Archive for Temmuz, 2009

Sizin propagandanız hangisi?


Temmuz 26th, 2009

Milliyet Ege 26.07.2009 

 

TARİHÇESİ 2 bin 500 yıl önceye, Çinli komutan Sun-tzu’nun yazdığı “Savaş Sanatı” kitabına dayanan psikolojik savaş kavramına; kitapta “düşman halkın kendi aralarındaki uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız” olarak bir yorum getirilmiş.
Saldırı ve savunma silahı propaganda, eğitim ve provokasyon olan psikolojik savaşın cephanesi söz, yazı, resim, broşür ve e-posta şeklindeki bilgi; yöntemi ise beyin yıkama.
Beyaz propaganda”da, kaynağı belli, doğru bilgiler açık olarak kullanılırken, psikolojik savaşın en önemli unsurlarından “gri propaganda”da, kaynağı belli olmayan bilgilerin ne doğruluğu, ne de yalan veya iftira olduğu kanıtlanamıyor; propaganda olduğu izlenimini de vermiyor. Kaynağı belli olan, ama başka kaynaktan çıkıyormuş gibi gösterilen “kara propaganda”da ise hile, entrika, sahte kanıt ve iftira serbest. Uzun vadeli uygulanan, “stratejik propaganda” olarak da adlandırılan “beyin yıkama”da çeşitli araçlarla belli konular abartılarak sürekli tekrar ediliyor ve beyinler istenen bilgiye inandırılıyor. “Fil yöntemi”nde ise hep aynı yoldan geçen filler çukura düşürülüyor; siyah elbiseyle gelip filleri döven avcılar, birkaç gün sonra beyaz giysilerle gelip kurtarıyorlar, ta ki filler artık onları kurtarıcı olarak görene dek. “FİL” ve “İMF”yi oluşturan üçer harfin ikisinin aynı olması ise tamamen rastlantı.
Psikolojik savaşın sonuçları mı?
Karşı cinse saçını göstermeme”yi en önemli “özgürlük” maddesi sayan bir toplumda, bir de bakmışsınız “bekarlığa veda partileri” yaygınlaşıvermiş. Yorum sizlerin; ancak şüphe getirmeyen gerçek, yeni savaşlarda kurşun yerine bilginin kullanıldığı ve savaşı kimin kazanacağını teknolojinin belirlediği…
*Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Psikolojik Savaş – Gri Propaganda” (Timaş Yayınları)
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden,
ulgenok@ulgenok.net) 

date
 

Atatürk’ün mirası ne durumda?


Temmuz 12th, 2009

Milliyet Ege 12.07.2009
Atatürk’ün mirasını bıraktığı Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu bugün ne durumdalar acaba?
ÜÇ yıl kadar önce, Atatürk‘ün 1937’de yazdığı “Geometri” kitabından öğrencilerimize hediye etmek amacıyla Türk Dil Kurumu ile bağlantı kurmuş ve anlaşma sağlamıştık. Ancak günü geldiğinde ellerinde kitap bulunmadığını, kısa sürede basamayacaklarını bildirdiler; bizim basmamıza da izin vermediler. Olayı “Gölge Türk Dil Kurumu” olarak çalışan “Dil Derneği”nin başarılı başkanı Sayın Sevgi Özel’le paylaştım. İşbirliğimizle, Dil Derneği’nin “Türkçe Sözlük” eseri “CD” şekline dönüştürüldü ve her yeni öğrencimize birer tane hediye edildi.
Atatürk’ün okullarda “Yurttaşlık Bilgisi” derslerinde okutulmak üzere el yazısı ile yazdığı ve manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan tarafından derlenen “Medeni Bilgiler” adlı bir kitap var. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun (AKDTYK) 2000 yılında “Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları” adıyla bastığı kitabı incelediğimde çok şaşırdım. İnanması güç ama Atatürk‘ün mirasını bıraktığı kurum, Atatürk’ün yazdığı bazı bölümleri sansürlemişti. Emin olmak için Örgün Yayınevi’nin “Medeni Bilgiler (Uygarlık Bilgileri), Gazi Mustafa Kemal” kitabını inceledim ve başlangıç bölümünde sansürlenmiş kısımların tek tek belirtildiğini gördüm. Üstelik olay yeni de değildi. Can Dündar 12.11.1995 tarihli Milliyet’teki “Atatürk yaşasaydı-2” başlıklı yazısında, “Atatürk’ün ümmet fikrine karşı millet fikrini öne çıkardığı bu elyazıları ne yazık ki bugün pek ortaya çıkarılmıyor. Bırakın okullarda ‘Medeni bilgiler’ dersinde okutulmayı, özel günlerde ağza bile alınmıyor. Hatta kitaptaki bazı ifadelerin, sonraki baskılarda çıkarıldığı biliniyor” diyordu.
*   *   *
Sayın Dündar haklı; bu kitap okullarda okutulmalı. “Yurttaşlık Bilgisi” dersleri yeniden konmalı. İlgili kanunun 2. maddesine göre Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilk görevi “Atatürk inkılap ve ilkelerine ve anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı vatandaşlar yetiştirmek” değil mi?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

date
 

Yönetişici ne demek?


Temmuz 5th, 2009

Milliyet Ege 05.07.2009 

YÖNETİŞİCİ” diye bir sözcük yok demeyin hemen; yoksa da olmalı! Neden mi? Anlatayım.
Son zamanlarda moda bir terim var “yönetişim” diye. Yönetimden farkı kabaca şöyle: “Öpmek”ile “öpüşmek” arasında nasıl bir
ilişki veya fark varsa, “yönetmek” ile “yönetişmek” arasında öyle bir ilişki veya fark var. Yani “yönetişim” iyi bir şey… İyi yöneticiler “yönetişim” sözcüğünü kullanmasalar bile yönetişimin kurallarını uygularlar. “Yönetişici” olarak adlandırdıklarıma gelince…
Yönetişiciler bol bol yönetişimden ve onun faziletlerinden dem vurmalarına karşın, yönetişimin kurallarının tam tersini uygularlar. Yönetebilme erkine sahip olmayan bu kişileri “yönetici” olarak nitelendirmek olanaksız; idare etme yetenekleri de bulunmadığından “idareci” olarak da adlandırılamazlar. Bu nedenle en iyisi bunlara “yönetişici” demek…
*   *   *
Yönetişiciler göreve geldiklerinde ilk iş “vizyon” ve “misyon” konusunu ele alırlar. Günlerce düşünürler, “vizyon”ları ve “misyon”ları ne olsun diye…
Devamlı “liyakat”ten söz ederler; ama kendileri ikinci sınıf olduklarından, en yakınlarına üçüncü sınıf insanları alırlar. “Katılımcılık” ve “ekip çalışması”ndan söz ederler ama tüm kararları bir kişi verir; kurullarsa doğru dürüst toplanamaz bile. “Hukukun üstünlüğü” derler, hukuku çıkarlarına alet ederler; “şeffaflık, ahlak, erdem” derler, kapalı kapılar ardında çevirmedikleri dolap yoktur.“İletişim” derler, dar ekiplerinin dışındakilere randevu bile vermezler; “birlik, beraberlik” derler, insanları bölerler.
*   *   *
Yönetişiciler Makyevelist’tir. Hedefe giden yolda her şey mubahtır onlara… Ortak özelliklerinden biri de “sahte Atatürkçü” olmalarıdır; eylemleri söylemleri ile taban tabana zıttır. Çok laf, az iş yaparlar. Ziya Paşa, “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözlerini sanki bu kişiler için söylemiştir. Kurumlarını geriye götürdükleri, tüm çalışanlara zarar verdikleri açıkça ortadayken, ayrılmak akıllarına bile gelmez; kendilerinden başka bir şey düşünmezler. Çünkü yaptıklarının hesabını er geç vereceklerini de hesaba katmazlar.
Yıllar boyunca yönetişimin kurallarını aynen uygulayan iyi yöneticiler de gördüm; tam tersini uygulayan yönetişiciler de… Sıkı sıkı sarıldım iyi yöneticilere, bir şeyler öğrenebilmek için; “yönetişiciler” dense olabildiğince uzak durdum. Sizlere de öneririm…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

date