Archive for Mart, 2010

F mi yoksa Q klavye mi?


Mart 28th, 2010

Hürriyet Ege 28.03.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14239956.asp?yazarid=201&gid=142

AKP’nin ilköğretimden başlanarak, F (Fe okunur) klavyenin yaygınlaşması amacıyla girişimlerde bulunulacağını açıklaması üzerine “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” deyip, F ve Q klavyelerin çıkış öykülerine göz atalım dilerseniz.
Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın Türk Dili Dergisi’nde, F klavye düzenlenmeden önce, yaklaşık 30 bin Türkçe sözcüğün ölçü alındığı bir değerlendirme yapıldığını, en sık kullanılan “a, e, k, i, m, l, t, r” gibi harflerin, bu klavyede en uygun yerlere yerleştirildiğini anlatıyor. Akalın Q klavyede bu harflerin (örneğin 30 bin sözcükte 26 bin 323 kez kullanılan “a” harfi) en ücra köşelere dağıtılmış durumda iken; çok az kullanılan bazı harflerin (örneğin sadece 125 defa kullanılan j harfi) en uygun yerlere konduğunu söylüyor.
Q klavyenin öyküsünü ise, “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitaptan (Jared Diamond, TÜBİTAK Yayınları) aktaralım.
“… bu klavye 1873’te mühendisliğe aykırılık abidesi olarak tasarımlanmıştı. Daktilo kullananları olabildiğince ağır yazmaya zorlamak için olmadık hilelere başvurulmuş, en çok kullanılan harfler klavyenin her sırasına dağıtılmış, sağ elini kullanan insanları zayıf ellerini kullanmak zorunda bırakacak şekilde harfler solda toplanmıştı. Görünüşte verimliliğe aykırı bütün bu özelliklerin gerisinde yatan neden, daktilolarda yan yana iki tuşa art arda basıldığı zaman ikisinin birbirine karışmasıydı, üreticiler daktilo yazanları yavaşlatmak zorundaydı.”
Özetle, F klavye Türkçe’yi hızlı yazabilmek, Q klavye ise, İngilizce’yi yavaş yazabilmek için tasarlanmış.
Siyasi görüşüm farklı olsa da AKP’nin F klavyeyi özendirme girişiminin, sigarayı özendirmeme girişimlerinden sonra, en yararlı projeleri olduğunu düşünüyor ve gönülden destekliyorum. AKP bununla yetinmeyip, internette Türkçe karakterlerde yaşanan sorunların çözümü için uluslararası standart gruplarında daha aktif olursa ve cep telefonu tuşlarına Türkçe karakterlerin eklenmesini de sağlarsa, bunları da alkışlarım.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

İşlerine aşık insanlar


Mart 21st, 2010

Hürriyet Ege 21.03.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14169299.asp?yazarid=201&gid=142

YAPILAN işin ne olduğundan çok daha önemlisi, nasıl yapıldığıdır. Ve işlerini iyi yapan insanlara çok saygı duyarım. Sayıları fazla olmadığından hemen göze batan bu insanlar için en önemlisi, yaptıkları işlerden aldıkları hazdır; işlerine aşıktırlar çünkü.
Sanatçı, öğretmen, doktor, mühendis, hukukçu, zanaatkar… Ne iş yaparlarsa yapsınlar; yaptıkları işi tam yapmaya çalışır bu insanlar. Alsancak Kıbrıs Şehitleri’ndeki berberim Muammer Usta, boya işlerimizi yapan İlhami Usta böyle insanlardandır.
Eğitimcilerin özel bir yeri vardır benim gözümde… Ayvalık İstiklal İlkokulu’ndan öğretmenim Macide İlkdoğan, kızımın Karşıyaka Beyaz Balon Anaokulu’ndaki yöneticisi Rina Palombo, Çakabey İlköğretim Okulu’ndaki kurucu temsilcisi Zafer Eraslan ve öğretmeni Fatma Yağız gibi… Daha gelişmiş bir toplumun mimarları olan, kendilerini öğrencilerine adamış bu insanların mutluluklarını, öğrencilerinin başarılarının ardından, gözlerinden okuyabilirsiniz. Bazılarını da örnek alırsınız kendinize… Benim için bu insanların başında yıllardır birlikte çalıştığımız; yöneticilik, hoşgörü, bilim, hukuk ve demokrasi gibi konularda kendisinden çok şey öğrendiğim, sivri uçlarımı törpülememe yardımcı olan önceki Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Özcan gelir.
Adını verdiği müzik okulunun sahibi Maria Rita Epik de böyle bir insan… Müzik yapma zevkini kızımdan sonra eşime ve oğluma aşılayan Epik “Sıra sizde” dediğinde, nota bile bilmediğim halde gülüp geçemedim bu nedenle. Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” şiirindeki “yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin” dizesinden yola çıkarak, genç yaşta (47) başladım müzik yaşamıma… Eşim Eser ile kızım Zeynep’in piyanosuna ve oğlum Yiğit’in baterisine ben de sesimle eşlik etmeye çalışıyorum; birlikte müzik yapıyoruz artık… Öğretmenlerimiz Nazime Aliyeva’ya, Gülnare Özdemir’e, Orçun Aktaşlı’ya ve her türlü kaprisimi çeken Seda Kıvanç’a çok teşekkürler…
İşlerine aşık tüm insanları ayakta alkışlıyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Türkler, Kızılderililer ve Soykırım


Mart 14th, 2010

Hürriyet Ege 14.03.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14100314.asp?yazarid=201&gid=142

SÖZDE Ermeni soykırımı tasarısının komisyonda kabulü birçok insanın aklına Kızılderilileri getirdi. Haksız da sayılmazlardı hani… Soyları kırılmış (!) Ermenilerin koskoca bir ülkeleri ve diasporaları varken, soyları kırılmamış (!) Kızılderililerin ne bir ülkesi vardı, ne de diasporası…
Kızılderililer, Türkleri ilgilendirir miydi? Akrabaysak, bal gibi ilgilendirirdi. Klişeleşmiş “Kızılderililer Türk mü?” sorusunu Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz TürkkanTürkler ve Kızılderililer” kitabında (Pegasus Yayıncılık) yanıtlıyor:
Tabii ki, değil; onlar bizim amcaoğullarımız.
Türkkan’a göre, uzaktan akrabalarımız M.Ö. 17-20 bin yıllarında buzlarla kaplı olan, bugünkü Bering Boğazı’ndan geçerek ilk Amerikan yerlilerini oluşturmuşlar; M.Ö. 1200’lü yıllarda ise, daha yakın akrabalarımızdan Etrüsklerin bir kolu, gemilerle Cebelitarık boğazını geçerek bugünkü Meksika’ya ulaşmış, Aztek ve İnka uygarlıklarının öncüsü “Olmek Uygarlığı”nı kurmuş. Kanıtlardan bazıları; 300’den fazla ortak sözcük (dilbilim kurallarına göre Türkçe’de aynı anlama gelen “Havasu”, Akkapına”, “Çapultepek”, “Tepehuan” gibi bileşik sözcüklerin her birinin rastlantı olma olasılığı milyonda bir); 12 hayvanlı Türk takvimin neredeyse aynısı Aztek takvimi; benzer piramitler, heykeller, kilim desenleri, töreler, efsaneler (İnkaların Kapaktakon efsanesi – Ergenekon efsanesi).
¡
Prof. Ward Churchill 1500 yılında 12 milyon olan Kuzey Amerika Kızılderililerinin sayısının 1900’de 237 bine düştüğünü, bunun “tarihin en uzun süreli soykırımı” olduğunu bildiriyor. Prof. David E. Stannard ise “Amerika’nın Soykırım Tarihi” kitabında (Gelenek Yayınları) Amerika’nın Kızılderilileri bütünüyle ortadan kaldırmak amacıyla; önceden tasarlanmış, çiçek mikrobu bulaşmış battaniye hediye etmek gibi insanlık dışı yöntemler kullandığını anlatıyor; onlarca milyon insanın ölümünü “tarihin en kötü soykırımı” olarak niteliyor. Ezilen tüm insanların bu düzene karşı birlikte savaşmalarının, haklarına ve doğal zenginliklerine sahip çıkmalarının, özgür ve onurlu yaşamak için bir zorunluluk olduğunu ekliyor sözlerine.
En güzelini ise Kızılderililer söylüyor: “Eğer beyazlar kazanırsa bu bir savaştır; eğer Kızılderililer kazanırsa bu bir katliamdır.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com

date
 

Türkiye’nin sorunları nasıl çözülür?


Mart 7th, 2010

Hürriyet Ege 07.03.2010

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14031540.asp?yazarid=201&gid=142

İZMİR’de önemli bir panel gerçekleşti geçen hafta… Elif Demirci’nin Hürriyet’teki haberine göre Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile Prof. Dr. Süheyl Batum, Hilton Oteli’nde “Nasıl ve Neden Yeni Bir Anayasa” konulu panelde konuştu. Bir partilinin “DP’nin genç genel başkana ihtiyacı var. Partimize ne zaman katılacaksınız?” sorusunu Batum “… Ben sağ bir partide değil demokratik, laik, sosyal cumhuriyeti savunan bir parti olduğu taktirde bu partinin içinde yer alabileceğimi söylüyorum. Yakın tarihte beraber olacağız” diye yanıtladı. Sayın Cindoruk ise Prof. Batum’un babası Sadık Batum için “Ben AP il başkanı iken, o benim senatörümdü. Büyük emekleri geçti. Biz baştan beri DP’nin bir merkez partisi olduğunu savunuyoruz” dedi.
Geçtiğimiz ay “Türkiye’nin sorunları nasıl çözülür?” başlığı altında şöyle yazmıştım:
Bakarsınız Sayın Cindoruk koltuğunu Atatürkçü, kültürlü, genç, dinamik, önceden politikaya bulaşmamış birine (Böyle birini tanıyorum) devreder ve bunu başarılar izler.
Hemen söyleyeyim; bu kişi Prof. Dr. Süheyl Batum’du. Ardından düzelteyim; “tanıyorum” yerine “biliyorum” yazsaydım, daha doğru olurdu; çünkü Sayın Batum’la belki Üniversitelerarası Kurul’da birkaç kez bir araya gelmişizdir, ama tanışma fırsatımız olmadı.
Biraz daha müneccimlik yapayım. Prof. Dr. Süheyl Batum’un genel başkanlığında, siyasi yelpazenin merkezindeki bir Demokrat Parti’nin kökleşmiş DP-AP-DYP ve ANAP oylarının yanında AKP’den, MHP’den (ödünç oylar) ve CHP’den alacağı oylarla yüzde 10’luk barajı rahatlıkla aşabileceğini düşünüyorum. Türkiye’nin siyasal tarihinde kurulduktan kısa süre sonra iktidar olan veya iktidarken hızla eriyen birçok parti olduğunu anımsamakta da yarar var.
Süreç gerçekleştiği taktirde, oluşacak rekabetten CHP’nin de olumlu yönde etkileneceğini düşünüyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date