Archive for Mart, 2008

Ma­hal­le bas­kı­sı ve de­mok­ra­si


Mart 30th, 2008

Milliyet Ege 30.03.2008

“Ma­hal­le bas­kı­sı” te­ri­mi­nin or­ta­ya çık­ma­sın­dan üç yıl ön­ce Ma­ni­sa’da ya­şa­dı­ğı­mız ba­zı olay­la­rı an­la­ta­ca­ğım bu­gün siz­le­re.
Az pa­ra­ya ve çok so­ru­na sa­hip bir üni­ver­si­te­nin sağ­lık, kül­tür ve spor iş­le­rin­den so­rum­lu rek­tör yar­dım­cı­sı ola­rak öğ­ren­ci­le­rin so­run, is­tek ve bek­len­ti­le­ri­ni da­ha iyi an­la­ya­bil­mek için www.ek­si­soz­luk.com si­te­si­ne gi­rip ya­zış­ma­la­rı­nı in­ce­le­di­ğim­de, en çok di­le ge­tir­dik­le­ri so­ru­nun, “ba­har şen­lik­le­ri­nin sö­nük geç­me­si” ol­du­ğu­nu fark et­miş ve çok şa­şır­mış­tım. İl­gi­li kı­sıt­lı büt­çe için­de öğ­ren­ci­le­rin bir­çok ge­rek­si­ni­mi du­rur­ken bu tür et­kin­lik­le­re bü­yük pa­ra­lar ayı­ra­maz­dık; sı­nır­lı büt­çeyle da­ha iyi­si de ola­sı de­ğil­di ve tek ça­re spon­sor bul­mak­tı. İyi bir prog­ra­ma ye­te­cek kat­kı­yı sa­de­ce si­ga­ra ve bi­ra fir­ma­la­rı ve­ri­yor­du.
Si­ga­ra­yı özen­di­re­cek her tür et­kin­li­ğe ke­sin­lik­le kar­şıy­dık, bi­ra fir­ma­sı­nın spon­sor­lu­ğu­na da sı­cak bak­ma­ma­mı­za kar­şın, öğ­ren­ci­le­rin bir­ço­ğu­nun kon­ser ala­nı­na dı­şa­rı­dan al­kol ge­tir­dik­le­ri­ni bi­li­yor­duk.
So­nun­da, “de­mok­ra­si”yi seç­tik; öğ­ren­ci­le­re du­ru­mu açık­la­ya­cak ve dü­zen­le­ye­ce­ği­miz bir an­ket­le bin öğ­ren­ci­ye bir bi­ra fir­ma­sı­nın spon­sor ol­ma­sı­nı onay­la­yıp onay­la­ma­dık­la­rı­nı so­ra­cak­tık. So­nuç­ta, öğ­ren­ci­le­rin yüz­de 87’si da­ha iyi bir şen­lik için bi­ra fir­ma­sı­nın spon­sor­lu­ğu­nu seç­ti ve şen­lik üç bü­yük kon­ser­le ve bü­yük coş­kuy­la ger­çek­leş­ti. An­cak bir sü­re son­ra AKP’den Ma­ni­sa’ya be­le­di­ye baş­kan ada­yı ol­muş, an­cak se­çi­le­me­yin­ce il ge­nel mec­li­si baş­kan­lı­ğı­na ge­ti­ril­miş bir ki­şi (rek­la­mı ol­ma­sın di­ye adı­nı ver­mi­yo­rum) biz­le­re, “Üni­ver­si­te öğ­ren­ci­si­ne na­sıl bi­ra içi­ri­lir?” di­ye sal­dır­ma­ya baş­la­dı; olay ön­ce ye­rel, son­ra ge­nel ba­sı­na yan­sı­dı. Bi­ra­nın ya­sal, öğ­ren­ci­le­rin re­şit ol­du­ğu­nu ve bu ka­ra­rı de­mok­ra­tik bir oy­la­ma son­ra­sın­da yüz­de 87 ço­ğun­luk­la ken­di­le­ri­nin al­dık­la­rı­nı söy­le­me­mi­ze kar­şın, bu kez de ay­nı ki­şi­nin, “Öğ­ren­ci­ler uyuş­tu­ru­cu is­te­se­ler, onu da ve­re­cek mi­si­niz?” so­ru­su­na mu­ha­tap ol­duk.
Son­ra­ki yıl da uy­gu­la­ma­mız­dan ge­ri adım at­ma­dık; an­cak biz­den son­ra üni­ver­si­te­miz­de ba­har şen­lik­le­rin­de al­kol­lü içe­cek spon­sor­lu­ğun­dan vaz­ge­çil­di­ği­ni, Tür­ki­ye ge­ne­lin­de al­kol sa­tan bi­rim­le­rin hız­la azal­dı­ğı­nı, al­kol ruh­sat­la­rı­nın es­ki­ye oran­la da­ha zor ve­ril­di­ği­ni, bu tür te­sis­le­rin şe­hir dı­şı­na kay­dı­rıl­ma­ya ça­lı­şıl­dı­ğı­nı, al­kol­lü içe­cek­le­rin ver­gi­le­ri­nin çok bü­yük oran­la­ra ulaş­tı­ğı­nı ve ya­sal olan bi­rayla ya­sa dı­şı uyuş­tu­ru­cu­yu ay­nı ke­fe­ye ko­yan­la­rın “de­mok­ra­si ve öz­gür­lük ha­va­ri­si” ke­sil­dik­le­ri­ni göz­lem­le­dim ve pay­laş­mak is­te­dim.
(Prof. Dr. Ül­gen Ze­ki Ok’un ka­le­min­den, ul­ge­nok@ul­ge­nok.net)

date
 

Cum­hur­baş­ka­nı­mız ne de­miş?


Mart 23rd, 2008

Milliyet Ege 23.03.2008

İs­lam di­ni ile de­mok­ra­si­nin iliş­ki­si­ni araş­tı­ran ila­hi­yat­çı Dr. Ab­dul­lah Ma­naz’a gö­re; ken­di­le­ri­ne de­mok­ra­tik hak­la­rın ta­nın­ma­dı­ğın­dan ya­kı­nan İs­lam­cı ör­güt­ler ik­ti­da­ra gel­dik­le­rin­de, mu­ha­lif­le­ri­ne kar­şı de­mok­ra­si­yi uy­gu­la­ma ko­nu­sun­da il­ginç yo­rum­lar ge­ti­ri­yor. (Dün­ya­da ve Tür­ki­ye’de Si­ya­sal İs­lam­cı­lık, IQ Kül­tür Sa­nat Ya­yın­cı­lık)
Mı­sır’da­ki Müs­lü­man Kar­deş­ler ör­gü­tü­nün ile­ri ge­len li­der­le­rin­den Ha­san El Hu­dey­bi, ön­ce­den çok par­ti­li sis­te­min ka­bul edi­le­ce­ği be­lir­til­me­si­ne kar­şın, “Ko­mü­nist ve Hı­ris­ti­yan Kıp­ti­le­re par­ti kur­ma iz­ni ve­ri­le­cek mi?” so­ru­su­nu şöy­le ya­nıt­lar: “Ko­mü­nist­le­re, din­den uzak­la­şan bir par­ti kur­duk­la­rı için hoş­gö­rüy­le ba­kı­la­maz. Ki­li­se de, Hı­ris­ti­yan Kıp­ti­ler için par­ti gö­re­vi­ni üst­le­ni­yor, on­la­rın par­ti­ye ih­ti­yaç­la­rı yok­tur.”
İran’ın An­ka­ra Bü­yü­kel­çi­si Mu­ham­med Rı­za Bağ­he­ri de­mok­ra­si an­la­yış­la­rı­nı şöy­le ifa­de eder: “Aday­la­rın ba­zı özel­lik­le­re ha­iz ol­ma­sı ge­re­ki­yor: Tah­sil du­rum­la­rı, es­ki re­ji­me bağ­lı ol­ma­ma­la­rı ve İran’ın İs­la­mi re­ji­mi­ne olan bağ­lı­lık­la­rı…”
8 Mart 1996 se­çim­le­rin­de baş­vu­ran 5 bin aday­dan yak­la­şık 2 bin ta­ne­si­nin aday­lı­ğı ka­bul edil­me­di­ğin­de Bü­yü­kel­çi bu­nu da do­ğal kar­şı­lar.
Prof. Dr. Hay­red­din Ka­ra­man’a gö­re ise…
“İs­lam’ın ha­kim ol­du­ğu bir sis­tem­de İs­lam dı­şı ya­şan­tı­nın top­lum içe­ri­sin­de var­lı­ğı­na mü­sa­ade ede­mez­si­niz. An­cak, top­lu­mu ra­hat­sız et­me­di­ği ve kö­tü ör­nek ol­ma­dı­ğı sü­re­ce İs­la­mi dü­zen fer­din inan­cı­na ve ya­şan­tı­sı­na mü­da­ha­le ede­mez. Ak­si tak­dir­de mü­da­ha­le ka­çı­nıl­maz olur.”
Pe­ki Cum­hur­baş­ka­nı­mız ne de­miş?
“Öz­gür­lü­ğü ve ya­sa­la­rı bir alet gi­bi öne sü­re­rek, ulu­sun en kü­çük bir ya­ra­rı­nı bi­le teh­li­ke­ye at­mak hak­kı­na hiç kim­se sa­hip de­ğil­dir. Ya­kın ta­ri­hi­miz­de ve es­ki za­man­lar­da­ki gi­bi din­le­rin; zor­ba hü­küm­dar­la­rın, ra­hip­le­rin ve çı­kar sağ­la­yan­la­rın elin­de bir bas­kı ara­cı ol­ma­sı­na ça­ğı­mız­da ke­sin­lik­le izin ve­ri­le­mez ve hoş gö­rü­le­mez. Sı­nır­sız bi­rey­sel öz­gür­lük ve ki­şi­sel çı­kar pe­şin­de olan­lar, ken­di emel­le­ri­ni, çı­kar­la­rı­nı ulu­sun yük­sek çı­kar­la­rı ve öz­gür­lü­ğün­den üs­tün tu­tan­lar­dır. Sı­nır­sız ki­şi­sel öz­gür­lük­ler, ki­şi­sel çı­kar­lar, uy­gar ve dü­zen­li top­lum­la­rı, dev­let­le­ri yı­ka­rak anar­şi­yi ve ço­ğun­luk­la da zor­ba­lı­ğı ya­ra­tır.”
Han­gi Cum­hur­baş­ka­nı­mız mı? Bi­rin­ci­si… (Cum­hu­ri­yet Sav­cı­la­rı­na Ses­le­niş, 9 Ekim 1925)
(Prof. Dr. Ül­gen Ze­ki Ok’un ka­le­min­den, ul­ge­nok@ul­ge­nok.net)

date
 

Türkiye’nin hastalığına hekim gözüyle bakış


Mart 16th, 2008

Milliyet Ege 16.03.2008
Hocalık damarım kabardı. Türkiye’nin içinde bulunduğu tehlikeli tabloyu açıklayabilmek için bugün sizlere bağışıklık, yani savunma sistemi zayıflamış hastalarda görülen bazı enfeksiyon ajanlarını ve bunların yol açtığı hastalıkları anlatacağım.
 

İnsanların bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle zayıflayabilir. Örneğin AIDS virüsü, bağışıklık sistemimizde görev yapan en önemli hücreler olan T4 lenfositleri harap ederek savunma sistemini çökertir. Böbrek gibi bir organ nakledilecek hastalarda ise, vücuda yabancı olan organın  reddedilmesini önlemek amacıyla, bazı ilaçlar kullanılarak bağışıklık sistemi zayıflatılır. Bağışıklık zayıfladığında enfeksiyon ajanlarına karşı yeterince savunma oluşamaz ve işin ilginci bu hastalarda en sık görülen ve tehlike yaratan enfeksiyon ajanları bağışıklığı sağlam kişilerde hiç yerleşemeyen veya yerleşse bile kısa sürede yok edilen fırsatçı patojenlerdir. Fırsatçı patojenler savunmaları zayıflamış hastalarda hızla çoğalır, yayılır ve önlem alınmazsa ölüme yol açabilir.

Bu enfeksiyon ajanları farklı bölgeleri tutabilir; örneğin Pneumocystis adlı sık görülen en tehlikeli ajan akciğerleri tutarak hastanın yeterli oksijen almasını engellerken, Cryptosporidium adlı bir diğeri bağırsak hücrelerini tutarak hastanın sıvı ve besin almasını engeller. Bağışıklığı sağlam hastalarda tedaviye gereksinim bulunmayan her iki enfeksiyonu alt etmenin ilk basamağı, tanınması güç olan ajanlara hızlı ve doğru tanı koyabilmek (yıllar önce Ege Üniversitesinde bu sistemi kurmuştum); ardından bazı ilaçları kullanarak enfeksiyonlarla savaşmaktır. Ama tedavinin başarısı hastanın bağışıklık sisteminin yeniden yeterince güçlü hale gelmesine bağlıdır. Bunların Türkiye’yle ne ilgisi mi var? Türkiye bugün bir değil iki enfeksiyona karşı mücadele veriyor. İlki türbanla simgelenen ve yeterli oksijen almamızı önleyen irtica; ikincisi ise hem sıvı, hem besin kaybına yol açan etnik bölücülük. Bu dış kaynaklı enfeksiyonlarla uğraşırken, Sayın Sabih Kanadoğlu’nun “elimizde bir tek o kaldı” dediği ordumuzu, yani fırsatçı patojen ajanların korkulu rüyası T4 lenfositlerimizi yıpratmanın (AIDS virüsü gibi) hiç anlamı yok.
 Türkiye’nin başına bunlar ilk kez gelmiyor; Osmanlı’ya vurulan “Hasta Adam” damgası hatırlanmalı ve her tür ajanlara, özellikle fırsatçı patojenlere dikkat edilmeli. Neyse ki elimizde Başhekim Atatürk’ün etkinliği kanıtlanmış reçetesi var.
 
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Sabih Kanadoğlu’nun Manisa konferansı


Mart 9th, 2008

Milliyet Ege 09.03.2008
 Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Atatürkçü Düşünce Derneği Manisa Şubemizin öncülüğünde oluşturulan platformun konuğu olarak Manisa’da yaptığı ”Anayasa Arayışı” başlıklı konuşmada söyledikleri arasında en önemlisi “Türk Silahlı Kuvvetlerini bir iç siyaset metaı haline getirmememiz lazım. Elimizde bütünlüğümüzü sağlayacak bir tek o kaldı. TSK’yi yaralayacak, itibardan düşürecek her hareketten, her sözden kaçınmamız lazım” sözleriydi.
  Anayasa konusundaki gelişmeleri “Atatürk ilke ve devrimlerinden arındırılmış sivil bir anayasa düşüncesi ortaya atıldı, bir anayasa profesörüne sipariş verildi ve benzer düşüncelere sahip kişilerce bir taslak hazırlandı. Mevcut anayasanın buna izin vermeyeceği anlaşılınca ‘kapsamlı anayasa değişikliği’ tasarlandı ve iktidar tarafından ABD’nin tasvibine sunuldu. Bu ‘Bağımsızlık karakterimdir’ diyen Atatürk’e ve Türk Milletine yapılmış en büyük saygısızlıktır. Bu 27 şehidimize ve Türk Milletine ihanettir.” şeklinde özetleyen Kanadoğlu, türban sorunu konusunda “Bilgi saptırması ve kirliliği ile sanki anayasa değişikliği türbanı serbest bırakıyor havası yaratıldı ve ne yazık ki başarı sağlandı. Ana muhalefet partisi bile bu yalana kandı ve iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu; oysa değişiklikler türbanı serbest bırakmıyor. Türkiye’de türban sorunu yoktur, ama dinin siyasete alet edilmesi sorunu vardır” dedi.
 
Gittiğimiz yönü “Demokrasinin, hukukun üstünlüğü ve laik ayaklarını kaldırırsak ortaya çıkacak rejimin adı dinci diktadır. Gittiğimiz yön de budur. Siyasilerin elinden dini kurtarmadıktan sonra bizim hiçbir sorunu çözme olanağımız yok.” sözleriyle belirten Kanadoğlu “Bu ülkede mahkeme kararları uygulanmak için vardır. Hukukla bu kadar oynanmaz; oynarsanız hiç kuşku yok ki sizin de bir gün o hukuka ihtiyacınız olacaktır. Türkiye’nin laik niteliğini değiştirmeye yönelik her girişim, karşısında Türk yargısını bulacaktır” sözleriyle hukuksal görüşlerini sundu ve konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Washington’dan, Brüksel’den değil, Ankara’dan yönetilen; gençlerin sahte bir özgürlükle değil, gerçek özgürlükle düşüncelerini dile getirdikleri, ama laik demokratik Cumhuriyet ilkesinden ödün vermedikleri; Atatürk ilke ve devrimlerini yaşatmak için her şeyi göze alan bir Türkiye istiyorum.
 
Tek başına birçok partiden daha etkin muhalefet yapan ve doğru yolu gösteren Sayın Kanadoğlu’na bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz.
 

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Manisa’daki bir dava üzerine


Mart 2nd, 2008

Milliyet Ege 02.03.2008
Geçen Haziran ayında kaybettiğimiz Manisalı şehidimiz Piyade Yarbay Melih Gülova’nın cenaze töreninde atılan sloganlar nedeniyle geçtiğimiz hafta Manisa’da üç kişi yargılanmaya başladı.
Mahkemenin ardından Manisa Atatürkçü Düşünce Derneği, Akademik Odalar Birliği (Manisa Barosu ve Manisa Tabip, Diş Hekimleri, Eczacı, İnşaat Mühendisleri, Ziraat Mühendisleri, Makina Mühendisleri, Elektrik Mühendisleri, Serbest Muhasebeciler Ve Mali Müşavirler, Şehir Plancıları, Mimarlar, Jeoloji Mühendisleri, Harita Mühendisleri, Çevre Mühendisleri, Veteriner Hekimler Odaları), Türkiye Emekli Subaylar, Türkiye Emekli Astsubaylar, Muharip Gaziler, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri, Türkiye Yardımsevenler ve İşçi Emeklileri Dernekleri, Türk Kadınlar Birliği, Eğitim-İş, Emekli-Sen ve Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamada “Cenazede atılan sloganlar orada bulunan binlerce kişi tarafından haykırılırken ve bugün TBMM’de ve devletin değişik kademelerindeki şahsiyetler tarafından açıkça söylenirken, bu kişilerin özellikle seçildiği kanaatindeyiz. Yargılanan üç arkadaştan Manisa’da Cumhuriyet Mitingi düzenleme komitesinde yer alan iki kişinin seçilmesi manidardır. Arkadaşlarımızın nezdinde, Cumhuriyete ve Cumhuriyet İlkelerine sahip çıkanlara bedel ödetilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Bizler, Cumhuriyete sahip çıkan yüz binler olarak arkadaşlarımızın yanındayız. Amacımız yüce Türk Milleti’nin Mahkemelerini etkilemek değildir. Yüce Türk Adaletine güveniyoruz” sözleri yer aldı.
Yorum yapmıyorum; ancak yaşadığımız zor günlerde ortaya çıkan bu dayanışma tablosunu çok takdir ettim. Garnizon Komutanımız Tuğgeneral Naim Babüroğlu’nun isteğine karşın, şehit yarbayımızın adının Manisa Belediyesi tarafından yapılan köprülü üst geçide verilmeyişini utanç verici buluyorum. Şehidimizin eşinin görev yaptığı Celal Bayar Üniversitesi’nin yönetimi ise hiç değilse Üniversite içinde şehidimizin adını yaşatmak için bir girişimde bulunabilirdi veya en azından Manisa Belediyesi ile ortaklaşa “Tanıt Manisa’nı” adlı tasarım yarışması düzenlemeyebilirdi, özellikle hukukun hiçe sayılarak, sözde “demokrasi ve özgürlük” adına türbanın dayatıldığı bu günlerde.

Manisa CHP İl Başkanlığına seçilen H. Cahit Kaplan’ı kutluyorum. Önceki İl Başkanı Vehbi Köse döneminde güç kaybeden ve yıpranan CHP’nin Manisa’da yeniden güç kazanacağı; yeni il başkanı Kaplan’ın milletvekilimiz Şahin Mengü ile birlikte CHP’nin yeniden Manisa halkı ile bütünleşmesi yönünde başarılı çalışmalara imza atacağı kanısındayım.

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
 

 

 

 

date