Archive for Şubat, 2011

Memet Ağa’nın çınarı


Şubat 26th, 2011

http://haberekspres.com.tr/memet-aganin-cinari-makale,420.html

Orman kıyısında güzel bir evi vardı Memet Ağa’nın; eve gölge sağlayan koca bir de çınarı… Çok severdi Memet Ağa Çınar’ını. Geçimini sağladığı tarlasında gün boyu yorulduktan sonra, onun gölgesinde sigarasını tellendirmekti en büyük zevki…

Sakin bir bölgeydi o yöre; ta ki zengin bir takım insanlar orman civarında villalar yapmaya başlayana kadar. Hoşuna gitmişti Memet Ağa’nın bu insanlar; ara sıra ona uğrayıp, tarlada yetiştirdiği sebzelerden satın alıyorlardı üstelik. Hem de pazarda sattığının iki katı para karşılığında…

Yalnız yaşıyordu Memet Ağa, pek fazla konuğu da olmazdı. Kapısı çalınıp da karşısında Ak Saçlı Bilge Baba’yı gördüğünde şaşırmıştı. O’nu ilk gördüğünde 7-8 yaşlarında daha bir çocuktu; babası nasıl da saygı duyardı bu insana… Nasıl duymasın? Bilmediği şey yoktu sanki… Tarla sürmekten, ekin ekmekten, süt ineği yetiştirmekten, inşaat yapmaya kadar. Boşuna “Bilge Baba” demiyorlardı adına… Köy köy dolaşır; gittiği yerleri aydınlatırdı. Bilge Baba’nın yatağını hazırlarken “Hayli yaşlanmış” diye düşündü Memet Ağa.

Sabah namazından sonra güzel bir kahvaltı hazırladı Bilge Baba’ya; ardından da çevreyi dolaştırmayı teklif etti. En sona da orman kenarındaki villaları sakladı. “Bak” dedi övünerek, “artık şehirlilerle komşu olduk buralarda”. Bir yanıt vermedi Bilge Baba, düşünceli bakışlarını ormana doğru çevirdi ve geldikleri yöne doğru yürümeye başladı. Bilge Baba’nın ne bu davranışına, ne de ayrılırken söylediği “Ormana dikkat et, onu koru” sözlerine anlam veremedi Memet Ağa; pek de önemsemedi…

Koca çınarının gölgesinde sakin adımlarla uzaklaşmasını izlediği Bilge Baba’nın iyice yaşlandığını düşündü. Gözlerini çınarın koca dallarına diktiğinde “Bana ne ormandan” diye geçirdi içinden.

Aradan sadece iki ay geçmişti. Villaların yakınından çıkan yangın rüzgarın etkisiyle kısa sürede yayılmış, önce ormanı, ardından tarlasını, evini ve koca çınarını yakmıştı Memet Ağa’nın.

Yaşlı gözlerle çınarından kalanlara bakarken, titreyen dudaklarından şu sözcükler dökülüyordu Memet Ağanın:

“Şimdi anladım, Bilge Baba… Çınarımı kurtarmamın yolu, ormanı korumaktan geçiyormuş…”

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Ricciardone’ye yanıt


Şubat 19th, 2011

http://haberekspres.com.tr/ricciardoneye-yanit-makale,409.html

ABD’nin yeni Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone “Bir yanda gazeteciler gözaltına alınıyor, bir yanda basın özgürlüğünün desteklendiği belirtiliyor. Biz anlamıyoruz” dedi önce… Ve ortalık karıştı…

Ardından durumu düzeltmek için biraz yumuşattı söylemini ve “Türkiye’de meydana gelen olayları anlamaya çalışıyoruz. Ancak anlayamıyoruz. Bu yüzden de sizlere soruyoruz. Türkiye’de olanları anlamamıza yardımcı olmanızı istiyoruz” sözlerini sarf etti basın mensuplarına…

Şu “ileri demokrasi” konusunu nasıl anlatsak ki Sayın Büyükelçi’ye?

Anlatmalıyız; çünkü Sayın Büyükelçi “Benim ülkem her zaman özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün yanında olacaktır. Demokrasilerde herkes fikirlerini özgürce ifade edebilmeli” de diyor. Sadece o mu? ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley “Bir dost, bir müttefik ya da bir hısmın evrensel ilkelere saygı konusunda çizgiyi aştığını düşündüğümüzde sesimizi yükseltmekten çekinmeyiz” sözleriyle arkasında duruyor büyükelçisinin…

Ancak, bırakın basın ve gösteri özgürlüğünü, seyahat özgürlüğünün bile kısıtlandığı, hukukun temel ilkelerinin ayaklar altına alındığı bir ortamda “demokrasi” sözcüğünü ağza almak pek de kolay değil…

Tamam buldum! Şöyle anlatırsak Sayın Büyükelçi anlar belki…

Hafızalarımızı zorlayalım azıcık…

ABD Irak’ı işgal etmeden önce neyi getireceğini söylüyordu?

“Demokrasiyi”…

AKP (işgal gibi bir niyeti olmasa da) Türkiye’ye neyi getireceğini söylüyor?

“İleri demokrasiyi”…

İşte Sayın Büyükelçi…

Bu nedenle ABD’den daha “ileri” gidiyor, AKP…

Bilmem, anlatabildim mi?

date
 

Türk aydını İslam dinini neden öğrenmeli?


Şubat 12th, 2011

http://haberekspres.com.tr/turk-aydini-islam-dinini-neden-ogrenmeli-makale,397.html

Türkiye’de Atatürkçülüğü benimsemiş aydınların birçoğunun çeşitli nedenlerle İslam Dini ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmamaları AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor. Bu aydınlar “İslam” adına yapılan, fakat aslında “İslam”la taban tabana zıt olan birçok uygulamanın farkına varamayıp, AKP’yi halka şikâyet edemiyorlar. Yaşamlarında “din”e önemli bir yer veren geniş halk kitleleriyle empati kurup, anlaşamıyorlar; sonuçta uzaklaşıp, kopuyorlar onlardan…

İnançları, ibadetleri, davranışları, giyim şekilleri ve son zamanlarda verdikleri oylar nedeniyle bazen aşağılanan bu insanlar, kendilerine kucak açan Siyasal İslamcılara daha da yaklaşıyorlar, sonuçta… Bu kesim kesinlikle “aptal” değil ve birçoğu AKP tarafından kandırıldıklarını çoktan anlamış durumda, oysa… Kendileri fakirleşirken, başta “Recep Bey” olmak üzere AKP’lilerin giderek zenginleştiğinin farkındalar… Bir ay boyunca çalışan işçi veya memur, çocuğuna oyuncak “gemicik” bile alamazken, Recep Bey’in maddi yetersizlik nedeniyle bursla okumuş çocuklarının artık koskoca “gemicik” sahibi olduğunu görüyorlar… “Yolsuzlukla mücadele”, “Avrupa Birliği”, “Kıbrıs”, “özgürlükler” gibi pek çok konuda söylenen yalanlar da ortada, zaten.

Atatürkçü Türk aydını Türkiye’de “İslam” adına, Arap geleneklerini yerleştirmeye çalışan, halkı kandıran, dayatmacı “sahte ulema” ile mücadele etmek istiyorsa, Kuran’da yazılı “Gerçek İslam”ı iyi öğrenmekle yükümlü. Peki, neler yapabilir Türk Aydını? Siyasi düşünceleri veya dini inançları ne olursa olsun, Atatürk’e saygı duyan, Müslümanların yoğun olduğu diğer ülkelerden ileride olmamızı Atatürk ilke ve devrimlerine borçlu olduğumuzu bilen her Türk aydını, Atatürk’ün İslam Dini konusunda söylediklerini, yaptıklarını ve yazdıklarını araştırabilir… Kurtuluş Savaşı sırasında bile neden İslam Tarih okuduğunu, Kuran’ı ve Ezan’ı neden Türkçeye çevirttiğini, gerçek din adamlarıyla dini duyguları sömürenleri nasıl birbirinden ayırdığını anlamaya çalışabilir… İslam Dinini öğrenmek için “http://www.kuranmeali.com” adresinde yer alan, çeşitli kurum veya yazarlar tarafından hazırlanmış 18 Türkçe, 2 İngilizce Kuran mealinden belli bir konuyu veya tümünü karşılaştırmalı olarak inceleyebilir.

Aydın bilim insanlarına İslam Dininin daha iyi anlaşılıp yorumlanması için de gereksinim var. Kuran meali hazırlayacak düzeyde bilgi birikimine sahip olan insanların bile çok farklı yorumlar yapabilmeleri, Kuran ayetlerinin elde edilen bilimsel veriler ışığında yeniden yorumlanması gerektiğini kanıtlıyor.

Din ve dil (Eski Arapça ve Türkçe) alanlarında üst düzeyde uzmanlaşmış kişilerin, bilim adamları ile bir araya gelmeleri ve tartışarak elde ettikleri sonuçları halkla paylaşmalarının çok yararlı olacağı kanısındayım. Atatürk’ün “Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur; biliniz ki o dinimize de uygundur, o şey dinseldir” şeklindeki sözlerinin anlamı o zaman daha iyi anlaşılacaktır.

date
 

Siyasal İslamcılarda “demokrasi” anlayışı


Şubat 5th, 2011

http://haberekspres.com.tr/siyasal-islamcilarda-demokrasi-anlayisi-makale,389.html

Muhalefetteyken kendilerine demokratik hakların tanınmadığından yakınan ve daha fazla demokrasi isteyen Siyasal İslamcılar “iktidar” olduklarında nasıl bakarlar demokrasiye?

Yıllar önce dinleme fırsatı bulduğum; çağdaş İslam yorumlarına, Atatürk sevgisine ve Orta-Doğu konusundaki bilgisine hayran kaldığım ilahiyatçı Dr. Abdullah Manaz’ın iki ciltlik (Dünyada – Türkiye’de) Siyasal İslamcılık (IQ Kültür Sanat Yayıncılık) kitabında aradım bu sorunun yanıtını…

Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünden Hasan El Hudeybi, Komünist ve Hıristiyan Kıptilere parti kurma izni verilecek mi sorusuna “Komünistlere, dinden uzaklaşan bir parti kurdukları için hoşgörüyle bakılamaz. Kilise de Hıristiyan Kıptiler için parti görevini üstleniyor, onların partiye ihtiyaçları yoktur” yanıtını vermiş.

İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bağheri “demokratik” seçimlere girebilecek adayların “eski rejime bağlı olmamaları ve İran’ın İslami rejimine bağlı olmaları” gerektiğini söylemiş.

En çok da Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın yorumunu tuttum: “İslam’ın hakim olduğu bir sistemde İslam dışı yaşantının toplum içerisinde varlığına müsaade edemezsiniz.

İslam dininin “siyasi, hukuki ve ekonomik bir düzen değil, bir inanç ve ahlak sistemi” olduğunu savunan Manaz, Siyasal İslamcıları “İslam dininin siyasi, hukuki ve ekonomik bir düzen olduğu ana fikrine inanan ve içinde yaşadığı toplumu ve devleti buna göre değiştirmeye çalışanlar” olarak tanımlıyor.

Türkiye’deki Müslümanların çoğunun Kuran’ı anlamak için okumak bir yana, bir ilmihal kitabı bile okumadığını, çevreden ve din adamlarından duyduklarına inandıklarını belirten Manaz, yapılan eleştirileri “Allah’a ve dine hakaretle eşdeğer” gören bu insanların davranış ve alışkanlıklarını değiştirmenin güç olduğunu bildiriyor.

Son yıllarda siyasal İslamcılığa halk desteğinin artmasını, normal dindar insanla İslamcıların aynı çerçeveye sokulmasına bağlayan Manaz’a katılıyorum. Türk halkının çoğunluğunu “aptal” olarak nitelemenin, altı okundan biri “halkçılık” olan ve halkı “çalışkan ve zeki” olarak niteleyen Atatürk’ün düşünce sistemiyle nasıl bağdaştırıldığını da anlayamıyorum.

Atatürk’ün İslam dinini asıl hedefine yöneltecek yapısal ve dinsel reformları gerçekleştirdiğini, bu reformlardan cesaret alan Tunus, Mısır, İran, Pakistan gibi ülkelerin kısmen başarı sağlasa da bunu sürdüremediklerini söyleyen Manaz, internet sitesinde (http://turkce.manaz.net/) Mısır ve Tunus’taki olayların, Wikileaks belgelerinin ve füze kalkanının perde arkasını anlatmış. Yazarın Konularına ve Geliş Sırasına Göre Geliş Sebepleriyle Birlikte Kronolojik Türkçe Kuran (IQ Yayınları) adlı kitabını da öneririm.

“Gerçek din bilginleri” ile “hoca kıyafetli cahiller”i birbirine karıştırmamak gerektiğini söyleyen Atatürk’ü daha iyi anlıyorum şimdi.

date