Archive for Ocak, 2009

Sabih Kanadoğlu ve Nazım Hikmet


Ocak 18th, 2009

Milliyet Ege 18.01.2009
 

YAKINDAN tanıma fırsatına eriştiğim insanlar arasında; Atatürk ilke ve devrimlerine, hukuka, etik değerlere ve demokrasiye bağlılık; çalışkanlık, dürüstlük ve vatan sevgisi açılarından en önde gelen insandır Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu. 2.5 yıl önce kendisine fahri doktora unvanı verdiğimiz günün, yaşamının en mutlu günlerinden biri olduğunu söylemesi, maddi değil, manevi değerlere bağlılığının kanıtıdır.
Örnek aldığım bu değerli insanın çeşitli çetelere karşı yıllarca korkmadan, yılmadan verdiği savaşın ardından çetecilik suçlamasıyla evi aranırken neler hissettiğini anlayabiliyorum. Sahte evraklarla “irticacılık”la suçlandığımızda benzer duyguları yaşamıştık; tek suçumuz laiklik ilkesi ve hukukun gereği olarak dindar insanlara eziyet etmemekti oysa.
*  *  *
Sayın Kanadoğlu’nun evinden “suç delili” olarak Fazıl Say’ın hangi CD’sinin alındığını bilemem. Eğer “Nazım” adlı oratoryoya ait olanıysa, Genco Erkal’ın okuduğu, Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” şiiri vardır içinde…
Yaşamı boyunca emperyalizme karşı mücadele etmiş büyük şair, hibe alan veya borçlanan ülkelerin bağımsızlıklarını büyük ölçüde yitireceği kanısındaydı ve bunu şiirinde, “bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un / 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali / Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. / ‘Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz’, dedi Hikmet / Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” dizeleriyle haykırmıştı. Kendisine Türk vatandaşlığını geri verenler Hikmet’in bu sözlerinde bir “hikmet” olduğunu düşünüyorlar mı acaba?
*  *  *
Yaşasa ve evinin arandığı gece sayın Kanadoğlu’nu dinlese belki şu dizeleri eklerdi şiirinin sonuna “yeni Türk Vatandaşı Nazım”…
Yılmadan, korkmadan Atatürk’ün milliyetçilik ilkesine dayanmaksa vatan hainliği / Hukuk devleti ilkelerinin egemenliği için gayret sarf etmekse 50 yıl / Cumhuriyetin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne / Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkesine bağlı kalmaya çalışmaksa / Vatan hainliği diktanın yerleşemeyeceği, özgür bir ülke için çaba harcamaksa / Cumhuriyeti sadece ve sadece yargının, adaletin ayakta tutacağına / Yanlış yöne sevk edilse de bir süre, sonunda adaletin mutlaka galip geleceğine inanmaksa… / Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: / Sabih Kanadoğlu da vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Kifayetsiz muhterislere oy vermeyin


Ocak 11th, 2009

Milliyet Ege 11.01.2009
 

CAHİL cesaretleri sayesinde yönetim görevlerine talip olan “kifayetsiz muhteris”lerin (yetersiz ihtiraslıların), bilgili ve yetkin insanların çekingenliklerinden de yararlanarak, yüksek makamları doldurduğunu yazmıştım. Biraz daha yakından tanıyalım; çok, boş ve tumturaklı konuşan, yerinde saydıkları için fazla gürültü patırtı çıkaran “kifayetsiz muhteris”leri…
Andre Weil kuralı (birinci sınıf insanlar, birinci sınıf insanlarla; ikinci sınıf insanlarsa üçüncü sınıf insanlarla çalışmayı yeğler) açısından ele alırsak, ikinci veya üçüncü sınıfa ait “kifayetsiz muhteris”lerin, yanlarına sorun çıkarmayacak üçüncü, hatta dördüncü sınıf insanları seçmeleri kaçınılmazdır.
Literatürde yer almayan dördüncü sınıf insanları da bir öyküyle tarif edelim.
*   *   *
Süleyman Nazif’e yaranmak isteyen bir genç, Abdullah Cevdet hakkında “Alçak” deyince, Nazif, “Ona kimse alçak diyemez!” diye itiraz eder.
Genç şaşkınlıkla, “Ama siz onu hiç sevmezsiniz!” deyince Nazif, “Alçak sözcüğü bir yüksekliği ifade eder, o herif için ancak çukur denebilir” karşılığını verir. Dördüncü sınıf insanlar böyle çukurlardır işte.
Ahde vefanın anlamını bilmezler, “kifayetsiz muhteris”lerin emirlerini yerine getirirken insanları birbirlerine düşürürler, sindirirler, yalan söylerler, iftira atarlar, alttakinin başına düşsün diye kendi bindiği dalı bile kesebilirler; “mevki sahibi” olabilirler, ama “adam” olamazlar. Neredeyse tümü birinci sınıf insanlardan oluşmuş birimlerle çalışmak zorunda kaldıklarında, aradaki nitelik farkı, fark edilmesin diye bu insanlarla yan yana gelmekten kaçınan “kifayetsiz muhteris”ler, bağlantıyı üçüncü veya dördüncü sınıf insanlar aracılığıyla yürütürler.
Bazı payeler vererek, birinci sınıf insanları elde edebileceklerini sanırlar ve karşılığında etik dışı isteklerde bulunabilirler; bu isteklere boyun eğilmemesini anlayamazlar bir türlü.
Bazıları tarafından “içki alemi” olarak görülen “Atatürk’ün fikir sofrası” ülke yönetimine getirilmesi düşünülen insanların sınandığı, “kifayetsiz muhteris”lerin ayıklanarak, birinci sınıf olanların seçildiği bir sınav yeriydi; bu nedenle her zaman bir kara tahta ve tebeşir yer alırdı baş köşede… Ve Atatürk’ün dünyada eşi görülmedik başarılarının arkasında bu birinci sınıf insanların büyük payı vardı.
*   *   *
Yaklaşan yerel seçimlerde siz siz olun oyunuzu çok ön plana çıkmasa da dürüst, cesur ve çalışkan birinci sınıf insanlardan yana kullanın. “Çalsın, ama iş yapsın” diyerek “kifayetsiz muhterisler”e oy verirseniz, ikinci, üçüncü, hatta dördüncü sınıf insanlar tarafından yönetilmeye ve Sayın Bekir Coşkun’un deyimiyle “göbeğinizi kaşımaya mahkumsunuz” demektir.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

date
 

Kifayetsiz muhterisler


Ocak 4th, 2009

Milliyet Ege 04.01.2009
ÜLKEMİZDE dürüst, yetenekli ve başarılı insanlar çeşitli yöntemlerle alaşağı edilirken, yerlerine bu niteliklerden yoksun kişilerin geldiğini yazmıştım. “Negatif seleksiyon (seçim)” olarak adlandırdığım bu süreç köy enstitülerinin mimarlarından Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in 1946’daki istifaya zorlanışının ardından giderek hızlanan bir ivme ile sürüyor.
Negatif seleksiyonun nasıl işlediği konusunda kafa yorarken, Celal Bayar Üniversitesi önceki rektörü Prof. Dr. Cemil Özcan’ın Hürriyet’in İK ekinden kesip verdiği Serdar Devrim imzalı “Kifayetsiz muhterisler ve cahil cesareti” başlıklı bir yazı sayesinde tablo netleşti.
Yazıya göre, David Dunning ve Justin Kruger adlı iki psikolog 45 öğrenciye bir test uygulayıp, ardından ne kadar başarılı olduklarını tahmin etmelerini isterler. En başarısızların (doğru oranı yüzde 10 ve altı) testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, iyi günlerinde olsalar yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları; en iyilerinse (doğru oranı yüzde 90 ve üzeri) soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri ortaya çıkar.
*  *  *
Cehaletin, sanılanın aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırdığı”nı kanıtlayan ve bunu Dunning-Kruger Etkisi olarak adlandıran ikiliye göre bizim “cahil cesareti” olarak adlandırdığımız durum “kendi kendini değerlendirme yeteneksizliğine” bağlı. “Kifayetsiz muhteris” olarak nitelenen bu kişiler “yetersizlik+haddini bilmeme” kokteylinin yol açtığı itici güçle haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayıp, bunu bir “hak” olarak görürlerken, bilgili ve yetenekli insanlar “fazla alçakgönüllü” davranıp yüksek görevlere talip olmuyorlar.
Kıymetlerinin anlaşılmasını beklerlerken “ihtiras eksikliği” ile suçlanıp, zamanla kırılarak daha da geriye çekiliyorlar. “Peter Prensibi” ne göre “Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya kadar yükseliyor” ve sonuçta hızlı yükselen “kifayetsiz muhterisler” nedeniyle yüksek makamlar yetersiz insanlar tarafından işgal ediliyor.
*  *  *
Sonuçta ortaya “ilgililerin bilgisiz, bilgililerin ilgisiz” olduğu bir toplum çıkıyor. İnanmıyor musunuz? Çevrenize veya televizyondaki haberlere bir bakın öyleyse…
Kifayetsiz muhterisler Montaigne’in tarif ettiği “içleri boş, başları dik” başaklara benziyorlar; kafaları ürünle dolmadığından eğilmeyi öğrenemiyorlar bir türlü. Dede Korkut ise “davul”a benzetmiş onları; içleri boş olduğu halde çok ses çıkarmalarından ötürü.
Türkiye’nin ileriye gidebilmesi için yakasını kifayetsiz muhterislerden kurtarması gerek. Yetkin ve bilgili insanlarsa daha cesur olmalılar ve layık oldukları görevlere talip olmaktan kaçınmamalılar.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date