Archive for Temmuz, 2011

Hayvan hakkı insan hakkıyla çatışırsa…


Temmuz 30th, 2011

Haber Ekspres 31.07.2011

http://haberekspres.com.tr/hayvan-hakki-insan-hakkiyla-catisirsa-makale,680.html

Ben bir hayvanseverim. Çocukluğum hep kedilerle birlikte geçti; besledim, büyüttüm, iyileştirdim; doğumlarına yardımcı oldum. Yıllardır her sabah balkonumdaki 100’e yakın güvercinle yapıyorum kahvaltımı; risklerini bile bile… Neredeyse 10 yaşına gelen Singapur kaplumbağam Hüsamettin’e şimdi annem bakıyor.

Bir insanseverim, aynı zamanda. Tıp mesleğini bu yüzden seçtim, belki de. Geçtiğimiz cuma günü şöyle bir haber vardı internette: Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’ne bağlı Aydınlar Köyü’nde kardeşiyle yürürken karşısına çıkan köpeklerden korkup kaçmaya başlayan 15 yaşındaki Selma Kanyılmaz, fenalaşarak yere yığıldı. Hastaneye kaldırılan Kanyılmaz, yaşamını yitirdi.”

Türkiye için sıradan bir haberdir bu. Çok daha sık rastlananı korkudan yola doğru kaçanların araba altında kalarak yaşamlarını yitirmesidir. Google’da “köpekten kaçarken” ve “öldü” anahtar sözcükleriyle arama yapınca “44.700” haber çıkıyor. Çoğu çocuk ölenlerin… Başka çocukların başına aynı şey gelmesin diye kampanya düzenlemek, yürüyüş yapmak kimsenin aklına gelmiyor… Sadece cenaze törenleri için bir araya geliyor insanlar; ateş düştüğü yeri yakıyor…

Kuduzdan ölen çocukların haberleri de küçük puntolarla yazılır bizim gazetelerimizde… Dört yıl önce iki çocuk arka arkaya kuduzdan ölünce “Kuduzdan ölüm Avrupa’da günlerce manşetlik haberdir” diye yazmıştım Milliyet Ege’de. Çünkü neredeyse 50 yıldır sokak köpeği kaynaklı kuduzdan ölen insan yok Avrupa’da…

Ama en önemli sorun “Kist hidatik” hastalığı… Köpek bağırsağındaki bir parazitin yumurtalarının kirli eller, besinler veya suyla alınmasıyla bulaşır “kist hidatik” insana; sıklıkla çocuk yaşlarda… Doğru dürüst istatistik yoktur bu hastalıktan ölenler hakkında…  Ölen binlerce kişiden biri ünlü değilse, hiçbir haber değeri de yoktur bu ölümlerin.

Manisa’da her 675 çocuktan birinin karaciğerinde, akciğerinde ve/veya böbreğinde kist şeklindeki larvalarını saptadı ekibimiz ve uluslararası bir dergide yayımladı. Görülme sıklığı yaşla ve koyun yetiştiriciliğiyle arttığından, Türkiye’deki her 200-250 kişiden birinin bu kistleri taşıdığını sanıyoruz. Aşılanıp, kulağı işaretlenerek sokağa salınan köpekler “kist hidatik” bulaştırmaya devam ediyorlar. Köpekler aracılığıyla bulaşan “Leishmania, Toxocara” gibi etkenlerini saymıyorum bile…

Köpeğin ve insanın hakları çatışınca, sorunun ne yazık ki tek bir çözüm yolu var. Tüm sokak köpeklerinin hayvan barınaklarında toplanması ve ölene dek burada sağlıklı yaşamalarının sağlanması. Tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi… Sahiplenilmeyen köpekleri yedinci gün öldüren ABD’yi “gelişmiş” ülkelerden saymıyorum.

Tanıdığım hayvanseverlerin tümü insanları da çok seviyor ve onlara bu konuda önemli görevler düşüyor; tıpkı Sağlık ve Tarım Bakanlıkları ile belediyeler gibi… Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın sorunu halının altına süpürmekten vazgeçmesi gerek…

Haftanın Sözü: İnsanları, insanlara rağmen seveceksin. Hedrik von Loon

date
 

Baltık‘ta tatilin tam zamanı


Temmuz 24th, 2011

Haber Ekspres 24.07.2011

http://haberekspres.com.tr/baltikta-tatilin-tam-zamani-makale,666.html

Kış ortasında Florida’da yaptığımız sıcak tatil ilaç gibi gelmişti, yıllar önce. Sıcak yaz günlerinde serin bir tatil de böyle iyi olmalı diye düşünmüştüm… Ve fırsat çıkınca, tercihimizi “Baltık Başkentleri” yönünde kullandık, eşim ve kızımla.

Uykusuz bir gecenin ardından İzmir-İstanbul-Hamburg seferlerinde THY başarılıydı. Hamburg’dan otobüsle geçtiğimiz Kiel’deki “Türk Günü” ve çok sayıda Türk nedeniyle kendimizi evimizde hissettik. Bu şehirde bindiğimiz MSC Poesia İtalyanlara ait, üç yaşında, iyi tasarlanmış, 3.000 yolcu kapasiteli bir gemi. Personel saygılı, özellikle deniz ürünleri damak tadımıza çok uygun; tiyatro salonu ve gece gösterileri de mükemmel.

İlk durağımız Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da şehir turuna Andersen’in masalındaki “Denizkızı heykeli” ile başladık; Thorvaldsens Müzesi’ndeki görkemli heykelleri, güzel resimleri ve yaratıcı reklam fotoğraflarını izledikten sonra, Christiansborg Sarayı’nı ve kızımın en çok sevdiği Andersen Müzesi’ni gezdik.

En çok beğendiğim şehir İsveç’in başkenti Stockholm’dü. Özellikle sabahın erken saatlerinde yanından geçtiğimiz adacıklar, üzerlerindeki muhteşem malikaneler, yüzen kuğular ve uçan martılarla harika bir tablo oluşturuyordu… 1628’de batan Vasa gemisinin sergilendiği müze ve Nobel ödül töreninin gerçekleştiği Belediye Sarayı da harikaydı.

Göreceli olarak genç bir ülke olan Estonya’nın başkenti Talin nüfus ve tarihi yerler açısından daha kısıtlı olsa da Eski Şehir’in yapısı çok iyi korunmuş ve insanları sevecen. Rehberimiz Helen çok iyi Türkçe konuşuyordu. Estonya dili ile Türk dili arasında cümle yapısındaki bazı benzerliklerin yanında oda, su, sulama gibi sözcükler de aynıymış.

Rusya’nın eski başkentlerinden St. Petersburg (eski adıyla Leningrad) için çok daha fazla zaman gerek. 70 tiyatro salonu bulunan, her yerinden tarih ve sanat fışkıran kentte yalnızca Petro’nun yazlık sarayı Petrodverets’i gezebildik; St İsaac, St. Paul ve St. Peter ve Spilled Blood Katedralleri, Hermitage Müzesi, Nevski Caddesi ve Çar Petro Anıtı’nda fotoğraf çekebildik ancak… Bu arada Petro’ya neden “deli” dediğimizi de anladım (bizden başka diyen yok) sanırım; adam bir “dahi” imiş…

Benim için gezinin en ilginç yönü gece 11’de güneşin batışını izlemek ve ardından 3-4 saat daha loş bir aydınlıkla süren “beyaz geceler”; en zevkli bölümüy se akşam yemeğinin ardından Nikolay Buyukliev, Silvia Caini ve Ievgeniia Tarasova adlı üç gencin çaldığı enfes klasik müzik eşliğinde kokteylimi yudumlamaktı; Nikolay dünya çapında bir keman virtüözü olabilecek yetenekte.

Tura Turizm’e teşekkürler… Yeni dostlar edinmek, yazın bunaltıcı sıcağını sıcağından kaçıp, serin bir nefes almak isteyenlere önerilir…

date
 

“Evrim” üzerine bir anket


Temmuz 16th, 2011

Prof. Dr. Bozkurt Güvenç’i daha iyi tanıyabilmek için internet sitesindeki bilimsel yayınlarını incelerken, Türkçe karşılığı “Türkiye’de Yüksek Öğretim” olan İngilizce bir makaleye rastladım. Makalenin asıl ilgimi çeken bölümü ekinde yer alan “AB, ABD ve Türkiye’de Evrim Anketine Yanıtlar” başlığıyla verilen anketin sonuçlarıydı.

Anket yapılırken çeşitli Avrupa Birliği ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Türkiye’de insanlara “evrim kuramı” konusunda ne düşündükleri sorulmuş. Her ülkede ortalama 1000 civarında insana uygulanan ankette, evrim kuramı için “doğru” veya “yanlış” diyenlerin yanında “kararsız”lar da belirlenmiş.

Yaklaşık yüzde 80 oranıyla, evrim kuramı için “doğru” diyenlerin en yüksek olduğu ülke olan İzlanda’yı sırasıyla Danimarka, İsveç, Fransa, Japonya, İngiltere, Norveç, Belçika, İspanya, Almanya, İtalya, Hollanda gibi ülkeler izlemiş. Listenin en alt sıralarında yer alan Avrupa ülkelerinden Bulgaristan, Litvanya, Letonya’da ve Kıbrıs’ta evrim kuramı için “doğru” diyenlerin oranı yaklaşık yüzde 50’ye düşmüş.

Ankette beni en çok şaşırtan ülke, dünya üzerinde en çok bilimsel yayının üretildiği, teknolojiye yön veren, kendini dünyanın en büyük gücü olarak gören Amerika Birleşik Devletleri oldu. Evrim kuramını deneklerin sadece yüzde 40’ı “doğru” olarak değerlendirirken, “yanlış” diyenlerin oranı da aynı olmuş. “Özgürlük- demokrasi” götürme vaadiyle önce “bölünen”, ardından işgal edilip, “sömürülen” ülkeleri Amerikan halkına nasıl yutturduklarını daha iyi anlıyorum şimdi.

Dikkat ettim; bir ülkede eğitim sistemi ne kadar iyiyse, evrime kuramına “doğru” diyenlerin oranı o kadar yüksek… Bu nedenle Türkiye’nin sonuçlarına ise hiç şaşırmadım; ayrıca son seçimlerdeki partilerin oy dağılımı ile karşılaştırınca sonuç çok anlamlıydı… Ankette evrim kuramına “doğru” diyenlerin oranı (yüzde 26) CHP’nin oy oranıyla; “yanlış” diyenlerin oy oranıysa (yüzde 50) AKP’nin oy oranıyla neredeyse tamamen örtüşüyor… Kalan yüzde 24’lük “kararsızlar” ise diğer partilere oy verenleri karşılıyor…

Kanımca, bir insanın temelindeki harç “bilim” ise, bilimsel verilerle defalarca kanıtlanmış evrim kuramını “doğru” olarak niteleme eğiliminde olur. Bu kuramı “yanlış” olarak niteleyen bir insanınsa, temel harcı sıklıkla “inanç”tır; sonradan “bilim”le iç içe girmiş olsa bile…

“Bilmek” için “araştırmak, düşünmek, sentez yapmak” gibi birçok eylem gerekirken, “inandım” deyince iş bitiyor… Atatürk’ün hedeflediği “bilgi toplumu”ndan giderek uzaklaşıp, bir “inanç toplumu”na dönüşen Türkiye’de CHP’nin işi güç. “Laf”ı bırakıp, “iş” yapmaya başlamazlarsa ve yeni projelerle topluma “bilgi”nin aydınlığını yansıtamazlarsa, son kaleleri olan belediyeleri de kaybedebilirler…

Haftanın sözü: Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder. İbni Sina

date
 

Hukukun üstünlüğü ve üstünlerin hukuku


Temmuz 9th, 2011

Halkoylaması öncesinde yaptığı konuşmalarda Başbakan Erdoğan “üstünlerin hukuku için değil, hukukun üstünlüğü” için “Evet” oyu istemişti halktan. Ve aldı da…

Başbakanı daha iyi anlayabilmek için, kendi siyasi görüşüne yakın Mustafa Çelik ‘in “Yeni Akit” gazetesindeki iki yazısını inceledim.

Çelik “hak” ve “hukuk” sözcüklerinin anlam ve önemini anlatmış: “Hukuk, ‘Hak’ kelimesinin çoğuludur. ‘Hak’, Allahû Teâla’nın esmâ-i hüsnasından (güzel isimlerinden, ÜZO) birisidir… …Hukuku üstün kılmak demek, Allah’ın hükmünü ve hâkimiyetini üstün kılmak demektir… …Bir memlekette hukuk üstün tutulmazsa, üstünlerin hukuku oluşur; adalet terazisinde denge bozulur, hak değil güç konuşur. Zayıflar, güçsüzler, çaresiz ve biçareler mahkûm olur ve şarlatanlar ile güçlüler ortalıkta dolaşır. Böyle bir durumda her şey rayından çıkar, toplum kokuşur.”

Çelik’e göre şu sözleri Hz. Muhammed’in “kuralların tavizsiz uygulanması ve hukukun üstünlüğünün sağlanılması” konularında ne kadar duyarlı olduğunu kanıtlıyor: “Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sâhibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezâlandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.”

Bu sözlerden anladığım “hukukun üstünlüğü”nün olmazsa olmazı, kuralların herkese “eşit biçimde” uygulanması gereği… Ve aklıma ilk anda gelen bazı uygulamalar…

Habur’daki seyyar mahkemede “Pişman değiliz” diyenler, “pişmanlık yasasından” salıverilirken, Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan’ın “kaçma veya delilleri karartma şüphesiyle” tutuklu yargılanmaları… Balbay’ın 133 gündür hücrede tek başına kalması…

Önceki ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan sınavla ilgili bir iddiayla istifaya zorlanırken, yerine gelen Prof. Dr. Ali Demir’in birçok skandala rağmen koltuğunda oturması… Tıpkı Bülent Arınç’ın bile istifa etmesi gerektiğini söylediği Zahid Akman’ın yıllarca yaptığı gibi…

“Türbanlı eğitim” isteyen öğrenciler baş tacı edilirken, “parasız eğitim” isteyenlerin bir yıldan fazladır hapiste olmaları…

Gündemdeki birçok soruşturmayla ilgili bilgiler ayrıntılarıyla basına çarşaf çarşaf sızdırılırken, Deniz Feneri soruşturması ile ilgili hiç bilgi sızmaması…

Koyu bir Fenerbahçeli olsam da, mahkemede somut veriler kanıtlanırsa, Fenerbahçe’nin küme düşürülmesinden yanayım. Ancak; anlayamadığım noktalar var… Emre Belözoğlu’nun telefonundan Ankaragücülü Kağan’a atılan “Seni transfer edeceğiz, sıkma” mesajına rağmen neden soruşturmaya dahil edilmediği; Deniz “Fener”i ile bizim “Fener”in gözaltılarının “Pişti” olması gibi…

Bazıları toplumun temizlendiğini söylüyor; ama Sözcü Gazetesi’nin haberine göre çeşitli suçlardan fezlekesi bulunan dört milletvekili bakan olmuş…

Yorum sizin…

Not: Celal Bayar Üniversitesinde yıllarca görev yapmış, iyi insan, Mustafa Peköztürk’ü toprağa verdik. Kendisine Tanrı’dan rahmet, tüm sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim.

Haftanın Sözü: Haksızlığın karşısında susan, dilsiz şeytandır. Hz. Muhammed

date