Archive for Mayıs, 2009

Kanserli çocuk sayısı artıyor ama…


Mayıs 31st, 2009

Milliyet Ege 31.05.2009 

EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Kantar’dan edindiğim bazı önemli bilgileri paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.
En kıymetli varlıklarımız olan çocuklarımız kanser tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye’de her yıl 18 yaş altında yaklaşık 4 bin çocuğumuza kanser tanısı konuyor. Bu kötü haber… İyi haberse tedavideki gelişmeler sayesinde, kan kanseri (lösemi) ve lenf kanserleri (lenfoma) gibi birçok kanser türünde tamamen iyileşme şansı giderek artıyor, bazı tiplerde oran yüzde 95’lere ulaşıyor. Çocuklarımızı bu tehlikeden koruyabilmek için özellikle hamilelerin ve annelerin dikkat etmeleri gereken bazı konular var.
Tedavinin başarısını artıran bir faktör de erken tanı; bu nedenle daha sık görülen kanser türlerinin belirtilerine bir göz atalım. Kan kanserinin belirtilerinden halsizlik, solukluk, yorgunluk diğer bazı hastalıklarda gözlenebilir, ama tabloya lenf bezlerinde şişme, morluk, noktasal kanama, kemik ve eklem ağrıları, düşmeyen ateş, iyileşmeyen enfeksiyon, karaciğer ve dalak büyümesi gibi belirtiler eklenirse dikkatli olmak gerek. Bugün birçok kanser türüne basit bazı test ve incelemelerle tanı koymak olası.
Kanserin nedeni genlerde ortaya çıkan önemli değişiklikler. Bu değişikleri artıran etmenler arasında ise kötü beslenme, radyasyon, kimyasal maddeler (böcek ve bitki ilaçları), sigara ve manyetik alan sayılabilir. Örneğin babanın sigara içmesinin, hamile kadının fazla çay ve kahve tüketmesinin çocuklarda beyin tümörü riskini artırdığı belirlenmiş.
Bebeklerini kanserden korumak isteyen hamilelere düzenli doktor kontrolünde folik asit kullanmaları,  kimyasal maddelerden arınmış bol sebze ve taze meyve tüketmeleri, fazla çay ve kahve içmemeleri, sigara dumanından, evlerde, bitkilerde ve hayvanlarda kullanılan böcek ilaçlarından ve manyetik alanlardan uzak durmaları öneriliyor.
*   *   *
Doğum sonrasındaysa annelerin bebeklerini en az bir yıl emzirmeleri, özellikle ilk iki yılda bol sebze meyve vermeleri, böcek ilaçlarından ve başta cep telefonları olmak üzere manyetik alanlardan uzak tutmaları gerek.
Bir katkı da benden. Sağlıklı ve zeki çocuklar istiyorsanız haftada iki kez balık yiyin ve yedirin.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

date
 

Şair Eşref’e bir mezar taşı


Mayıs 24th, 2009

Milliyet Ege 24.05.2009
1847’de Manisa’nın Kırkağaç İlçesi’ne bağlı Gelenbe’de doğmuş Şair Eşref. Gördes kaymakamıyken gördüğü yolsuzlukları şiirleriyle hicvedince hapse mahkum edilmiş. Cezasının ardından Mısır’a kaçmış, 2. Meşrutiyet sonrasında İstanbul’a dönüp, mizah dergilerinde başyazarlık yapmış. Vali yardımcılığından emekliye ayrılıp, yaşamının kalanını Kırkağaç’ta geçirmiş.
Yolsuzlukları, geri kalmışlığı ve rejimi yererken halk deyimlerini, hatta küfürleri kullanmaktan kaçınmayan Eşref, yergilerini öncelikle, kurduğu düzeneklerle kafaların içini bile denetim altına almaya çalışan 2’nci Abdülhamit’e yöneltmiş. Mısır’dayken, Abdülhamid’in ağır hasta olduğunu söyleyen ve adamla uğraşmaktan vazgeçmesini isteyen dostlarına şu dörtlüğü söylemiş:
Toprak altında da olsan bulurum. Erişir burnuna birkaç tekmem. Can verip kurtulurum zannetme. Şeytan elini çekse de ben elimi çekmem!
*   *   *
Padişah’ın çevresindeki ikiyüzlü, rüşvetçi, ahlaksız yöneticilere de yüklenmiş:
Her biri kendince zulüm etmekte: İnsan bir memur görünce eşkıya sanıyor… Ey zavallı, boş yere yakınma, bağırıp çağırma. Çünkü ezilenlerin ahını işiten hükümet bunu musiki sanıyor!
Yolda sevmediği amiriyle karşılaşıp istemeden selam vermek zorunda kalan Eşref, soluğu dostlarının yanında almış.
Gâvur İzmir’de sokaklar dardır. Bir selâm tavrı ile can koruruz. Söyle dursun atlarla araba. Yolda eşeklere biz hasdururuz.”
Halkı küçük gören, onlara hakaret eden yöneticiler de almışlar ağızlarının payını:
Millete erbâbı mansıptan biri eşek demiş. Reddedilmez böyle bir söz, amma ki pek can sıkar. Olsa da millet eşek, eşek diyen bilmez mi ki: Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar…
Eşref’e hicivlerinde neden çoğunlukla isim kullanmadığı sorulunca yanıtlamış. “Neden olacak, bütün alçaklara uygulanıp, numarasız gözlük gibi kullanılsın diye…
Ölümle dalga geçişini oğlu şöyle anlatmış:
Ölmezden bir hafta evvel ellerine, ayaklarına kına yaktırdı. Yattığı odanın perdelerini kapattırdı. Geceleri lamba yaktırmadı. Sabahleyin anneme: ‘Bir haftadır karanlıkta yatıyorum. Anladım ki ölüm korkulacak bir şey değilmiş’ dedi. Kendini tamamıyla soydurdu. Öğleden sonra hayata gözlerini yumdu.
*   *   *
Vasiyetini ise bir dörtlükle dile getirmiş:
Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için. Gelmesin, reddeylerim billahi öz kardeşimi. Gözlerim ebnâ-yı âdemden o kadar yıldı ki. İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı…
1928’den itibaren defalarca çalınmış Kırkağaç’taki mezar taşı. İzmir, en işlek bulvarlarından birine adını vererek yaşatıyor Şair Eşref’in adını; Manisalılara da çalınamayacak bir mezar taşı yaptırmak düşüyor.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

CHP’nin okları…


Mayıs 17th, 2009

Milliyet Ege 17.05.2009
AKP yerel seçim sonuçlarını değerlendirip bazı değişikliklere gitti, merkez sağda yeni bir oluşum filizleniyor, CHP’de ise herhangi bir hareket yok. CHP’nin oklarına bakıyorum da… Partinin bir türlü toplumun geniş kesimlerine ulaşamamasının nedeni onlar mı acaba? Baksanıza ne kadar uzağa giderlerse gitsinler, sağa ve yukarı doğru uzanıp, toplam alanın en çok yüzde 20’sine ulaşabiliyorlar.
Ayrıca okların yönleri de kesinlikle yanlış. Kanıt mı? Alın CHP’nin oklarını, koyun Türkiye haritasının ortasına… Okların yöneldiği bölgelerde ne CHP var ne de CHP tarafından üretildiği duyulan bölgesel bir politika veya proje.
Eski fotoğraflardan anladığım kadarıyla önceleri düzlemin sağ alt çeyreğine doğru uzanırmış oklar. Köklerimize meraklıymışız o zamanlar… Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu çok derinlere uzanan köklerimizi ararlarmış; köklerin beslediği gövde aracılığıyla yüzeye çıkan oklar, her yöne dağılırmış. Zamanla vazgeçilmiş bu sevdadan… Sağ üste yönelen okların kapladığı alansa genişlememiş, “ortanın solu”na uzanamamışlar bir türlü… Oysa CHP’nin okları hem sola hem sağa doğru uzanıp, geniş bir alana yayılabilir. Nasıl mı?
* * *
Alttaki iki ok sola ve sağa yönelip; bir sayı doğrusu gibi eksi ve artı sonsuza doğru uzanırken, diğer dört ok bir sonrakine 36 derecelik açı yaparak düzlemin üst yarısını beşe bölebilir. Üçü sola, üçü sağa yönelecek altı okla, toplumun yer üstündeki tüm kesimlerine ulaşmış olur böylece; simgesel de olsa…
Peki pratikte nasıl yapılacak bu? Tabii ki öze, yani Atatürk ilke ve devrimlerine dönerek; Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutarak. Eğitime ve bilime önem vererek; sadece iyi eğitimlileri değil, halkın tümünü kucaklayarak. Kısacası altı okun, yani cumhuriyetçiliğin, milliyetçiliğin, halkçılığın, devletçiliğin, laikliğin, devrimciliğin geçmişte nasıl tanımlanıp yorumlandığını anımsayarak.
* * *
Şu anda CHP’de bunları başarabilme, statükoyu kırıp, halkla yeniden kucaklaşabilme potansiyeline en yakın isim Kemal Kılıçdaroğlu. Genel başkan değişikliği gibi şu an için yarar taşımayan girişimlerin yerine, sayın Kılıçdaroğlu ve kuracağı ekibin, partinin tüm Türkiye’de yeniden örgütlenmesinde yetkili kılınması için çaba sarf etmek gerek. CHP’nin, son seçimlerde İstanbul’da yaptığı sıçramayı tüm Türkiye’de gerçekleştirebilme şansına ancak bu koşullarda sahip olabileceği kanısındayım.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Analara kıymayın efendiler


Mayıs 10th, 2009

Milliyet Ege 10.05.2009
 

MARDİN’DEKİ katliam, geçmişte Edip Akbayram’dan dinlediğimiz bir Nazım Hikmet şiirinin ilk dizelerini anımsatıyor.
“Analardır adam eden adamı / Aydınlıklardır önümüzde gider. / Sizi de bir ana doğurmadı mı? / Analara kıymayın efendiler / Bulutlar adam öldürmesin.”
“Koşuyor altı yaşında bir oğlan, / Uçurtması geçiyor ağaçlardan, / Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman. / Çocuklara kıymayın efendiler / Bulutlar adam öldürmesin.”
*   *   *
Nasıl bir yaratık gözünü kırpmadan onlarca kadının ve çocuğun yaşamına son verir. Hayvan diyemiyorum; çünkü Özdemir Erdoğan’ın bir şarkısında söylediği gibi; “Diğer canlılar öldürmez karınları doyunca / Güçlü olmak uğruna cinayet insanda var”.
Bir insanı, bir yaratığa dönüştüren ana neden ne? Ne töre, ne para ve çıkar hırsı, ne kin, ne nefret; ana neden tüm bunları yaratan “cehalet…”
Sadece öldürülenler değil; öldürenler de cehaletin kurbanları…
Hatta öldüren ve öldürülenleri cahil bırakarak kendilerine çıkar sağlayan, saltanatlarını bu sayede sürdürebilen cahiller de birer kurban aslında.
Analar neden adam edemiyorlar adamı? Bu olaylar neden Doğu ve Güney Doğu’da çok daha sık? “Sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” kadınlarımız hala “parayla” alınıp, satılabiliyorlar. Analar cahil, okuma yazma bilmiyorlar.
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre okuma yazma bilmeyen kadınların, bölge kadın nüfusuna oranı Marmara Bölgesi’nde yüzde 12; İç Anadolu’da yüzde 15.2, Ege’de yüzde 15.8 iken, Doğu Anadolu’da yüzde 33.9, Güney – Doğu Anadolu‘da yüzde 39.
Zorunlu eğitim mi? Onu 8 yıldan 12 yıla çıkarmayı planlıyoruz! Çocukluğu, kanunların hiçe sayıldığı bir ortamda geçenlerin büyüdüklerinde kanunlara uymaları beklenebilir mi?
*   *   *
Sorunun kökten çözümünü yıllar önce söylemiş Atatürk. “Köylünün en kısa zamanda okur – yazar olması, tüm köylerin okula ve öğretmene kavuşturulması, buna özgü öğretmen yetiştirilmesi gerek.”
Ölenlerin ve öldürenlerin kaderleri yıllar önce çizilmişti belki de. Ne zaman mı?
Yanıt Nazım Hikmet’in bir başka şiirinde gizli.
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. / ‘Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz’, dedi Hikmet.”
Rastlantı eseri köy enstitülerinin kapanması ve toprak reformundan vazgeçilmesi izlemişti o günleri…
Anneler gününde iç açıcı bir yazı yazamadığım için tüm annelerden özür dilerim.
Not: Yayalara kıyamayıp, direksiyonunu çevirerek kendine kıyan İlkay Karayalçın dostuma Tanrı’dan rahmet, sevgili ailesine başsağlığı dilerim.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Atatürk’e göre Türk tarihi


Mayıs 3rd, 2009

Milliyet Ege 03.05.2009
ATATÜRK’ÜN “Türk tarihi” konusundaki görüşlerini manevi kızı Prof. Dr. Ayşe Afet İnan, “M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım” kitabında (Yenigün Haber Ajansı, 1998) şöyle anlatıyor:
Geçmişte Türk varlığını araştırdığı zamanların yakın şahidi ve beraber çalışanı oldum. Bugün millet kavramı altında kurulmuş bir Türk varlığının, kavim olarak yaşadığı devirler elbette ki olmuştur. İşte Atatürk, bu devirlerdeki Türk kavminin, tarihi çağlarda olduğu gibi, ana-yurttan akınlarla yayılma izlerini belgelere dayanarak tarihçilerin incelemesini istedi.
… ‘Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur’ diyen Atatürk, tarihi statik olmaktan kurtarmak istemiş, daima dinamik bir karakterle yeni nesillerin yurt ve millet tarihinin üzerinde çalışmasını istemiştir. O demiştir ki: ‘Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’”
* * *
Afet İnan’ın “Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları” kitabında (AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2000) ise Atatürk’ün şu yazıları yer alıyor. Günümüz Türkçe’siyle…
Türk yurdu daha çok büyüktü. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün dünyada; Asya, Avrupa, Afrika ve hatta Amerika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgelerinde yer almaktadır.”
Siyasi varlığımızın haricinde, başka ülkelerde, başka siyasi topluluklarla isteyerek veya istemeyerek kader birliği etmiş, bizimle dil, ırk, köken birliğine sahip ve hatta yakın uzak tarih ve ahlâk yakınlığı görülen Türk toplulukları vardır. Tarihin binbir olayının sonucu olan bu durum, Türk milleti için acıklı bir anıdır. Fakat Türk milletinin tarihsel ve bilimsel oluşumundaki asaleti, dayanışmayı asla bozamaz.
* * *
Atatürk’e göre “Demokrasi ilkesinin tarihsel gelişimi” şöyle…
Bundan yedi bin (yedi binin altı çizilmiş) yıl önce, Mezopotamya’da, insanlığın ilk uygarlığını kuran Sümer, Elam ve Akat kavimlerinde demokrasi ilkesi uygulanmıştır. Gerçekten, bu Türk kavimler birleşik bir Cumhuriyet kurmuşlardır. Bundan sonra Atina ve Isparta gibi Yunan şehirleri, bir tür demokrasi ile yönetilmiştir. Roma da demokrasi hayatı yaşamıştır. Türk milleti, en eski tarihlerinde, ünlü kurultaylarıyla, bu kurultaylarda devlet başkanlarını seçmeleriyle, demokrasi düşüncesine ne denli bağlı olduklarını göstermişlerdir.
Müslüman olmayan vatandaşlarımız içinse şunları yazmış Atatürk:
Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar kader ve talihlerini Türk milliyetine vicdani istekleriyle bağladıktan sonra, kendilerine yan gözle, bir yabancı olarak bakmak; uygar Türk milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date