Archive for Ekim, 2008

Literatüre geçen Üner Tan Sendromu


Ekim 26th, 2008

Milliyet Ege 26.10.2008 

Behçet Hastalığı’nın isim babası Hulusi Behçet’ten sonra bir sendroma adını veren ikinci Türk bilim adamı olarak literatüre geçen Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şeref üyesi Prof. Dr. Üner Tan’dan “Üner Tan Sendromu” ve geliştirdiği “tersine evrim” hipotezini dinleme fırsatı buldum. Prof. Tan, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleşen konferansa bilimsel birikiminin yanında renkli ve esprili kişiliği ile renk kattı.
İskenderun’un Kırıkhan İlçesi Demirkonak Köyü’nde, uzak akraba evliliği yapmış bir ailenin 19 çocuğundan el ve ayakları üzerinde yürüyen beşini araştıran Tan ve ekibi, tabloya konuşma bozukluğu (kendi aralarında ilkel konuşma) ve zeka geriliği belirtilerinin de eşlik ettiğini belirleyerek, sendromu tanımlamış. Sendroma yol açan gen bölgesinin bulunması ve Adana, Gaziantep ile Çanakkale’de benzer olguların ortaya çıkması ile sendromun varlığı kanıtlanmış. Prof. Tan ayrıca evrimin Darwin’den önce açıklandığını ve insan evriminin Darwin’in söylediği gibi aşamalı olarak değil, sıçrama ile oluştuğuna inandığını söyledi.
* * *
Prof. Tan’ın konuşması sırasında dile getirdiği “tersine evrim” hipotezini, aylardır üzerinde kafa yorduğum “negatif seleksiyon (seçim)” kavramı ile birleştirdim ve konuşmanın ardından söz alarak “tersine evrim”in ülkemizde ortaya çıkmasına fazla şaşırmadığımı; dünyada evrim ve onun temeli olan “doğal seleksiyon”un sürdüğü gözlenirken, ülkemizde giderek “negatif seleksiyon”un ön plana çıktığını anlattım.
Dürüst, yetenekli ve başarılı insanların çeşitli yöntemlerle alaşağı edilerek bu niteliklerden yoksun kişilerin yükseldiklerinin gözlendiğini belirttim. Ayrıca 19.03.2006 tarihli Milliyet EGE’de yazdığım “Evrim teorisi Mevlana’ya mı ait?” başlıklı yazıda belirttiğim Mevlana’nın 13. yüzyılda Kuran’dan yola çıkarak öne sürdüğü insanın sırasıyla mineral, bitki ve hayvandan evrildiğine ilişkin görüşlerini anımsattım.
“Tersine evrim” için bir kanıt olduğu ileri sürülen “Üner Tan Sendromu” dünya basınında geniş yer bulmuş. Atina’da verdiği konferans öncesinde rektör tarafından havaalanında karşılanmış, basın toplantıları düzenlenmiş. Türkiye’de aynı ilgiyi görememekten yakınan Sayın Tan’a, konferansa katılan en üst düzey yetkili olarak (Temel Tıp Bölüm Başkanı) hak veriyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
   

 

date
 

Güney Amerika notları


Ekim 19th, 2008

Milliyet Ege 19.10.2008
Eşimle birlikte bir arkadaş grubuyla katıldığımız Güney Amerika turunda ilk durak Brezilya’nın Rio De Janerio kenti idi. Alışık olmadığımız kocaman okyanus dalgalarının dövdüğü ünlü “Copacabana” sahiline bakan otelimizin personeli ve şehri gezdiren taksi şoförümüz tüm Brezilyalılar gibi sıcakkanlı ve sevimliydi. En büyük hayal kırıklığı Brezilya denince akla gelen güzel kadınlardı. En çok hoşuma giden yerse panoramik manzaranın yanı sıra maymun, rakun ve akbabaları fotoğraflama olanağı bulduğum ünlü İsa heykelinin bulunduğu tepe oldu. Petrol bağımlılığından kurtulmak için tüm otomobillerin şeker kamışından üretilen etanolle çalışır hale getirilmesi ve “favela” dedikleri gecekondu bölgesine yaptığımız turistik tur düşündürücüydü.
*   *   *
Rehberimizin Brezilya’da da aynı anlama gelen “çay” sözcüğünün kökeni ne olabilir sorusu karşısında bir hipotez geliştirdim. Güneş Dil Teorisine göre AĞMUR’un “akan su” anlamına geldiğini, bu sözcükten aÇ (toprak) AğMUR (akan su  toprak karışımı, çamur),  aY (yüksek) AĞMUR (yüksekten akan su, yağmur) ve aH (un, yiyecek) AğMUR (akan su  un karışımı, hamur) sözcüklerinin türediğini okumuştum. Buna göre aÇ – AY birleşmesi sonucu oluşan “çay” ın anlamı “yüksek toprak (bitkisi)” olabilirdi.
*   *   *
İkinci durağımız “İguasu” nun anlamı da nedense “Büyük Su” idi. Dünyanın genişlikte birinci, yükseklikte ikinci doğal şelalelerini barındıran “İguasu Nehri” Arjantin ile Brezilya arasında doğal sınır oluşturuyor. Şelalelerin çoğu Arjantin’de yer almasına karşın, Brezilya’dan daha iyi gözleniyor. Güney yarımkürede ilkbahar yaşandığından çok farklı kuş türlerinin yanında rengarenk kelebek türlerini de izleyebildik.  Kelebekler, hava sıcaklığı, rutubet ve suyun debisi göz önüne alındığında bölgeyi ziyaret için en uygun zamanmış.
*   *   *
Son durak olan Arjantin’in “güzel havalar” anlamına gelen “Buenos Aires” kenti ise mimari yapıları, sanata ve bilime verdiği değerle iz bıraktı. Her köşe başında, birçoğu üst düzeyde ressam, gitarist, tangocu, pantomimci, komedyen veya tenorla karşılaşmak olasıydı. Sanatın içine tükürülmüyor, aksine baş tacı ediliyor; üniversiteler şehrin en görkemli binaları arasında yer alıyordu.
Üç yörede de görülecek yerlerin kısıtlılığı, ülkemizde özellikle tarihi turizm potansiyelinden yeterince yararlanamadığımızı düşündürdü bana. Toplumun kozmopolit yapısı ve gelir dağılımındaki uçurum yönleriyle Brezilya’ya daha çok benziyorsak da, birçok yönden Arjantin’e imrendiğimi belirtmek isterim.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Sesleniş…


Ekim 12th, 2008

Milliyet Ege 12.10.2008

Ey Avrupa insanı! Türk insanına karşı takındığın şu çifte standardı bırak artık. Araştırırsan, kullandığın dilin ve harflerin, içinde yaşadığın kültürün ve uygarlığın temelinde Türk insanının atalarının varlığını fark edeceksin. Türk insanına destek olursan, senin yıllar önce unuttuğun sevgi, dostluk, yardımlaşma gibi kavramları yeniden anımsatacaktır sana.
Ey Türk insanı! Kurtul artık yıllardır sana aşılanmaya çalışılan aşağılık kompleksinden. Şöyle bir bak etrafına. İleri geçinen ülkelerin altyapı ve olanaklarına kavuşan Türk insanı kısa zamanda onları yakalamış, hatta geçmemiş mi? Üstelik bunu ülke kötü yönetilirken başarmamış mı? Bir de ülkenin iyi yönetildiğini hayal et, tıpkı 1923-1938 arasında olduğu gibi. Durumumuz çok kötü diye üzülmeyi bırak, 1919’dan daha mı kötüyüz? Atatürk gibi bir kurtarıcının yeniden gelmesi olanaksız ama O’nun vasiyeti var elimizde. Aklın ve bilimin yolundan şaşma, cumhuriyetin değerlerine ve devrimlere sahip çık.
* * *
Ve ey (her yaştaki) Türk genci! En büyük görev sana düşüyor. Sadece kendin ve ailen için değil, ülken için de çok çalışmakla yükümlüsün. Biliyorum internette “chat”leşmek, içi boş Amerikan filmlerini izlemek, “cafe”lerde muhabbet etmek daha zevkli; ama bunlar birşey kazandırmıyor, tersine uyuşturuyor seni. Atatürk’ün “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını alışkanlık haline getirmiş uluslar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkumdur” sözlerini unutma. Tarihini araştır, dersler çıkarmak için; yalnızca batılılarınkinden değil, Çin, Rus ve Türki Cumhuriyetlerin kaynaklarından da yararlan, Atatürk’ün sözünü ettiği “gerçek tarih”i bulabilmek için. Ve bol bol oku. “Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi” veya “Bursa Nutku”ndan başlamaya ne dersin? Okumaya zamanın mı yok? Hazır internetteyken “youtubeunlock.com”a gir, anahtar sözcükleri yaz ve dinle o zaman. Bu bir sesleniş değil, feryat oldu galiba!
Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden,
www.ulgenok@ulgenok.net

date