Archive for Nisan, 2011

Batı cephesinde yeni bir şey yok


Nisan 30th, 2011

Haber Ekspres 01.05.2011

http://haberekspres.com.tr/bati-cephesinde-yeni-bir-sey-yok-makale,530.html

Ülkemizde ve çevresinde yaşananlara ışık tutması amacıyla, Atatürk’ün, açılışından bir gün sonra (24 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda yaptığı ilk konuşmadan bazı bölümleri, 91 yıl sonra, 24 Nisan’da paylaşmayı planlamıştım. Araya Sayın Sabih Kanadoğlu’nun konuşması girince kısmet bugüneymiş.

Atatürk “Efendiler; 23 Nisan 1920 tarihinde açılışta sunduğum geniş bilgi sırasında çalışma alanımızın sınırını belirtmiştim. O sınır ulusal sınırımızdır (Misak-ı Milli’dir)” diye başlamış sözlerine…

Irak’ta durum şöyleymiş o günlerde: “Irak’ta İngilizlerin yaptıkları İslam halkını fazlasıyla gücendirmiştir. Biz kendileriyle ilişki kurmadan önce onlar bizi aradılar ve eskiden olduğu gibi Osmanlı ülkesinin parçası olmayı kabul ettiler. Ancak biz Suriyelilere belirttiğimiz görüşümüzü onlara da söyledik. Kendi içinizde, kendi kuvvetinizle bağımsız bir devlet olunuz. Biz her şeyden önce bağımsızlığımızı sağlamaya çalışıyoruz.”

Atatürk’ün Ermeniler konusunda söyledikleri size bir şeyler anımsatıyor mu? “Ermeniler ise tüm dünyanın kendilerine sahip çıkmasına alışmışlar. Siyasi amaçlarının gerçekleşmesi için nasıl çalıştıkları bilinmektedir. Ermeniler, Erivan Ermeni Hükümeti bölgesi içindeki İslam halkını yok etmekle uğraşmaktadırlar. İngiliz ve Amerikalıları aleyhimize kışkırtmaktadırlar.”

Ve bir genel durum değerlendirmesi yapmış Atatürk: “Efendiler, geleceğimizi, bağımsızlığımızı kazanmak yolunda karşımıza çıkan düşmanların emellerini yakından biliyoruz. Bu amaçlarını elde etmek için kullanacakları kuvvetleri de biliyoruz… …Sona ulaşmak için buldukları en güçlü araç; bizi birbirimizle çarpıştırmak olmuştur. Yazık ki İstanbul’da düşmanlarımızdan daha çok çalışarak, onların hedef ve isteklerini kolaylaştıranlar var.”

Son bölümdeyse neler yapılması gerektiğini açıklamış: “Amacımıza ulaşmak için düşmanlarımıza karşı milletin güçlü olduğunu kanıtlamak gerekir… …Uygar dünyaya karşı milletimizi, birlik yapabilecek, kendi kendini idare edecek nitelikten yoksun göstermek istiyorlar… …Yalnız ve yalnız bir şey düşünmek zorundayız, o da yurdun kurtuluşudur.”

Ve şu sözlerin ardından alkışlarla sonlanmış konuşma: “Millet bağımsızlığını elde edeceği güne kadar şahsen bütün varlığımla çalışmaya kutsal sayılan her türlü inançla söz veririm. Bu sözü burada tekrar etmekle onur duyarım.”

Erich Maria Remarck 1929’da yayımlanan kitabında, savaşta genç yaşta ölenlerin dramını anlatmış; 1930’da çekilen filmi iki Oscar kazanan kitabın başlığı Türkiye’nin durumunu özetliyor…

“Batı cephesinde yeni bir şey yok”

Doğu ve güney cephelerinde de…

Haftanın Sözü: Tarihten hiçbir şey öğrenilemeyeceğini tarihten öğreniriz.                          Bernard Shaw

date
 

Kanadoğlu: Başbakana “Van minüt” denmeli


Nisan 24th, 2011

Haber Ekspres 24.04.2011

http://haberekspres.com.tr/kanadoglu-basbakana-van-minut-denmeli-makale,519.html

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu geçtiğimiz hafta Urla Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği “Anayasa ve demokrasi” başlıklı konferansta konuştu. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güden’in ev sahipliğini yaptığı konuşmada Kanadoğlu yeni bir anayasanın hangi koşullarda yapılabileceğini anlattı. Ismarlama anayasa hazırlayan bazı uzman ve akademisyenlerin bugün, geçmişte yazdıklarının tersini savunduklarını ve bu değişikliğin gerekçesini açıklayamadıklarını söyledi; bu taslakları ısmarlayanların amacınınsa gündemi saptırmak olduğunu savundu.

Güncel olaylara değinirken “intihal” suçundan hüküm giymiş bir insana önemli sınavların sorumluluğunun verilmesini eleştiren Kanadoğlu, YGS sınavı skandalını protesto eden öğrenciler için Başbakan’ın “Biz de karşılarına 5 bin kişiyi çıkarırız” sözlerinin hatırlatılması üzerine “Bir başbakanın böyle söz etme hakkı ve haddi yoktur. Bunun yanıtını sadece öğrenciler ve velileri değil, hepimiz birden ‘VAN MİNÜT’ diyerek vermeliyiz” dedi. Böylesine bir skandalın gerçekleştiği demokratik bir ülkede ne ÖSYM veya YÖK Başkanının, ne de Milli Eğitim Bakanı veya hükümetin yerinde kalamayacağını söyledi.

Merdiven boşlukları dahil, tüm salonu dolduran coşkulu kalabalığa “Bu yaşımda mücadeleye devam ediyorum ve edeceğim; siz de inandığınız düşüncelerin peşinde elinizden gelen gayreti sarf ediniz” diyen Kanadoğlu “Torba yasa iptal edilebilir mi?” şeklindeki soruya, Anayasa Mahkemesinin yeni yapısını gerekçe göstererek, “Olabilemez” derken, “Kaybettiğimiz hakları nasıl geri alabiliriz?” sorusunu “Oylarınızla” diye yanıtladı.

Kanadoğlu 19 Mart 2003’te kendisi tarafından açılan bir parti kapatma davasının Anayasa Mahkemesi tarafından 7,5 yıl sonra gündeme alındığını ve siyasi partiler yasasının 108. Maddesinin iptal edildiğini; şu anda kapatma davası açılan bir partinin kendini kapatması durumunda davanın düşeceğini; ertesi gün aynı kişilerin aynı adla partiyi yeniden açmalarının önünde bir engel kalmadığını açıkladı.

Nüfus kütüklerinin düzenlenmesinin İçişleri Bakanlığı’na; seçim sonuçlarının tayinininse Adalet Bakanlığı’na bağlı birimler tarafından yürütülmesi nedeniyle seçim sandıklarına sahip çıkmaktan başka şansımız bulunmadığını açıklayan Kanadoğlu, “ulus devlet”, “laik devlet” gibi değerleri korumak isteyenlerin oylarını “cumhuriyet”ten yana kullanacaklarına yürekten inandığını ekledi sözlerine…

Sayın Kanadoğlu artık Ankara’yı bırakıp İzmir’e taşınsa da, kendisini daha sık izleme fırsatı bulsak…

date
 

Erdoğan mı yoksa Kılıçdaroğlu mu doğru söylüyor


Nisan 16th, 2011

Haber Ekspres 17.04.2011

http://haberekspres.com.tr/erdogan-mi-yoksa-kilicdaroglu-mu-dogru-soyluyor–makale,512.html

Kılıçdaroğlu diyor ki “Her yoksul ailenin banka hesabına ayda en az 600 Lira yatıracağız.” Erdoğan ise “Yalan söylüyorsun, yapamazsın” diyor.

Hangisi doğru söylüyor?

Ziya Paşa diyor ki “Ayinesi (aynası) iştir kişini, lafa bakılmaz.”; Mevlana ise “Yalancının yeminine inanılmaz, doğruların ise yemine ihtiyacı yoktur.”

Her ikisinin de “Doğru Söyleme Karne”lerine bir bakalım o zaman…

2002 yılındaki seçimleri Erdoğan “Yolsuzluklara damardan gireceğiz” sloganıyla kazanmıştı. Bugün 1 milyon 700 bin gencimizin geleceğini ilgilendiren sınavın şifresinin sorumluları koltuklarında oturuyor, tıpkı Deniz Feneri’nde yargılananlar gibi… Erdoğan’ın bursla okumuş oğlu da bir gemicik alıverdi bu zaman zarfında… Buradan Erdoğan’a bir “zayıf” verdik.

2007’deki seçimler öncesindeyse “Haydi kalkın, Avrupa Birliği’ne giriyoruz” diyordu Erdoğan. Bu konuyu açmama gerek yok sanırım. Koca bir “zayıf” daha…

“O kadar uzağa gitme; o zaman karşısında Kılıçdaroğlu yoktu” diyebilirsiniz. Gelelim sadece yedi ay önceki halkoylamasına… Erdoğan diyordu ki “Evet derseniz darbeciler yargılanacak; kadınlara, çocuklara pozitif ayrımcılık yapılacak; ileri demokrasi gelecek… Bunları hap haline getirdik, yutun bu hapı…” Kılıçdaroğlu ise “Bunların hepsi yalan, evet de deseniz darbeciler yargılanamaz. Asıl amaç önce Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi’ni, ardından tüm yüksek yargıyı ele geçirmek. Hapı yutmayın!”

Sonuç: “Türkiye hapı yuttu!” 12 Eylül darbecilerinin maaşları arttı; hızla HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nde değişiklikler gerçekleşti, “ileri demokrasi” gereğince basılmamış kitaplar toplatıldı. Erdoğan’a bir “zayıf” daha… Halkoylamasını kaybettiği için Kılıçdaroğlu’nun diğer notları kırılabilir, ama doğruluk karnesine “Pekiyi”…

“Türkiye aynı hapı yeniden yutar mı?” sorusunu yanıtlamadan önce bir fıkra…

İki kulağı birden yanmış bir kadını getirmişler acil servise. Doktor sormuş, nasıl oldu diye… Kadın demiş ki “Ütü yaparken telefon çaldı, dalgınlıkla ütüyü getirdim kulağıma”. Doktor şaşkınlıkla sormuş “Peki diğer kulağınızı nasıl yaktınız?” diye. Kadın yanıtlamış: “O ambulans çağırırken oldu!”

Bu ancak fıkralarda olur. Ben Türk insanına güveniyorum.

Bu kez “HAPI YUTMAYACAK”.

Haftanın Sözü:

Herkesi bir defa, bazılarını her zaman kandırabilirsiniz. Ama herkesi her zaman kandıramazsınız!” Abraham Lincoln

date
 

Bir tutam “empati”


Nisan 9th, 2011

Haber Ekspres 10.04.2011

http://haberekspres.com.tr/bir-tutam-empati-makale,501.html

Bir tutam empati kurmaya; kendinizi başkalarının yerine koyarak, onların duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaya ne dersiniz?

Bir anne veya babasınız… Çocuğunuzun özgür bir ortamda büyümesi, iyi bir eğitim alması için çabalamışsınız, ömrünüz boyunca. Ve başarmışsınız da. Çocuğunuz aydın bir bilim adamı, gazeteci, yazar, siyasetçi veya asker olmuş. Olmakla da kalmamış, mesleğinde en üst basamaklara tırmanmış. Bir yılan gibi sürünerek değil, bir kartal gibi süzülerek, üstelik. Rektör, yazar, parti başkanı, komutan olmuş; kitaplar, makaleler yazmış… Ünü ülke sınırlarını da aşmış, birçok ödül kazanmış… Tıpkı sizin çocukluğunuzda öğütlediğiniz gibi haktan, hukuktan ayrılmamış, hep doğruluktan, güzellikten yana olmuş… Paraya değil, insana değer vermiş, ezilenin yanında olmuş hep. Aklı ve bilimi rehber, çağdaş uygarlığın aydınlığını hedef edinmiş kendine… Ve bir gün sabahın alacakaranlığında basılmış evi… Eşyaları, bilgisayarları didik didik aranmış, belge dolu çuvallarla birlikte götürülmüş yaka paça ve yıllarca neyle suçlandığını bilmeden hapis yatarken, yoğun temposu nedeniyle yıllardır ihmal ettiği sağlığı bozulmuş ve hastaneye kaldırılmış…

Veya hapisteki o insan yerine koyun kendinizi… Hasta anne ve babanızı mı düşünürsünüz, eşinizin siz olmadan nasıl ayakta durabileceğini mi; küçük çocuğunuzun yaşadığı bu ağır travmadan nasıl kurtulabileceğini mi; yoksa yarım kalan işlerinizi mi? Kahrından ölen anne veya babanızın cenaze törenine bile katılamadığınızı, çocuğunuz hastalandığında elinizin kolunuzun bağlı olduğunu düşünün…

Bir de kendinizi çocuğun yerine koymayı deneyin… Sizi en çok seven, sizi havaya fırlatan, sizinle oyunlar oynayan, anneniz kızdığında bile sizi koruyan, her şeyi bilen en büyük kahramanınızın bir anda ortadan kaybolduğunu… Aylar sonra bir cam bölmenin ardında çökmüş bir durumda görüp, sesini ancak bir telefon aracılığıyla duyabildiğinizi… Okulunuzun bir etkinliğinde sınıf arkadaşlarınızın babalarına sarıldığını…

Neler hissediyorsunuz?

Veya eşlerinin yerine koyun kendinizi… “Beyninin ve ruhunun her hücresiyle” eşine inandığını söyleyen kadın gibi haykırmaz mısınız? “Bizlere yaşatılan bu çirkinlikte kimlerin parmağı varsa, bir şeyler bildiği halde susan varsa, olana bitene göz yumuyorsa, bu olaylardan nemalanıyorsa, yapabileceği bir şeyler varken köşesinde oturup olanı biteni seyrediyorsa, umarım hayatlarının bir yerlerinde bunun hesabını önce ve en önemlisi kendi vicdanlarına, sonra bizlere ve nihayetinde Türk toplumuna fazlasıyla verirler.”

“Kul hakkı” ve “ilahi adalet” kavramları göz önüne alındığında, sorumluların ve onların destekçilerinin Allah katında işleri zor.

Bugünlerde, ilahi adaletin de “şifre”leri aranmalı…

Haftanın Sözü:

Kendiniz için istediğinizi başkaları için de isteyin; kendiniz için istemediklerinizi başkaları için de istemeyin.                                                                                            Hz. Muhammed

(Tolstoy’un “Hz. Muhammed” kitabından, Karakutu Yayınları)

date
 

Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek


Nisan 1st, 2011

Haber Ekspres 03.04.2011

http://haberekspres.com.tr/balik-vermek-yerine-balik-tutmayi-ogretmek-makale,484.html

Hafta içinde İzmir Kent Konseyleri Birliği ve 2440. Rotary Bölge Federasyonu’nun birlikte başlattığı “Yoksulluğa Sessiz Kalma” projesi kapsamındaki muhteşem bir konsere katılma fırsatım oldu. Öncelikle bu mükemmel projeyi, ardından yıllardır izlediğim en güzel konser organizasyonunu anlatmaya çalışayım.

“Yoksulluğa Sessiz Kalma” projesinin öncelikli amacı yoksulluk konusunda bir “farkındalık” oluşturmak; diğer amaçlarıysa “sağ elin verdiğini sol el görmeden” yoksul kesime bir katkı sağlayarak toplumun farklı sosyoekonomik düzeyindeki insanları kaynaştırmak; “balık vermek yerine, balık tutmayı öğretmek”; yoksulluğun “kalıcı” değil “geçici” bir durum olduğunu veya olması gerektiğini vurgulamak.

Projede Karabağlar Belediyesi’nin bir merkezinde üç yıl boyunca ücretsiz kurslarla (bilgisayarlı muhasebe, ahşap ve cam oymacılığı, mobilya tasarımı, kalıp ustalığı, web tasarımı gibi) her yaştan insana meslek edindirmek ve ardından iş bulmalarını sağlamak amaçlanırken, konuya duyarlı herkesin düşünce veya eyleme yönelik katkıları bekleniyor.

Konsere gelince… Halktan oluşmuş çok başarılı bir Türk Halk Müziği Korosu’ndan özenle seçilmiş türküleriyle başlayan organizasyonda, 10 roman çocuğun oluşturduğu ritim saz topluluğu gecenin en sempatik grubuydu. En yetenekli miniklerden biri darbukalar eşliğinde “göbecik” atarken, gözlerindeki mutluluk ifadesini tarif etmem olanaksız…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son derece net ve güzel mesajının okunmasının ardından, Dr. Ender Saraç’ın duygulanarak sunduğu “Yoksulluğa Sessiz Kalma Bildirgesi” çok önemli mesajlar taşıyordu. Anjelika Akbar sadece piyanosuyla değil, sözleriyle de geceye renk kattı. Özellikle Aşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım” eserine yaptığı yorumu ve Köy Enstitüleri Belgeseli’ne bestelediği ana temayı çok beğendim. Babası Nesimi Çimen’i Sivas katliamında kaybetmiş Mazlum Çimen, Türkiye’de insani değerlerin dibe vurduğundan yakındı ve Anodorian Orkestrası’yla birlikte piyano, saz, basgitar ve saksafonun inanılmaz ahengini sundu bizlere. Ve gece Türkiye’nin en iyi yorumcularından Zerrin Özer’in olağanüstü doğal, içten ve başarılı sunumuyla son buldu.

Gecenin mimarı Rotary Bölge Kültür Sanat Komite Başkanı Işıl Nişli’ye, Rotary 2440. Bölge Federasyonu Başkanı Yeşim Yöney’e, İzmir Kent Konseyleri Birliğinin Sözcüsü Murat Bakan’a ve Genel Sekreteri Prof. Dr. Adnan Akyarlı’ya tebrik ve teşekkürlerimi sunarken, yakılan bu ışığın tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya yayılmasını diliyor; bir yandan da nasıl katkı yapabilirim diye düşünüyorum.

Not: CHP İzmir milletvekilliği aday adaylarından uzun zamandır tanıma fırsatı bulduğum ve çok sevdiğim dostum Prof. Dr. Oğuzhan Altay’a, sevgili ağabeyim Prof. Dr. Suat Çağlayan’a, BAL’da müdürlüğümü yapmış Saadettin Öztürk Hoca’ma, sevgili dostlarım Özcan Türkoğlu’na ve Ramazan Abay’a başarılar dilerim.

Haftanın Sözü: Bir toplumda demokrasinin başarı olasılığı, o toplumdaki kanun gücüyle değil, eğitim ve kültür düzeyi ile doğru orantılıdır.                                Ülgen Zeki Ok

date