Archive for Eylül, 2008

Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür


Eylül 29th, 2008

Milliyet Ege 28.09.2008
 

Güncel bir olaya sinirlendiğimde oturur bir şeyler yazarım, birçoğunu yayımlamayacağımı bile bile. Biraz olsun sakinleşirim çünkü. Daha sonra güncelleştirip sizlerle paylaştıklarım da olur. Altı ay kadar önce yazıp, bir kenara koyduğum bir yazı şöyleydi:

Tarih boyunca dinin defalarca siyasete alet edildiği ve bu sürecin hızlandığı bir ülkede laiklik ayağı olmaksızın gerçek demokrasinin olamayacağını görmemekte ısrar eden kişilere söyleyebileceğim en nazik söz “cahil” sözcüğü. Bu kişilerin bu basit gerçeği görememelerine yol açan, gözlerini bağlayan bağ nedir acaba? Çeşitli hile ve rüşvetlerle, dini duyguları sömürülerek kandırılan geniş kesimleri kastetmiyorum. Çıkarları veya korkuları uğruna koşullara boyun eğen sözde aydınlara da değil sözüm. Benim sözüm “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” diyen Sakallı Celal’in haklılığını kanıtlarcasına, hiçbir çıkarı olmamasına karşın Türkiye’nin gittiği yönü göremeyen, görse bile umursamayan, Atatürk’e dil uzatmaya bile cüret edebilen zeki ve eğitim görmüş insanlara.

Bu insanları bir türlü çözemiyordum ki imdadıma yine Atatürk yetişti: “Biz cahil dediğimiz zaman, okulda okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de gerçeği gören gerçek alimler çıkabilir.”

Kolaylıkla kandırıp, yönlendirmek ve sömürmek uğruna “cahil bırakılmış” insanlar konusunda ise şöyle diyor Atatürk. “Bu ülkede eskiden beri bir bilgisizlik devam ediyor. Eski idareler, bu bilgisizliği devam ettirmeyi kendi devamları için gerekli görüyorlardı. Bu ülkede cehaleti hızla ortadan kaldırmak gerekir.”, “Yazık ki, ülkede bilenler azınlığı oluşturuyor. Hepimizin kişisel mutluluğu, çoğunluğun hayat ve mutluluğuyla olasıdır. Bir ülkedeki azınlık, eğer çıkarını çoğunluğun bilgisizliğinde ararsa genel felâket kaçınılmazdır.”
 Bu yazıyı o gün yayımlamanın yararına inanmamıştım. Derken Sayın Başbakanımız basınla ilgili düşüncelerini bizlerle paylaşırken öylesine güçlü bir ışık saçtı ki, cahiller bile aydınlandı. E ne demişler? “Bir musibet bin nasihatten iyiymiş!

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

İki güncel fıkra


Eylül 21st, 2008

Milliyet Ege 21.09.2008
Bazı özdeyişler ve saptamalar vardır ki günlük yaşamda karşılaştığınız birçok olay anımsamanıza yol açar. Mevlana’nın “Bütün dünyayı araştırdım, güzel ahlaktan daha üstün bir yaraşırlık bulamadım” veya Einstein’ın “Her şey görecelidir” sözleri gibi. Yetkin insan olmanın en önemli etmenlerinden ikisi olan iyi ahlak ve erdeme sahip olmanın hangi koşullarda gerçekleştiği veya korunabildiği de önemli. Bernard Shaw’a göre “Kimse size başka türlü olma fırsatını vermezse namuslu olmak kolaydır”.

Bazı fıkralar da sözlerin anlatamadığı pek çok şeyi anlatabilir. Pazar gününüzü neşelendirecek iki fıkra aktarmak istiyorum bugün sizlere. İlkini görevde olduğu dönemde Rektör Prof. Dr. Cemil Özcan’dan dinlemiştim. Geçmiş zamanda yaşayan çok dindar iki kardeşten biri dağda manastır hayatı yaşayıp, çobanlık yaparken, diğeri şehirde ayakkabı tamirciliği ile uğraşırmış. Dağdaki çoban bir gün kardeşini özlemiş, şehre gitmeye karar vermiş. Hediye olarak da keçi sütlerini toplamış ve bir kesenin içine doldurmuş. Çobanın imanı o kadar güçlüymüş ki süt keseden sızmıyormuş. Çoban, kardeşinin tamirci dükkanına girmiş, elindeki keseyi duvardaki çengele asmış. Sarılıp, hasret gidermişler. Konuşurlarken kapıdan çok güzel, mini etekli bir hanım girmiş ve ayağını sehpanın üzerine dayayarak ayakkabısının kırılmış topuğunu göstermiş. Gördükleri karşısında çobanın kalbi bozulmuş ve çengele asılı keseden süt damlamaya başlamış. Durumu anlayan ayakkabı tamircisi, müşteri çıktıktan sonra kardeşini bir kenara çekmiş ve şöyle demiş: “Bak kardeşim, dağ başında nefsine hakim olmak kolaydır, önemli olan aynı işi şehirde yapabilmektir.

Tarafımdan güncelleştirilmiş ikinci fıkra ise şöyle. Azgın bir fırtınada batma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir gemi ışıklarını kullanarak imdat çağrısı yapmaya başlar. Bir süre sonra iskele yönündeki bir ışık çağrıya karşılık verir: “Bu tarafa doğru gel” Gemi rotasını o yöne çevirir ve ışığa iyice yanaştığında mesaj gönderir. “Teşekkürler, ama şimdi lütfen kenara çekil, yoksa sana çarpacağım”. Işık yanıtlar. “Çekilemem” Gemidekiler sinirlenir.“Nasıl çekilmezsin, ufak tefek bir gemicik değil, koskoca bir gemiyim ben!” Işığın yanıtı gecikmez. “Sen bilirsin, ben de Deniz Feneri’yim!

Not: Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Sayın Şener Eruygur’a acil şifalar dilerim.

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Damardan girmek…


Eylül 14th, 2008

Milliyet Ege 14.09.2008

Özel­lik­le, Do­ğu’­da ça­lış­mış dok­tor­lar bi­lir; yaz­dı­ğı­nız re­çe­te­de­ki ilaç­la­rı na­sıl kul­la­na­ca­ğı­nı ta­rif et­me­ye baş­lar­sı­nız ki, has­ta sö­zü­nü­zü ke­ser: “Bu­nun iğ­ne­si yok mu dok­tur bey?” Sos­yo-eko­no­mik dü­ze­yi dü­şük has­ta­la­rın bir­ço­ğu te­da­vi için “da­mar­dan gir­me”nin şart ol­du­ğu­na ko­şul­lan­dı­rıl­mış­lar­dır çün­kü. Evet, za­man ge­çir­me­den “da­mar­dan gir­me” ba­zen ha­yat kur­ta­rı­cı ola­bi­lir, ör­ne­ğin “şok” tab­lo­sun­da. “Da­mar­dan bir kez gi­ril­di­ğin­de” ha­yat kur­ta­rı­cı kan, sı­vı ve an­ti­bi­yo­tik­ler de ve­ri­le­bi­lir, ra­hat uyu­ta­cak ilaç­lar da… Kan, sı­vı ve an­ti­bi­yo­tik ver­mez, sa­de­ce uy­ku ila­cı ve­rir­se­niz has­ta­nın hu­zur için­de öl­me­si­ni sağ­la­mak da ola­sı…
“Da­mar­dan gir­me”nin bir ama­cı da da­ma­rı­na gi­ri­len ki­şi­nin ka­nı­nı al­mak ve ge­rek­si­nim du­yan baş­ka­la­rı­na ver­mek­tir. Bu iş­lem ön­ce­sin­de ka­nı alı­nan ki­şi­nin ye­ter­li ka­na ve AIDS, he­pa­tit gi­bi kan­la bu­la­şa­bi­len en­fek­si­yon­la­ra sa­hip olup ol­ma­dı­ğı araş­tı­rıl­maz­sa, ka­nı ye­ter­siz ve­ri­ci­nin öl­me­si­ne (en azın­dan sü­rün­me­si­ne) ve­ya teh­li­ke­li en­fek­si­yon­la­rın ya­yıl­ma­sı­na yol açı­la­bi­lir. “Da­mar­dan gi­rip” kan alı­na­cak ki­şi­le­ri iyi seç­mek ve da­mar­dan çık­tık­tan son­ra çok dik­kat­li ol­mak ge­rek.
* * *
İyi he­kim, te­da­vi­de zo­run­lu ol­ma­dık­ça “da­mar­dan gir­me”yi yeğ­le­mez; çün­kü da­mar­dan gi­re­rek ver­di­ği­niz çok ba­sit bir ilaç bi­le aler­ji­ye ve önem­li komp­li­kas­yon­la­ra yol aça­bi­lir. “Da­mar­dan gi­ren” he­ki­min işi de zor­dur; bir bak­mış­sı­nız, iğ­ne bat­mış, te­da­vi et­me­ye kalk­tı­ğı­nız ölüm­cül en­fek­si­yon si­ze de bu­laş­mış.
* * *
Not: Son dö­nem­de ak­tif gö­rev al­mak is­te­me­yen Ma­ni­sa Mil­let­ve­ki­li Sa­yın Bü­lent Arınç’ı, “Ben dört dö­nem mil­let­ve­kil­li­ği yap­tım. Ta­nı­ma­dı­ğım in­san, be­le­di­ye baş­ka­nı yok. Mec­lis Baş­ka­nı ola­rak bir ri­cam ol­sa kim­se ge­ri çe­vir­mez­di. Mec­lis Baş­ka­nı olun­ca Vec­tra mar­ka ara­ba­mı sat­tım. Eşim için WV Golf mar­ka bir araç al­dım. Baş­kan­lık­tan ay­rı­lın­ca bir araç ih­ti­ya­cı doğ­du. Au­di mar­ka bir ara­cı be­ğen­dik. 102 bin YTL bu araç. Bü­tün bi­ri­kim­le­ri­mi­zi çı­kar­dık 65 bin YTL pa­ra çık­tı. TBMM Va­kıf­bank’tan 40 bin YTL kre­di çek­tim. 2.5 yıl da­ha öde­ye­ce­ğim. Önem­li bir si­ya­set­çi ola­rak yıl­lar sü­ren bi­ri­kim­le­rin so­nun­da 65 bin YTL an­cak çık­tı. Ben ap­tal ya da ena­yi de­ği­lim. Ama bir si­ya­set­çi­nin ken­di­ne dik­kat et­me­si la­zım“ söz­le­ri ne­de­niy­le kut­la­rım; si­ya­si gö­rü­şüm çok fark­lı ol­sa da.
(Prof. Dr. Ül­gen Ze­ki Ok’un ka­le­min­den, ul­ge­nok@ul­ge­nok.net)

date
 

Pencereden bakan bir kadın ve bir erkek


Eylül 7th, 2008

Milliyet Ege 07.09.2008
Pencereden dışarıya bakan bir insan neler görür? Bu dışarıda ne olduğuna ve bakan kişinin kim olduğuna bağlı.
Diyelim ki; pencereden bakan evli bir çift dışarıdansa alımlı bir kadın geçiyor. Alımlı kadını şöyle bir süzen kadın, uzaktan bile burnunun aslında estetik ameliyatlı olduğunu, kaşlarını fazla aldırdığını, taşıdığı ünlü “A” marka çantanın taklit olduğunu fark edebilir…
Çantasının ayakkabılarıyla uyumlu olmadığını ve saçlarını yapan kuaförün pek de başarılı olmadığını düşünürken, kendisinin de saçlarını boyatma zamanının geldiğini anımsar.
Ardından ne ilgisi varsa “B” mağazasında indirimli satışların başladığı ve “C” ürününden bir tane daha almasının ne kadar iyi olacağı geliverir aklına…
Kocasının bu işe biraz kızabileceği ama akşamki maçı televizyondan izlerken söylerse, fazla tartışma çıkmayacağını düşünür ve harekete geçer.
Alımlı kadını gören adamsa, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanı olsa bile, ilgi odakları son derece kısıtlı olduğundan, eşinin gördüğü ayrıntıların çok azını fark edebilir.
Ne ilgisi varsa, akşamki futbol maçını ve son izlediği maç sırasında kendini sık sık rahatsız eden eşini anımsayacaktır az sonra.
Ve “İnşallah bu akşam alışverişe filan çıkar da, şu maçı rahat rahat izlerim!” diye iç geçirip, eşinin “Etrafı yeni temizledim, lütfen yine dağıtma!” sözlerine karşın, dolapta maç sırasında tüketebileceği çerez olup olmadığına bakmaya gidecektir.
* * *
Kadınlarımızı ve erkeklerimizi biraz daha kızdırma pahasına “algıda seçicilik” üzerine güzel bir öyküyü özetleyerek sonlandıralım yazımızı.
New York’ta bir grup iş arkadaşı yolda yürürken, içlerinden Kızılderili kökenli olanı kulağına cırcırböceği sesi geldiğini söyler ve böceği aramaya başlar.
Arkadaşlarıysa insan kalabalığı, siren ve korna sesleri, iş makinelerinin gürültüsü arasında bu sesi duyamayacağını iddia eder. Kızılderili yolun karşısına yürür, binaların arasındaki yeşilliğin arasında cırcırböceğini bulur.
Arkadaşları, “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorduğunda Kızılderili kaldırıma geçer ve cebinden çıkardığı bozuk parayı yuvarlar.
Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, ceplerinden düşüp düşmediklerini kontrol eder.
Kızılderili, arkadaşlarına dönerek, “Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date