Archive for Şubat, 2009

Ülgen Zeki Ok’a göre büyükşehir seçimi


Şubat 22nd, 2009

Milliyet Ege 22.02.2009
 

YEREL seçimlerde en ilgi çekici mücadelelerden biri İzmir Büyükşehir’de yaşanacak gibi. Şu anki Başkan CHP’li Aziz Kocaoğlu ile AKP adayı İzmir Milletvekili Taha Aksoy arasındaki yarış giderek kızışıyor. Kızışıyor diyorum, ancak mücadele sevgi ve saygı sınırları içinde, belden aşağı vurmadan İzmir’e yakışır biçimde geçiyor. Adaylar televizyona çıkıp, birbirlerine hakaret etmeden projelerini anlatıp tartışabiliyorlar.
Neden diğer birçok ilde CHP ve AKP adayları bırakın televizyonda tartışmayı yan yana bile gelemezken, İzmir’de böylesine uygar bir tablo ile karşı karşıyayız? Bunda hem Sayın Kocaoğlu’nun hem Sayın Aksoy’un kişilik yapılarının ve asaletlerinin büyük önemi var. AKP’li birçok adayın aksine Sayın Aksoy, aile yapısı, üslubu ve tavırlarıyla başbakanın hiç sevmediği, benimse takdir ettiğim “monşer” leri andırıyor adeta. İzmir’de ancak böyle bir adayla başarı şanslarının olabileceğini bilen AKP “nabza göre şerbet” sunuyor bizlere.
*  *  *
Sayın Aksoy’la UNIVERSIADE sırasında tanışmıştık. Oyunlarda birçok öğretim üyemiz aktif görev almışken, organizasyonda hiçbir tesisimizin bulunmamasına kırılmıştım. Kendisi ziyaretime geldiğinde bana hak verdi, elinden geleni yaptı ve verdiği sözleri tuttu. Sonuçta DPT’nin sporla ilgili yetkililerinin ifadesine göre yaklaşık 2 milyon TL’ye çıkması beklenen bir olimpik havuzu atlama kuleleri, soyunma odaları ve kafeteryasıyla birlikte yaklaşık 500 milyara mal ederek (110 milyarı UNIVERSIADE’tan), üniversiteye ve Manisa’ya kazandırdık. Kendisine bir kez daha teşekkür ederim. Bakanlar Kurulu’na bakıyorum da, böyle nitelikli bir milletvekilinin neden orada bulunmadığına anlam veremiyorum.
*  *  *
Tahminlerime gelince…
Sayın Kocaoğlu’nun çizdiği başarılı ve güvenilir çizgisiyle, eşitlikçi yönetim anlayışıyla; ulaşım, çevre, tarih, sosyal belediyecilik, kültür ve sanat alanlarında ürettiği ve planladığı projelerle bu yarışı kaybedeceğini sanmıyorum. Sayın Aksoy kaybederse bunda başbakanın “Gavur İzmir” iması, giderek artan işsizlik, başta Başbakan olmak üzere, üst düzey AKP’lilerin ve akrabalarının yer aldığı “yolsuzluk ve kayrılmalar” önemli rol oynayacaktır. Önceki seçimlerde MHP’ye, DSP’ye, Genç Parti’ye, DP’ye, ANAP’a, hatta AKP’ye oy vermiş birçok seçmenin bu nedenlerle son dakikada veya emaneten de olsa oylarını Sayın Kocaoğlu’na vereceklerini sanıyorum. Bir öngörüde daha bulunayım. Yolsuzluklar, ekonomik krizin büyümesi ve işsizliğin artışıyla seçim sonrası bakanlar kurulunda değişikliklere gidilebilir ve başkan seçilemezse Sayın Aksoy çoktan hak ettiği önemli bir bakanlığa getirilebilir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Üç BAL’lı aday


Şubat 15th, 2009

Milliyet Ege 15.02.2009
 

TÜRKİYE’DE olumlu niteliklere sahip insanların yükselemediğini, yüksek makamlara aday bile olamadığını dile getirdiğim yazıları tekzip edercesine, CHP, tanıdığım üç genç, başarılı ve yetkin insanı Bornova, Seferihisar ve Manisa merkezden belediye başkan adayı gösterdi. Adayların iyi bir eğitim, sivil toplum örgütlerinde başarılı çalışmalar, önemli projelere imza atmış olma gibi ortak özelliklerinden biri de “Bornova Anadolu Lisesi (BAL)” mezunu olmaları.
* * *
O zamanki adıyla İzmir Koleji’nde tanıştığımızda 10-11 yaşlarındaydık, doğma büyüme Bornovalı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’la. Doktorasını İngiltere’de yapan, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Sındır, Güneydoğu Avrupa Ziraat Mühendis-leri Birliği Dönem Başkanlığı, Uluslararası Ziraat Mühendisleri Birliği Genel Kurulu Türkiye Temsilciliği’nin yanında İzmir TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığını yıllardır başarı ile yürütüyor. “Eğitim amaçlı bir teknoloji ve bilim müzesi kurmayı, üniversite ile ortak projeler geliştirerek üniversiteyle Bornova’yı buluşturmayı” hedefleyen Sındır, Bornova’yı “Cumhuriyet ilke ve devrimlerinin ışığında insanca yaşamın güvence altına alındığı bilim, sanat ve kültür kenti” olarak düşlediğini söylüyor.
* * *
Seferihisar’daki bir tatil köyünü yıllardır başarıyla işleten Tunç Soyer’i İzmir’in EXPO 2015’e adaylığı sürecinde organizasyonun genel sekreteri olarak da tanıyoruz. Soyer’in, “Seferihisar mandalinini markalaştırma, tarımı çeşitlendirme, balıkçı barınakları açma, jeotermal kaynakları seracılıkta ve ısınmada kullanma, termal turizm tesisleriyle sezonu 12 aya çıkarma, amfitiyatro, gençlik eğlence ve alışveriş merkezi açma, ikinci konutların turizme kazandırılması” gibi projeleri gerçekleştirerek Seferihisar’a çağ atlatabileceğine inanıyorum. Soyer bu amaçla mevcut bütçenin sınırlarını zorlayıp, ek kaynaklar bularak halkın işsizlik gibi sorunlarına çare bulabileceğini düşünüyor.
* * *
Özgür Özel’se genç yaşına karşın sosyal etkinliklere yoğun katılımıyla Manisa’da çok tanınıyor ve seviliyor. İki dönemdir Manisa Eczacı Odası Başkanlığı’nı sürdüren Özel, atık pillerin eczanelerde toplanması gibi birçok projeyi hayata geçirmiş.
Manisa’daki Cumhuriyet mitinginin tertip komitesi üyesi ve sözcüsü olan Özel, kampanyasına Manisa CHP İl Örgütü’ndeki yılların sorunlarını büyük ölçüde çözen başarılı milletvekili Şahin Mengü ile birlikte ziyaret ettiği Manisa Atatürkçü Düşünce Derneği’nden başladı. Özel, “mesirin eczanelerde bitkisel ilaç olarak değerlendirilmesi, düşük gelirlilerin gıda ve giyim yardımı alabilecekleri sosyal marketler, varoşlara kültür evleri, üniversite gençlerini şehre kazandırmaya yönelik dev öğrenci yurtları ve eğlence merkezleri” gibi iddialı projelere sahip.
Özellikle kadınların, gençlerin ve genç kalanların oylarını toplayacak gibi görünen üç BAL’lıya başarılar…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

“Onur” üzerine çeşitlemeler


Şubat 8th, 2009

Milliyet Ege 08.02.2009 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sözleriyle çok mutlu oldum.
18 Mart 1915… Dünya Türkiye’nin karşısında. Çanakkale’de bizi yok etmek için saldırıda… Türkiye’ye saldıranların gücü belliydi. Bütün bu olanlar karşısında Atatürk, Mehmetçiğe bir şey söylüyor. ‘Ben size ölmeyi emrediyorum’ diyor. Bir taraftan bu mücadelelerin içinden gelen bir milletin torunu olacaksın, bir taraftan da şu ne der, bu ne der diye düşüneceksin. Onurumuzla kimseyi oynatmayacağız…
Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok” (12.05.1994, Hürriyet) ve “Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor” (14.11.1994, Hürriyet) sözlerinin sahibinin geçirdiği bu değişim veya gelişim umut verici.
Gerçi “Ben hiç değişmedim. İslami fikirler değişmez” sözleri de ona ait, ama olsun.
*   *   *
Onur” konusunda aklıma takılan birkaç soru sormak istiyorum kendisine. Irak’ın kuzeyinde askerimizin başına çuval geçirildiğinde onurumuzla oynanmamış mıydı? Danışmanınız ABD’de sizin için “Süpürmeyin, kullanın” dediğinde tüm Türkiye’nin onuru ayaklar altına alınmamış mıydı?
Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” suçlamasını yaparken, İsrailli pilotların “öldürmeyi” Türkiye’de öğrenmelerine engel olmamanız “onur” sözcüğüyle bağdaşıyor mu?
İzmir’le ilgili bazı yakıştırmalar vardır, İzmir ilk seçimde bu yakıştırmayı silip atacaktır” sözlerinizle “Gavur” imasında bulunduğunuz ve gavurluktan kurtulmak için AKP’yi seçmekle zorunlu kıldığınız İzmirlilerin onurlarını ne derece zedelediğinizin farkında mısınız?
*   *   *
Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediğinizde; Abdullah Öcalan için “Sayın”, aziz şehitlerimiz içinse “kelle” ifadelerini kullandığınızda şehitlerimizin ve ailelerinin yerle bir olan onurları ne olacak?
Yanlış tarım politikalarıyla belini büktüğünüz yetmiyormuş gibi bir çiftçimize “Ananı al da git” dediğinizde çiftçilerin ve analarının onurları yara almamış mıydı? Ya “Monşer” diyerek küçümsediğiniz değerli diplomatlarımızın onurları?
Yanlış ekonomik politikalarınız sonucu işsiz kalan veya her an işsiz kalma tehlikesi yaşayan insanların onurları ne durumda, haberiniz var mı? Elimizde, avucumuzda ne varsa satmamıza karşın, iktidara geldiğiniz 2002’de 129.7 milyar dolar olan dış borcumuz 247.1 milyar dolara, 91.6 milyar dolar olan iç borcumuzsa 213.3 milyar dolara ulaşmışsa ve ikide bir IMF’ye avuç açmak zorunda kalıyorsak “onur” diye bir şeyden bahsetmemiz olası mı?
Son olarak
Atatürk’ün “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını alışkanlık haline getirmiş uluslar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkumdur” sözlerini nasıl yorumluyorsunuz?
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Bükçe… (Kadın dili)


Şubat 1st, 2009

Milliyet Ege 01.02.2009
 

ANKARA’DAN bayan bir meslektaşımın gönderdiği çok yararlı bir e-postayı özetliyorum.
Dışarıda yemeğe davet ettiği, yakında evlenecek oğluna babası “Bugün sana yeni bir dil öğreteceğim” der.
“Dilin adı Bükçe. Sen buna ‘kadın dili’ de diyebilirsin. Bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli” diye ekler ve anlatmaya başlar.
“Dilin adını ‘Bükçe’ koydum, çünkü kadınlar net konuşmak yerine sözü eğip bükerler ve senin doğrusunu anlamanı beklerler. Çünkü bir taraftan ‘hayır’ yanıtı alıp kırılmaktan korkarlar, diğer taraftan kendileri leb demeden leblebiyi anladıklarından, bizi de kendileri gibi sanırlar. Erkeklerin on kelime ile anlattığı konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Örneğin ‘Bugün bir elbise aldım’ demek yerine gittikleri mağazaları, indirim oranlarını, denedikleri elbiseleri, pazarlıklarını içeren kocaman bir hikaye anlatırlar. Sakın ‘Ana fikre gel, kısa kes’ demeyeceksin, bu ‘Seni sevmiyorum’ anlamına gelir.”
“Kadınlar bir şeyler ima etmeyi severler ve biz de imalı konuşuyoruz diye düşünürler. Örneğin ‘Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım’ derse ‘Böyle de iyisin’ demeyeceksin; çünkü bundan ‘Daha güzel olabilirsin’ anlamı çıkar. ‘Sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye ihtiyacın yok’ dersen, günün zehir olmaz. Kendisi annesini eleştirse de sen asla eleştirmeyeceksin; bunu hakaret olarak algılar ve asla unutmaz.”
* * *
“Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa önemli bir sorun var demektir. ‘Neyin var?’ sorusuna ‘Hiçbir şeyim yok’ diyorsa, Bükçe’de bu ‘Çok şey var, bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım’ anlamına gelir. Kadının ağzından çıkan kuru bir ‘Peki, olur, tamam’ Bükçe’de ‘Şimdi tamam diyorum, ama acısını sonra çıkaracağım’ demektir; ‘Peki canım, olur hayatım’ gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok. ‘Üşüdüm’ diyorsa, kalın giyin demeni, ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur. Kadınların en nefret ettiği sözcük ‘Fark etmez’ dir; bunu ‘Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap’ diye anlarlar. En değerli sözcükse ‘Seni seviyorum’ dur.”
* * *
Telefon çalar; nişanlısının “Salon perdelerinin rengine karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” sözlerini “Fark etmez, sen seç” yerine “Tabi canım, istersen birlikte bakabiliriz, ama ben senin zevkine güveniyorum” diye yanıtlar damat adayı; artık Bükçe’yi öğrenmiştir. Bu mesaj 22 yıl sonra mı gönderilir?” diye yanıtladım arkadaşımı; eşi de aynı tepkiyi vermiş.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date