Archive for Haziran, 2011

Demokrasi – Hızlı tren ilişkisi


Haziran 25th, 2011

Haber Ekspres 26.06.2011

http://haberekspres.com.tr/demokrasi-%E2%80%93-hizli-tren-iliskisi-makale,626.html

“Hızlı tren”le arasındaki ilişkiyi anlamak için “demokrasi”ye bakalım öncelikle… Demokrasilerde iki önemli fren mekanizması var: Hukuk ve basın…

İktidar partisi daha hızlı yol almak istediğinde bu iki mekanizma devreye girer ve der ki “İktidar da olsan yetkilerin sonsuz değildir, hukukun tanıdığı hız sınırlarına uymak zorundasın. Bu kurallar senin için konmadı; senden önceki iktidarlar da uydu, bu kurallara…”

Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsızlığı temeline dayanan demokratik hukuk sistemleri kurallara uymayanlara cezasını keserken, basın da iktidar – muhalefet ayrımı yapmaksızın kıyasıya eleştirir siyasetçileri… Hatta yaptırım gücünü elinde bulunduran iktidara daha çok yüklenir.

Yani demokrasinin sigortasıdır hukuk ve basın… Hani eski tip sigortalarda bir uçtan diğerine uzanan sigorta telleri vardı ya, onlara benzer. Bazıları sigorta atmasın diye kalın tel takarlardı sigortaya… Oysa telin ince olması sistem aşırı yüklendiğinde kopmasını sağlayarak devreyi kesmek; böylece elektrikli araçların zarar görmesini, hatta yangın çıkmasını önlemek içindi.

Son halkoylamasının ardından yapılan atamalarla yargının fren mekanizması büyük oranda ortadan kalktı. CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay diyor ki “Türkiye’de ilk kez hakkında hiçbir mahkumiyet kararı olmayan bir milletvekili, kanıtlanmamış iddialar nedeniyle hapiste tutulmaktadır.” Başka söze gerek var mı?

Basın kuruluşlarının önemli bir bölümünün iktidara yakın çevrelerin eline geçmesi, kalanının da maliye ve yargı kıskacıyla köşeye sıkışması, topluma mal olmuş birçok gazetecinin gazetelerini veya görevlerini bırakmak zorunda kalması gibi gelişmelerin üzerine; basılmamış kitapların toplatılması, yazmayı sürdürenlerin örgüt üyesi olduklarının ortaya çıkmasıyla “basın freni” de yok artık…

Yani ne el, ne de ayak freni var artık demokrasimizin; iktidar artık dilediği hızda yol alabilir. İşte bu hız bana bir “hızlı tren”i anımsattı.

Kasım 2009’da Eskişehir yakınlarında bir hızlı tren raydan çıkmıştı. Makinist kazaya trenin “fren sistemindeki arızanın” neden olduğunu söylerken, TCDD yaptığı inceleme sonrasında şu sonuca vardı: Suçlu; “treni bilgisayarlı otomatik sistemden çıkararak, kendi inisiyatifiyle kullanan” ve “30 kilometre hızla girmesi gereken makas değişiminin olduğu yola, 105 kilometre hızla giren” makinistti. Çünkü “otomatik sistemde trenin güvenli hız sınırını aşması, teknik olarak mümkün değildi”.

Sonuç: Binmişiz bir alamete, gidiyoruz… Neyse ki makinist iyi…

Haftanın sözü: Ölçülü eşitliğe dayanmayan, herkese kendi hakkını vermeyen hiçbir yönetim sürekli olamaz. Aristoteles

date
 

Söz konusu CHP ise gerisi teferruattır


Haziran 19th, 2011

Haber Ekspres 19.06.2011

http://haberekspres.com.tr/soz-konusu-chp-ise-gerisi-teferruattir-makale,614.html

Seçim bitti, ama artçı sarsıntılar sürüyor. Hedeflerine ulaşan AKP ve BDP dışındaki partilerin, hatta bu partileri destekleyen her bireyin, başkalarını suçlamadan önce “Ben nerede yanlış yaptım?” şeklinde bir özeleştiri yapmaları gerek. Özellikle de CHP’nin ve CHP’lilerin…

Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir ya; iki konuda AKP’den ders almalı, CHP…

İlki “Kol kırılır, yen içinde kalır” atasözünden hareketle “parti içi çekişmelerin ve kavgaların kapalı kapılar ardında yapılması gerekliliği”… CHP’den çok daha fazla sürtüşme ve çekişme var AKP’nin içinde; ama basına yansıyıp, oy kaybına yol açmıyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu ile İzmir milletvekili Susam arasında yaşanan hoş olmayan olaylara CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bir “lider” olarak el koyup, bu iki önemli ismin el sıkışmalarını sağlarsa, tüm CHP’lilere iyi bir mesaj olacağı kanısındayım.

CHP’de gerekli olan temizlik yapılırken, bazı dürüst ve çalışkan partililer de kaynadı arada… CHP’ye önemli hizmetleri geçmiş, parti çıkarlarını kendi çıkarlarının üzerinde görmüş CHP’lilerin gönülleri alınmalı, bir şekilde… Tek hücreli amipler bile “bölünerek çoğalma” yeteneğine sahipken, CHP “bölünerek azalma” yeteneksizliğini aşabilmeli, artık. Kendine taş atanlara, çiçekle karşılık vermeli, Kılıçdaroğlu…

AKP’nin örnek alınması gereken ikinci konu ise “yapılan yanlışlardan ders çıkarma”… AKP, “Kürt açılımı” adı altında yaptıkları fiyaskoların partiye ne kadar zarar verdiğini görerek, 180 derece döndü ve “Biz olsak, Apo’yu asardık” söylemiyle seçim öncesinde CHP’ye son dakika golü bile attı. CHP de bundan sonraki politikalarında Türk ulusunun “bölünmez bütünlük” konusundaki duyarlılığını göz önüne almalı…

Tarihten de ders almalı CHP’liler… İzmir CHP milletvekili Güldal Mumcu’nun eşi, yeri doldurulamayan gazeteci Uğur Mumcu’nun “Köy enstitüleri konuşması”nı ( http://www.youtube.com/watch?v=7ynyRPB9jHE ) izlemeliler, örneğin. Bugünlere nasıl gelindiğine ışık tutan konuşmasında, Mumcu’nun 1940’lı yılların sonlarında, üç beş oy uğruna “köy enstitüleri ve okullarda din dersi” konularında laiklikten taviz veren İnönü CHP’sini nasıl eleştirdiğini görsünler ve aynı yanlışları yapmasınlar…

Yenilenen CHP’nin deneyimsizliğe bağlı bazı yanlışları olabilir, ancak artıları eksilerinden çok daha fazla… Seçimlerde çok başarısız olduklarını söylemek de bence insafsızlık. Özellikle halkla kaynaşma ve proje üretme konularında atılan başarılı adımlar çok önemli.

Ülkenin güçlü bir CHP’ye; CHP’ninse kurultaydan çok, yapıcı bir özeleştiriye gereksinimi var.

Ve her CHP’li “Söz konusu CHP ise gerisi teferruattır” diyebilmeli…

date
 

En çok okunan yazımın öyküsü


Haziran 11th, 2011

En çok okunmuş yazım hangisi olabilir diye düşündüm ve buldum geçenlerde… Açık arayla en çok okunan yazım “Ne içersiniz? Ayran mı, kola mı?” başlığını taşıyor.

Öyküsüne gelince… Yazmaya başladığım (Milliyet Ege) 2004 yılıydı. Ne yazayım derken, lokantalarda garsonların sorduğu “Ne içersiniz?” sorusundan yola çıkarak, en çok tüketilen ayran ve kolalı içecekleri “yararları” açısından karşılaştırmaya karar verdim. Amacım çocukları, gençleri ve ailelerini bu konuda biraz olsun bilgilendirmekti.

Yoğurdun ve dolayısıyla ayranın içinde barındırdığı, insan sağlığı için çok yararlı kalsiyum, potasyum, çeşitli vitamin ve proteinleri anlattım önce… Ardından çocukların kemik ve diş gelişimindeki önemini, orta yaşın üzerindeki kadınlarda sık görülen kemik erimesinin engellenmesindeki ve hamilelik dönemindeki yararlarını ve ishallerde sindirim sisteminin düzelmesine katkılarını anlattım uzun uzun…

Özellikle sıcak yaz aylarında kaybedilen sıvı ve minerallerin geri kazanılmasını sağladığını, kansere karşı koruduğunu, yaşlanmayı geciktirdiğini, süte oranla sindiriminin daha kolay olduğunu ve bugüne dek hiçbir zararının saptanmadığını ekledim sözlerime…

Yazının sonunda da kolalı içeceklerden bahsettim kısaca… Zaten içerdikleri kafein nedeniyle uyku kaçırmaktan başka bir yararları (!) yoktu… Çocukluk çağı şişmanlığı ve buna bağlı şeker hastalığı, kemik kırılganlığının ve diş çürüklerinin artması gibi çok sayıda zararlarıyla sonlandırdım yazımı…

“Genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmiş şeker”lerin zararları gündemde yoktu; “pankreas kanserleri”nde patlama da olmamıştı o yıllarda…

Yayımlanmasının üzerinden bir yıl bile geçmemişken, üniversitede çok sevdiğim bir yönetici altıncı sınıftaki çocuğunun sosyal bilgiler kitabında bu yazımın yer aldığını söylediğinde şaka yaptığını sandım. Ancak elinde fotokopileri vardı. Yazım bir konu başlığı şeklinde inceleniyordu kitapta…

Ve yıllardır tüm Türkiye’de 6. sınıf öğrencileri okuyor; yayımlandığında okula gitmeyen kızım Zeynep bu yıl öğretmeninin isteğiyle sınıfında okudu bu yazıyı…

Bir şeyler karalayan her insan, yazdıklarının çok sayıda insan tarafından okunmasından hoşlanır; yazının okuyana bir şeyler katması, yani “yararlı” olması da ayrı bir mutluluk kaynağıdır, yazan için… Yazı o kitaba nasıl girdi bilmiyorum, ama yüz binlerce öğrenci tarafından okunmuş olmasından çok mutluyum.

Uzun zamandır asıl alanım olan “sağlık” konusunda yazmadığımı fark ettim bu arada… Uzman arkadaşlarım desteklerse yeniden bu konuda yazacağım ara sıra…

date
 

Seçim sonuçlarını gençler ve kadınlar belirleyecek


Haziran 7th, 2011

Eşi başka partilere oy verse de; birçok kadın, kız çocukları kendileri gibi olmasın, daha iyi okusun, daha eşit koşullarda ve “insanca” yaşayabilsinler diye CHP’ye oy vereceklerdir bu seçimlerde… CHP’nin en önemli seçim vaatlerinden biri olan ayda en az 600 TL “aile sigortası”nın “kadının hesabına” yatacak olması da etkili olacaktır, bu süreçte…

Başbakan Erdoğan’ın bir protestocu için söylediği “Ankara’da polis panzerine tırmanan kız mıdır kadın mıdır bilemem” sözleri kadına bakış açısını ne kadar güzel yansıtıyor! Ya gazeteci Nuray Mert için sarf ettiği “Güya bayansın” ve “namert” sözlerine ne demeli?

Aşağılanmaktan, hor görülmekten, cinsel bir “obje” olarak anılmaktan, stres topu gibi ezilip bükülmekten bıkmış Türk kadını, Erdoğan’ın bu söz ve davranış biçimini unutmayacaktır, oyunu verirken.

Birçoğu ilk kez oy kullanacak gençleri düşünelim bir de… Örneğin aylarca, hatta yıllarca hazırlanıp girdikleri üniversite seçme sınavlarının ardından “şifre” iddialarıyla sarsılanları… Şifrenin kullanılmadığı konusunda tatmin olduklarını söyleyen cumhurbaşkanı, başbakan ve diğer yetkililer gibi tatmin olmuşlar mıdır bu gençler? En az “şifre” iddiaları kadar önemli olan, özel bir binada sadece türbanlı kız öğrencilerin sınava girmiş olması nasıl açıklanacak? Eğer bilgisayar yüzlerce kız öğrenci için tek tek “sehven” hata yapmamışsa, ortada bir “müdahale” olduğu kesin. Bu kız öğrencilere, diğer öğrenciler gibi kulaklarının içine kadar aranmama gibi başka “pozitif ayrımcılıklar” da yapılmış olabilir mi? Bu konuda herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığını ve bu binada sınava girenlerle çevre binalarda girenlerin karşılaştırmalı başarı istatistiklerini, sınava giren gençler ve aileleri gibi, ben de çok merak ediyorum doğrusu…

Her tür ceza sorumluluğuna sahip gençlerin “özgür iradeleri”ni hiçe sayarak, hangi internet sitelerine girip giremeyeceklerine karar vermeye ve 24 yaşına kadar alkol almalarını kısıtlamaya çalışanlara; “parasız eğitim istiyoruz” gibi masum bir pankart açan öğrencileri bir yıldan uzun zamandır hapiste tutan zihniyete, kısacası “durmak yok, yasaklara devam” politikasına “dur” diyecektir gençler, oylarıyla…

Şehitlere “kelle”, terörist başına “sayın” diyen; “açılım” diyerek hukuku ayaklar altına alan, cumhuriyetin kazanımları tesisleri yok pahasına satan, doğal zenginliklerimizi peşkeş çeken, Atatürkçüleri ve milliyetçileri neyle suçlandıklarını bilmeden yıllar boyu tutuklu tutanları da unutmayıp, oylarını CHP ve MHP’ye yöneltecektir, sevgili gençler…

Sözün kısası; AKP’nin işi zor bu seçimlerde…

date
 

BAL Vakfı (BALEV) Türkiye çapında olma yolunda


Haziran 4th, 2011

BALEV, 12.000 Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunundan aldığı güçle, Türkiye çapında olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. 1981’de kurulan vakıf, akıl ve bilimin ışığında, orta ve yüksek öğrenim burslarından kültürel, sanatsal, sportif etkinliklere kadar, her yönüyle eğitime destek veriyor.

Eski öğrencilerinin önemli bölümü “yatılı” okumuş BAL’lılar, yeni öğrenciler de birlikte yaşamanın, ders çalışmanın, yemek yemenin, paylaşmanın keyfini alabilsin; “yatılı” kültürü yeniden yaşanabilsin, İzmir dışından gelenler de yararlanabilsin diye bir BALEVİ projesi başlattılar. BAL’lı Bornova Belediye Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ın da desteğiyle okul yakınında eğitim, toplantı ve sergi salonlarıyla, 4 kat, 20 odasıyla BALEVİ, büyük oranda tamamlandı, yakında açılıyor.

BAL’lı olun veya olmayın; çağdaş Türkiye’ye uzanan yolun üzerindeki BALEVİ’ne bir tuğla koymanın bedeli sadece 1.200 TL (veya ayda 100 TL); bir sütun ekleyim derseniz, o da 5.000 TL. Ayrıntılı bilgiyi www.balevi.org adresinden veya hafta içi 0232 374 2121 numaralı telefondan öğrenebilir veya bana yazabilirsiniz.

BALEV’in yeni bir etkinliği de “BALLI Sohbetler”… İlki geçtiğimiz hafta İzmir Hilton’da geniş bir katılımla gerçekleşen sohbetlerin amacı, güzel bir geleceğin iyi bir eğitimle sağlanabileceğine inanan insanları bir araya getirerek, konuklarımızın bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak ve sorunlarımıza çözüm yolları aramak…

BALLI Sohbetlerin ilk başlığı “ekonomi”, ilk konuğu Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu’ydu. Kısa yaşam öyküsüyle başladığı konuşmasında Sayın Zorlu, iki dokuma tezgahından Taç Tekstil’e ve VESTEL’ e uzanan ticari yaşamında en çok önem verdiği iki değerin “çalışkanlık” ve “dürüstlük” olduğunu söyledi. Zorlu, Atatürk’ün “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını alışkanlık haline getirmiş uluslar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkumdur” sözlerini anımsatarak büyük alkış topladı.

Dünya firması olduklarını, ancak dünya markası olamadıklarını söyleyen Zorlu, girdiği sektörlerden hiç pişmanlık duymadığını “Kötü iş yoktur; kötü yönetmek vardır” sözleriyle açıkladı. İzmir’de bir tıp fakültesi ve hemşirelik yüksekokulu açmayı planladıklarını bildiren Zorlu, 30 milyon dolar harcadıkları “insansız uçak” projesinde son aşamalara geldiklerini kaydetti.

BALEVİ’nin ardından hedeflerini büyüten ve yeni projeler üreten BALEV, yaşadığımız sorunların ancak iyi bir eğitimle çözülebileceğine inanan, mezun olan veya olmayan tüm dostların katkılarını bekliyor…

date