Archive for Şubat, 2010

Yeni bir YÖK modeli önerisi


Şubat 21st, 2010

Hürriyet Ege 21.02.2009

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13857693.asp?yazarid=201&gid=142

SEVGİLİ Deniz Sipahi bir yazısında özetle, Türkiye’de rektörlük seçimlerinin anlamını yitirdiğini, atamalar sonrasında koltuğa oturanların görev yapamaz hale geldiğini; sistemin gruplaşmalara, kulislere, istifalara ve boykotlara yol açtığını ve üniversitelere zarar verdiğini yazmış. Sipahi’nin bu görüşlerine tamamen, önerdiği üniversitelerin “mütevelli heyetleri” tarafından idare edilmesi şeklindeki çözüm yolunaysa kısmen katılıyorum. Mütevelli heyetleri İzmir, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerdeki üniversitelerde başarılı olabilirse de küçük şehirlerde siyaset ve ticaretin üniversitelere daha çok nüfuz etmesine yol açabilir, kanımca…
GİZLİ ELEKTRONİK SEÇİM
Önereceğim modelde YÖK üyelerinin seçimi önem taşıyor. YÖK üye sayısının en az beş katı kadar YÖK üye adayı, istekliler de göz önüne alınarak; Cumhurbaşkanı, Rektörler Komitesi ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından, dünyadaki ve Türkiye’deki yönetimsel ve bilimsel çalışmaları göz önüne alınarak belirlenecek ve adayların özgeçmişleri internet aracılığı ile duyurulacak. Türkiye’deki tüm öğretim üyelerinin katılımıyla yapılacak gizli bir elektronik seçimle belirlenecek YÖK üyeleri, daha sonra kendi aralarından YÖK başkanını ve vekillerini seçecekler. Rektör adayları özgeçmişlerini, plan ve projelerini içeren bir dosya ile YÖK’e başvuracaklar; YÖK Genel Kurulu’nun yapacağı değerlendirme ve mülakat sonrasında YÖK’ün önereceği üç adaydan biri Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.
SIKINTILAR DA BİTER
Böylece üniversitelerde seçimlerin yol açtığı çekişmeler ve kan davaları sona erebilir, rektör seçicilerini seçen öğretim üyeleri, demokratik haklarını kullanmış olurlar ve Cumhurbaşkanlığı makamı gereksiz yere yıpranmaz. Belki de en önemlisi tek bir uluslararası yayını veya yönetimsel başarısı olmaksızın, bir takım sahtekarlıklarla atanmayı başaran, saltanat kurmaya çalışan ve üniversitesini geriye götüren rektörlerin önü kesilmiş olur.

Modelin ileride bile gerçekleşmesinin kolay olmadığının farkında olsam da düşüncelerimi paylaşmak istedim.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Dunning-Kruger Sendromu


Şubat 14th, 2010

Hürriyet Ege 14.02.2010

 MHP Genel Başkanvekili Vural’ın, “Ben teşhisimi koydum, Dunning-Kruger Sendromu. Nobel ödülü kazanmış bir tespittir” sözlerindeki bir yanlışı düzeltelim öncelikle. Kazanılan ödül “Nobel” değil, “Ig Nobel”dir; açılımı “Ignoble (cibiliyetsiz, rezil) Nobel” olan bu ödül her yıl Ekim ayında on ayrı dalda “önce güldüren, sonra düşündüren” projelere verilir. Annals of Improbable Research (AIR) adlı bilimsel mizah dergisi tarafından organize edilen ödülleri 2009 yılında kazanan projelerin bazıları:

Halk Sağlığı alanında: “Hızla iki adet gaz maskesine dönüşen sutyen…”

Veterinerlik alanında: “İsim konan inekler diğerlerine oranla daha çok süt veriyor…”

Barış alanında: “Bir kafaya vurarak boş bir bira şişesini mi, yoksa dolu bir bira şişesini mi parçalamak daha iyidir?”

Kimya alanında: “Tekiladan elmas yaratma…”

Edebiyat alanında: “İrlanda Polisine; ‘Prowa Jazdy’ (Polonya dilinde ‘Ehliyet’ anlamına geliyor) adına kestikleri 50’den fazla trafik cezası nedeniyle”

Daha önce yazdığım “Kifayetsiz muhterisler” başlıklı yazıdan bir hatırlatma yapmak istiyorum:

David Dunning ve Justin Kruger adlı iki psikolog 45 öğrenciye bir test uygulayıp, ardından ne kadar başarılı olduklarını tahmin etmelerini isterler. En başarısızların (doğru oranı yüzde 10 ve altı) testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları; en iyilerinse (doğru oranı yüzde 90 ve üzeri) soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri ortaya çıkar.
*  *  *
Cehaletin, sanılanın aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırdığı”nı kanıtlayan ve bunu Dunning-Kruger Etkisi olarak adlandıran ikiliye göre bizim “cahil cesareti” olarak adlandırdığımız durum “kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine” bağlı. “Kifayetsiz muhteris” olarak nitelenen bu kişiler “yetersizlik+haddini bilmeme” kokteylinin yol açtığı itici güçle haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayıp, bunu bir “hak” olarak görürlerken, bilgili ve yetenekli insanlar “fazla alçakgönüllü” davranıp yüksek görevlere talip olmuyorlar.
Kıymetlerinin anlaşılmasını beklerlerken “ihtiras eksikliği” ile suçlanıp, zamanla kırılarak daha da geriye çekiliyorlar. “Peter Prensibi” ne göre “Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükseliyor” ve sonuçta hızlı yükselen “kifayetsiz muhterisler” nedeniyle yüksek makamlar yetersiz insanlar tarafından işgal ediliyor.
*  *  *
Sonuçta ortaya “ilgililerin bilgisiz, bilgililerin ilgisiz” olduğu bir toplum çıkıyor. İnanmıyor musunuz? Çevrenize veya televizyondaki haberlere bir bakın öyleyse…

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date