Archive for Temmuz, 2008

Şekersiz şeker ve demokrasi yer misiniz?


Temmuz 27th, 2008

Milliyet Ege 27.11.2008
 

(Bu haftaki yazımın sonunda bana Milliyet Ege’deki köşesini açan sevgili Deniz Sipahi’nin güzel yazısını bulabilirsiniz- Ü.Z.Ok)

Bakkalda gördüğüm şekerlemenin üzerinde şöyle yazıyordu:
“Şekersiz şeker…”
AB’ye girmek yolunda da en büyük engeli de aşmışız. Çiğköftenin içinde artık et bulunmayacakmış; yani “kıymasız köfte…” Yakında yoğurtsuz ayran ve yumurtasız omlet de çıkarsa şaşmamak gerek.
Türkiye gerçekten de ilginç bir ülke. Geçmişte “Demokrasi benim için amaç değil, araçtır” demiş bir kişinin bugün iki sözünden biri demokrasi. Peki nasıl bir demokrasi? Öncelikle içinde Atatürk ve onun yarattığı travma bulunmayacak. (Aklıma gelmişken Atatürk’ün eleştirilebildiği Sabancı Üniversitesi’ni bu büyük başarısı nedeniyle kutlarım!) Başka? Hukuk demokratik olacak. Nasıl mı olacak? Parti kapatma yetkisi bulunan Anayasa Mahkemesi üyelerinin önemli bölümünü Meclis, yani iktidar partisi atayacak. Hakim ve savcıların atamaları mülakat yoluyla Adalet Bakanlığı’nca yapılacak.
Ne diyordu Yoncimik?
“Ballı lokma tatlısı… Aman hadi hayırlısı…”
*   *   *
Bir rektör apar topar gözaltına alınacak, dürüst bir genel sekreter yardımcısı yapılan haksız suçlamalara dayanamayarak cezaevinde intihar edecek, her ikisi sonradan yargıda aklanacaklar.
Yüzündeki gülümsemeyle elini kolunu sallayarak görüntülenen şahıs, 13 ay sonra anlamsız bakan donuk gözlerle takılacak kameralara… Devletin sorumluluğunda ve hüküm giyene dek suçsuz olmasına karşın, büyük olasılıkla yaşadığı olumsuzlukların etkisiyle yakalandığı hastalık son aşamasına gelene kadar tanı konamayacak, ailesine teslim edildikten kısa süre sonra yaşamını yitirecek. Ve yapılan açıklamaya göre hukuki süreçte herhangi bir hata veya eksik bulunmayacak!
*   *   *
Teröre karşı yıllarca mücadele vermiş generaller “terörist” suçlamasıyla sabaha karşı gözaltına alınacak. Ardından “terör” yeniden tarif edilecek.
Hukukun üstünlüğü; yasama, yürütme, yargı; kuvvetler ayrılığı… “Hukuk çöpe atılırsa demokrasiyi totaliter rejimlerden kim koruyacak?” sorusu…
Ne diyordu Levent Yüksel?
“Geç bunları, anam babam geç bunları…”
*   *   *
Demokrasinin bir diğer olmazsa olmazı laikliğe gelince… Onu da yeniden tarif edersiniz olur biter. Tarifi kim yapacak? “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Millet istemezse tabii ki elden gidecek” diyenler. İçinde şeker bulunmayan şeker ne kadar şekerse, içinde kıyma bulunmayan köfte ne kadar köfteyse, içinde hukuk ve laiklik bulunmayan demokrasi de o kadar demokrasidir. Ne diyordu reklamda Mahzar-Fuat-Özkan’ın Özkan’ı?
“Tabi yerseniz…”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@ulgenok.net

Vicdan, erdem, etik, demode kavramlar mı?
 
Deniz Sipahi – Satır Arası
 

 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün’ün görüşlerine zaman zaman köşemde yer veriyorum.
Üstün’ün şu yaklaşımı üzerinde oldukça fazla düşünmemiz gerekiyor:
“Yozlaşmaları yaşayanlar bu yozlaşmanın yaşatılması ve daha da yaygınlaştırılması için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlar. Oysa yozlaşmaların kimseye sınırsız bir faydası olmayacağını bir gün fark etmek zorunda kalacağız. Etiğin bireyleri doğru kalmaya yönelten gizil bir kuvveti olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Burada önemli olan kişi vicdanıdır aslında. Vicdanın gücü ise gizil bir kuvvet olarak algılanmamalıdır. Vicdanını yitiren insanların içine düşmüş bulundukları durumu bir kez gözünüzün önüne getiriniz! İnsanlık; savaşların, açlığın, yoksulluğun pençesinde yıllardır yaşam mücadelesi vermektedir. Barışın ve huzurun hüküm sürmesini dileyen gönüller acaba niçin etik bir yaşamın varlığını özlemezler? Bunun için niçin çaba harcanmak istenmez? Doğa ve çevreyi korumak için yapılan çalışmalar niçin etiği korumak için de verilmez?”
Ben insanı insan yapan en önemli erdemlerden birinin vicdan sahibi olmak olduğuna inanıyorum.
Çünkü vicdanlı insanlar daha hoşgörülü, daha affedici oluyor.
Bu iklim de uzlaşmayı sağlıyor.
Uzlaşmanın olduğu toplumlarda da daha güzel bir yaşam için olmazsa olmaz kurallar ve etik gibi kavramlar öne çıkıyor.
Çağatay Üstün’ü okumaya devam edelim:
“İnsanoğlu elindeki en değerli hazineyi fark etmelidir. Etik bir yaşama sanatı ve tarz olarak yanıbaşımızda yer almalı içimizi kaplamalıdır. Vicdana dayalı olumlu bakış açıları tüm topluma yayılmalı ve örnek teşkil etmelidir. Bütün meslek ve yaşam alanlarında etiğin en üst ve en yüce yaklaşım biçimi olduğunu bilmek ve ona göre davranmak zorundayız. İnsan sahipsiz değildir ve kendi içinde insan olmanın bilinciyle hareket etmek durumundadır. İnsanlık akıl ve vicdanda hizmetinde oluşturabileceği iyilik halini korumak zorundadır. Yanlışın, kötünün ve çirkinin çok olduğu yerlerde buna kızarak her şeyden etiği sorumlu tutmak ne kadar sığ bir düşünce tarzıdır. Etiğin sonsuz öğretisine ve yol gösterişine teslim olmalı artık insanlık. Belli ki kurtuluş buradadır. Onur, erdem, dürüstlüğün hakim kılındığı bir dünyada vicdanlı insanlara ihtiyaç vardır. Bu insanların nerede olduklarını aramak yerine çok daha dikkat harcayarak aslında yakınımızda olduklarını kavramak durumundayız. Tek çıkar yol etiğin sonsuz bilgeliğine ve öğretisine teslim olmaktır…”
Vicdanlı insanlara ihtiyacımız var.
Hem de eskisine göre çok daha fazla…
 

dsipahi@milliyet.com.tr

date
 

Genetik açıdan Anadolu


Temmuz 13th, 2008

Milliyet Ege 13.07.2008

Böl – yönet politikasının uygulandığı bir dünya düzeni devam ederken, özellikle de Türk insanının genetiği üzerinde yapılmış bilimsel araştırmaları incelemenin yararlı olduğu kanısındayım.
Bilim ve Gelecek” dergisi Haziran sayısında “Anadolu’nun genetik yapısı” ele alınmış. İlk insanların Afrikalı oldukları; 50.000 yıl kadar önce Ortadoğu’ya, oradan Avrupa ve Asya’ya, son olarak da Pasifik Adaları ve Amerika’ya göçler yaşandığını; Hititler ve Luviler gibi ilk Anadolu uygarlıklarının kültür ve dillerinin diğer kültür ve dillerin gelişiminde kaynak oluşturdukları anlatılıyor. Çok sayıda bilimsel araştırmada saptanan şu bulgu kesin: “Türkiye’de yaşayan insanların az bir bölümü (%3.4 – 12) Orta Asya kökenli iken, büyük çoğunluk Anadolu, Doğu Akdeniz, Orta ve Yakındoğu’dan (%88  94.1) köken alıyor…
Günümüz Türkiye’sinde yaşayan insanların bazı toplumlarla genetik uzaklıklarını bildiren çeşitli araştırmalarda ise büyük olasılıkla seçilen örneklere bağlı farklar görülüyor. Dergideki veriler (rakam ne kadar küçükse o kadar yakın): İranlı 0.75, Ürdünlü 0.77, Türkmen 1.04, Iraklı 1.12, Lübnanlı 1.57, Doğu Özbek 1.67, Ermeni 2.00, Kuzey Çinli 4.21, Yakut Türkü 7.35.
Uyar ve arkadaşları (Türk): Bulgar 2.05, İtalyan 3.21; Yunan 3.38; Alman 4.61; Kuzey İrlandalı 8.18; Polonya ve Rusya’daki Yahudiler 8.56; Ürdünlü 9.53; Bask 14.05; Japon 19.81.
*   *   *
Arnaiz-Villena ve arkadaşları (İspanyol – Türk ortak): Eskenazi olmayan Yahudi 0.15; Ermeni 0.78; Lübnanlı (Kafar Zubian-Şii) 1.52; İranlı 2.80; Eskenazi Yahudi 3.05; İtalyan 3.27; Giritli 3.85; Lübnanlı (Niha El Shouff) 4.55; Portekizli 11.00; Yunan 19.42; Bask 28.8; Japon 30.25. Aynı İspanyol araştırmacı Makedonların Yunanlardan çok, Türkler gibi “eski Akdenizliler” e yakın olduğunu, Yunan halkınınsa Etiyopyalılarla genetik yakınlık gösterdiklerini bildirmiş.
Tüm insanların genetik açıdan %99.9 benzer olduklarını ve genetik olarak farklı insanların oluşturduğu bir “ırk” kavramının bulunmadığını kanıtlayan genetik bilimindeki gelişmeler Türklerin Anadolu’ya ilk kez 1071’de geldikleri tezini şimdiden yıkıp atmış.
*   *   *
İlk hümanist Mevlana’nın dizeleriyle bitirelim.
Hintliler, Kıpçaklar, Anadolulular, Habeşler (Etiyopyalılar); 
Hepsi sessiz yatıyor mezarlarında, ayrı ayrı ama hep aynı renkteler.”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

date
 

Medyatik ve medyatik olmayan enfeksiyonlar


Temmuz 6th, 2008

Milliyet Ege 06.07.2008

Gerek dünyada, gerekse Türkiye’de nadir görülen bazı enfeksiyonlara basında geniş yer ayrılırken, sık görülen, önemli maddi kayıplara, cerrahi girişimlere ve ölümlere neden olan bazı enfeksiyonlardansa hiç bahsedilmiyor. Bir enfeksiyonun medyatik olabilmesi için öncelikle gelişmiş ülkeleri tehdit etmesi gerekiyor galiba. Birkaç kişinin ölümüne yol açan kuş gribi virüsünün mutasyon geçirip insanlarda salgına yola açabileceği spekülasyonu ile bütün dünya ayağa kalkarken, sivrisinek sokmasıyla bulaşan falsiparum sıtması nedeniyle sadece Afrika’da her yıl birkaç milyon çocuğun ölmesi haberlerde yer almıyor nedense.

*   *   *
Bazı enfeksiyonların gereğinden çok abartılmasının ekonomik savaşlarla ilişkisi de sorgulanıyor. Örneğin Avrupa’da milyonlarca hayvanın imha edilmesine yol açan deli dana hastalığını ABD ile Avrupa et endüstrisi arasındaki mücadeleyle, Çin ekonomisine ağır bir darbe vuran SARS enfeksiyonunu Çin ve Batı ülkeleri arasındaki rekabetle ilişkilendirenler var.

*   *   *
Medyatik enfeksiyonların bir özelliği de hızlı ve dramatik bir ölümle sonlanabilmeleri. Türkiye’de son günlerin en medyatik enfeksiyonu olan Kırım Kongo kanamalı ateşi ile mücadele çok güçken, sıklıkla sahipsiz veya veteriner kontrolünde olmayan köpekler aracılığı ile insana bulaşan önemli iki enfeksiyonla savaşmaksa nispeten kolay. Bunlardan kuduz enfeksiyonu sorunu, gelişmiş ülkelerde 50 yıl önce çözülmüşken, geçtiğimiz yıl sokak köpeği tarafından ısırılan 3 ve 5 yaşlarındaki iki çocuğumuzun iki ay ara ile kuduz nedeniyle yaşamını yitirmesi çok üzücü. Kuduzdan daha az medyatik olan kist hidatik enfeksiyonu ise görülme sıklığı, tedavisinin cerrahi olması ve ölümle sonuçlanabilen komplikasyonları göz önüne alındığında kuduzdan çok daha önemli aslında. Manisa’da örnekleme yöntemi sonrasında her 675 ilköğretim öğrencisinin birinde saptadığımız kist hidatik enfeksiyonunun sıklığı yaşla birlikte arttığından genel toplumda çok daha sık bulunduğunu söyleyebiliriz.

*   *   *
Kısa süre önce katıldığım bir kongrede yetkililerden kuduz ve kist hidatik enfeksiyonlarını önlemeye yönelik olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’de kurulacak büyük hayvan barınaklarının yanında, enfeksiyonların kökünü kazımaya yönelik büyük bir projenin planlandığını ve pilot bölge olarak Trakya Bölgesinin seçildiğini öğrendiğim. Bu projeler, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmada önemli köşe taşları kanımca…

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date