Adam meleklere sormuş“Bu çukurlar neyin nesi?” diye. Melekler açıklamış: “Her ülkenin bir çukuru vardır, zebanilerin görevi insanların dışarı çıkmasını önlemektir”. Biraz ilerlemişler, adam başında zebani olmayan bir çukur görmüş ve “Bu çukurun başında neden zebani yok?” diye sormuş… Melekler yanıtlamış: “O çukur Türkiye’nin çukuru… Orada yükselmeye, yukarı çıkmaya kalkışan biri olursa mutlaka aşağıdakilerden biri ayağından tutup aşağı çeker onu. O yüzden o çukurda zebaniye gerek görmüyoruz” demiş. Fenerbahçe’nin halini düşündükçe bu fıkra geliyor aklıma nedense… Ve kuyunun başında yer almayan zebaniler tabi ki…

Gelelim Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne… Buradaki soydaşlarımız tıpkı Azerbaycanlı kardeşlerimiz gibi bizlere çok benziyorlar. Son derece misafirperver ve sevecenler… Bilimsel etkinliklerin ardından çevredeki tarihi ve turistik yerleri de görmeyi planlıyoruz.

Bölgeyle ilgili izlenimler haftaya…

date
 

Farklı bir tatil düşünenlere: Kars


Eylül 11th, 2011

Haber Ekspres 11.09.2011

http://haberekspres.com.tr/farkli-bir-tatil-dusunenlere-kars-makale,751.html

Bu yıl leyleği havada gördüm, sanırım. Geçtiğimiz hafta dostlarla birlikte, bilimsel bir kongreye katılmak üzere Kars’taydık. Prof. Dr. Metin Korkmaz’la birlikte editörlüğünü yaptığımız kitabın kongrede beğenilmesinin verdiği rahatlama ile Kars ve çevresini gezmeye de zaman ayırdık.

Kars’ın yöneticileri ve insanları son derece misafirperverler. Organizasyon komitesinin yanında şehrin tüm önde gelenleri bizleri ağırlamak için ellerinden geleni yaptılar; bir kez daha teşekkürler…

Kars’ta en çok ilgimi çeken yer 42 km uzaklıktaki geniş bir alana yayılan Ani Harabeleri oldu. Tarihçesi 7000 yıl geriye uzanan yerleşim yeri çeşitli uygarlıkların izlerini taşıyor. Büyük Katedral (Fethiye Camisi), Gagik Kilisesi, Manuçehr Camisi, Tigran Honents Kilisesi gibi görkemli yapıların yanında muhteşem doğası ve Kapadokya’dakileri andıran kaya oymaları ile dikkatleri çekiyor.

Şehir içinde görülecek yerlerin başında Kars Kalesi ve bugün Kümbet Camisi olarak hizmet veren Havariler Kilisesi geliyor. Kars Müzesi, Evliya Camisi, Ahmet Muhtar Paşa Konağı, Namık Kemal Evi de görülmeğe değer. Tarihi hamamlarsa restore edilmeyi bekliyorlar. Kars’ın içinde adım başında son derece güzel heykeller göze çarparken, tepedeki İnsanlık Anıtı’ndan arta kalanlar, yıkanların sanata ve insanlığa verdikleri değeri simgeliyorlar sanki…

Kaldığımız Sim-er Oteli makul fiyatı ve güzel kahvaltısıyla bizi memnun ederken, yemek yediğimiz Büyük Kale Oteli’nin çatıdaki lokantasındaki yemekler ve servis de güzeldi; bir de herkes sigara içmeseydi! Otelin adının “Grand Castle”dan “Büyük Kale”ye çevrilmesini öneren Başbakan Erdoğan’a tebrikler… Ancak keşke “ucube” diyerek koskoca bir anıtı yıktırırken, son iki katı ruhsatsız olduğu için yıkım kararı bulunan bu otelin açılışını yapmasaydı!

Biraz uzak da olsa Doğubayazıt’taki restorasyonu süren ve dünyanın ilk kalorifer sistemimin barındırdığı söylenen İshak Paşa Sarayı da güzel… Iğdır’da bir mola verip Hasankeyf Lokantası’nda kebap yenebilir…
Doğayı sevenlerin mutlaka Çıldır Gölü’nü görmeleri gerek… Dar bir yoldan adaya çıkılması ve acıkınca Atalay’ın Yeri’nde tereyağında kızarmış alabalık ve yanında buz gibi bir bira önerilir… Yolu biraz uzatıp, sarp bir tepenin üzerindeki Şeytan Kalesi’ni görmek ve ardından Gürcistan sınırındaki Aktaş Gölü’ne uzanmak da iyi fikir…

Kayaktan hoşlananlar Sarıkamış Kış Sporları Tesisleri’ni ve Toprak Otel’i biliyorlardır. Kış aylarında rezervasyonla çalışan otelin sezon dışı fiyatları uygun; sıcaktan bunalanlara ve dağ havasını sevenlere duyurulur. Sarıkamış’taki şehitliklerin yenilenme zamanı gelmiş de geçiyor; şehitlerimiz çok daha iyisini hak ediyor.

Karslılar Kars’ın en güzel zamanının ilkbahar olduğunu söylüyorlar. Ünlü kaz eti de bu mevsimlerde daha lezzetli oluyormuş.

Bilgilerinize…

Haftanın sözü: Sokrates’e adamın birisi için, ‘Yaptığı bunca geziler onda hiçbir değişiklik yaratmadı’ demişler. Yanıtı şu olmuş: ‘Çok doğal, çünkü kendisini de her yere yanında götürmüştür’. Montaigne

date
 

Tren giderek hızlanıyor


Eylül 4th, 2011

Haber Ekspres 04.09.2011

http://haberekspres.com.tr/tren-giderek-hizlaniyor-makale,741.html

İki ay kadar önce, demokrasi ile tren arasındaki benzerlikleri yorumlamış; demokrasiyi yönetenlerin “hızlanabilmek” amacıyla “hukuk” ve “basın”dan oluşan iki “fren” mekanizmasını ortadan kaldırma çabalarının “güvenlik sorunu” yaratabileceğini yazmıştım.

Aradan geçen kısa zamanda “tren”in beklediğimden de daha yüksek bir hıza ulaştığını görünce sağıma soluma bakındım. Eskiden tüm vagonlarda boylu boyunca uzanan, acil durumlarda yolcuların da çekerek treni durdurabileceği acil fren telini aradı gözlerim, boşu boşuna… Bulamayınca ikinci ve son olarak bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Yazmamam mı gerekirdi yoksa? “Bal tutan parmağını yalar” diyerek, “aşırı bal tüketimi” nedeniyle tehlikeli ölçüde “semirenlere” methiye düzemezdim; ama çoğu insan gibi “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek “çiçekler ve böcekler” üzerine döktürebilirdim…

Neden mi yazıyorum bu yazıyı? Çünkü ben bu treni seviyorum… İster önde, ister arkada olsun; tüm vagonlarını… Hangi ırktan, hangi renkten, hangi dinden, hangi siyasi görüşten olursa olsun içindeki tüm insanları… Bizim vagondakiler belki kızacak, ama böyle hızlı ve kuralsız kullanarak treni ve içindekileri tehlikeye sürükleyenleri de anlamaya çalışıyorum. Belki de her yönden yükselen “En büyük makinist, bizim makinist” seslerinin etkisiyle, yaptıkları hızın iyi bir şey olduğunu düşünüyorlardır…

Bir zamanlar karşılarında topuk selamı vererek, hazırolda bekledikleri insanlar, güçten düşünce onları eleştirenleri görünce Barış Manço geliyor aklıma: “Dünya dönüyor dostlar…– …Ben dönmüşüm çok mu?” Hele bir de öğüt vermeye kalkmıyorlar mı? Cem Karaca’nın şarkısı çınlıyor kulaklarımda: “Düştüm mapus damlarına – Öğüt veren çok olur – Toplasan o öğütleri – Burdan köye yol olur”

Treni kullananlara ve onların dışında treni yavaşlatabilme erkine sahip olan “hukuk” ve “basın” insanlarına birkaç sözüm var. “Bu tren hepimizin: O’na bir zarar gelirse hepimize zarar gelir. Trenin ‘hangi hız sınırları içinde ve nasıl’ kullanılacağına yönelik, tüm gelişmiş ülkelerde geçerli kurallara uyalım. O kurallar ‘hükmünde’ yeni kurallar koyduğunuzda, trenden yükselen seslerin kesilmesinin nedeni, insanların içlerinden dua okumaya başlaması olabilir.”

Muhalefeti sesini yükseltmeye; iktidarı, hukuku ve basını bu sese kulak vermeye davet ediyorum, son olarak…

Bu haftanın sözü benden: “Bumerangı hızla fırlattığınızda, dönüp kafanıza çarpma riski vardır.”

date