Archive for Şubat, 2008

Kadınlar için her tür ayrıma hayır


Şubat 24th, 2008

Milliyet Ege 24.02.2008 

 

Kadınlarımız için negatif – pozitif, her türlü ayrımcılığa karşıyım ve tam eşitlikten yanayım. Nedenine gelince…
Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre ”Toplumdaki diğer kişiler ile eşit koşullarda yaşamadığı düşünülen belli gruplara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak onları destekleme” anlamına gelen pozitif ayrımcılığın kadınlarımız için uygulanması ilk bakışta mantıklı görünebilir; çünkü ne yazık ki kadınlarımızın ”toplumdaki diğer kişiler (erkekler) ile eşit koşullarda yaşadığı”nı söylemek hayli güç. Ancak burada beni rahatsız eden nokta ”kadınla erkeğin eşit olmadığı”nın bir şekilde kabul edilmiş olması.
Ayrıca pozitif ayrımcılık uygulandığında hak etmeden görev verilebilecek yetersiz kişiler doğal olarak başarısız olduklarında görev yaptıkları birime, topluma ve sonuçta ayrımcılık uygulanan gruba zarar verebilir.
* * *
Atatürk’ün devrimleri sayesinde günümüzde Türkiye’de ayrımcılıktan yararlanmadan farklı alanlarda başarılı olan çok sayıda kadınımız var. Bugüne dek mesleğinde, özel sektörde ve çalıştığı derneklerde yöneticilik konusunda erkeklere taş çıkartan eşimle gurur duyuyorum.
Yine ülkemizde, birçok kadınının ev içi şiddet, töre cinayetleri, zorla örtünme gibi çağdışı sorunlarla boğuştuğu bir gerçek. Bu sorunların kökeninde devrimlerden giderek uzaklaşmamız, kadınların ekonomik özgürlüğünün bulunmayışı ve eğitimsizliğin yanında ”Kızını dövmeyen dizini döver” gibi yüz kızartıcı atasözleriyle açığa çıkan gelenekler de yer alıyor.
* * *
Bir toplumun gelişmişliği kadınlarının mutluluk ve etkinlikleriyle doğru orantılı; çözüm yolu ise ayrımcılıktan değil, tam eşitlikten geçiyor. Devletin ilk amacı, gerektiğinde destekleyerek, zorunlu kaldığında ağır yaptırımlar uygulayarak, tüm kız çocuklarının ilköğretim okullarını bitirmelerini sağlamak olmalı. Her zaman erkeklerle ”eşit” tuttuğu kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok uygar ülkeden yıllar önce veren Atatürk ne güzel söylemiş: ”İnsan topluluğu, kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün mü ki, bu kitlenin bir parçasını ilerletirken ötekini ihmal edelim de kitlenin tümü ilerleyebilsin?”
* * *
Birlikte çalışmaktan onur duyduğum Atatürkçü Düşünce Derneği Manisa Şubesi’nin başarılı başkanı Nalan Güner tüm Manisalı Atatürkçüleri, özellikle kadınlarımızı, derneğimize üye olmaya davet ediyor.
Yeni üyelerimizin rozetleri 05.03 2008 tarihinde Lale Salonu’nda gerçekleşecek, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu’nun konuşması öncesinde saat 17:30’da toplu bir törenle takılacak.

 

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net

date
 

Takıyenin sonu


Şubat 17th, 2008

Milliyet Ege 17.02.2008 

Nüfus kağıdı eskimeye başladı herhalde; nefes yetse de, diz ağrıları eskisi gibi koşmama izin vermiyor, ancak uzun yürüyüşler yapabiliyorum artık. Sıklıkla spor salonunda ve sevdiğim müzikleri dinleyerek yapıyorum yürüyüşlerimi. Hava koşulları ve zamanım uygun olduğunda ise dijital fotoğraf makineme tele ve makro özellikleri olan bir objektif takıp, çoğunlukla Bostanlı’da deniz kıyısında yürüyüş yapıyor, bu arada çiçekleri, böcekleri, kuşları ve balıkçıları fotoğraflıyorum. Belki bir gün Atatürkçü Düşünce Derneği yararına küçük bir sergi açabilirim. Fotoğraf çektiğim günlerden birinde Atakent’le Mavişehir arasında belediyenin oluşturduğu parktaki çiçekleri fotoğraflarken bir vızıltı duydum; o yöne baktığımda kavuniçi renkli bir çiçeğin kıpırdadığını fark ettim. Dikkatle baktım, ancak vızıltı ve kıpırtının nedenini anlayamadım. Makro objektifle birkaç poz çektikten sonra eve döndüm ve çektiğim fotoğrafları bilgisayarıma yükledikten sonra merakla fotoğrafları incelemeye başladım. Fotoğraflarda çiçekle aynı renkte örümcek bacağını andıran bacaklar ve bir böcek kafası görünüyordu, ama neler olduğunu yine anlayamamıştım.
* * *
Olayın üzerinden birkaç gün geçmişti ki çalıştığım tıp fakültesinin koridorunda rastlantı eseri bitkiler ve böcekler konularında deneyimli olmasının yanında iyi bir fotoğrafçı olan bir dostuma rastladım. Olayı anlatıp, fotoğrafı gösterdiğimde anında tanıyı kondu:
”Kendini arıya benzeterek düşmanlarından korunmayı amaçlayan bir sinek, kendini çiçeğe benzeterek tuzak kuran bir örümceğin bacakları arasındaydı. Duyduğum vızıltı ise sineğin umutsuz son çırpınışlarıydı.”
Fotoğrafa ne ad vereyim diye düşünürken Dil Derneği sözlüğüne başvurdum. ”Takıye” nin üç anlamından biri şöyleydi: ”Olduğundan farklı görünme”.
Fotoğrafın adı ortaya çıkmıştı: ”Takıyenin sonu…”
Kendini arı gibi gösteren sineklerle savaşmanın yolu örümcek gibi davranmak mı yoksa? 

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 

 

 

date
 

Ey Türk Genci


Şubat 10th, 2008

Milliyet Ege 10.02.2008 

Ulu Önderimiz, yıllar önce sana seslenirken, ülkemizin başına neler gelebileceğini ve bu durumlarda neler yapman gerektiğini bir bir açıklamıştı. Bu seslenişin özellikle, ”Bağımsızlık ve cumhuriyetini hedef alacak düşmanlar”la başlayan bölümünü sık sık okuman ve anımsaman gerek. Dikkat edersen, seçimler ve geleceğini etkileyecek önemli kararların alınma süreci hep sen tatildeyken gerçekleşiyor. Neden mi? Çünkü senden ve senin gibilerin bir araya gelmelerinden korkuyorlar. Bugün omuzlarında ağır bir yük var ve işin kolay değil, biliyoruz. Yıllardır beynini gereksiz birçok bilgiyle doldurduk; düşünmeye, araştırmaya değil ezberlemeye zorladık seni. Saçma sapan bir eğitim sistemiyle, ardı arkası kesilmeyen sınavlarla, televizyon programlarıyla, dizilerle, içi boş söylevlerle beynini uyuşturduk. İçinde bulunduğun toplumu değil, kendini kurtarmanın gerektiğini pohpohladık sana. Ama unutma ki, ”Ağacını kurtarmanın tek yolu, ormandaki yangını söndürmek olabilir.”
* * *
Bugün gelişmiş geçinen ülkeler, çok övündükleri Roma, Yunan ve Mısır uygarlıklarının temelinde, Etrüsklerin, Pelasgların ve Sümerlerin, yani Türklerin bulunduğunu; okumayı, yazmayı, kültürün her türlüsünü (yıkanma ve tuvalet dahil) bizlerden öğrendiklerini gayet iyi bilirler ama söylemezler. 1980 öncesinde bizleri sağ ve sol olarak karşı karşıya getirenler bugün Türk-Kürt, laik -dindar, Alevi-Sünni, son olarak da türbansız-türbanlı olarak bölmeye çalışıyor. Bir taraftan da gizliden gizliye gözbebeğimiz ordumuzu küçük düşürme, halkla karşı karşıya getirme çabaları sürüyor.
* * *
Oku, çalış, araştır… Giydiğin kot pantolonunun markasıyla, cep telefonunun özellikleriyle değil; bilginle, tarihinle, ”Türk’üm diyebilmekle”, Atatürk’le aynı ulusa ait olmakla övün. Bilgisayarı iyi kullanmayı ve İngilizce’yi mutlaka öğren. En az bir sanat ve bir spor dalıyla ilgilen, seyirci olarak değil. Kendini her yönden geliştirmenin yollarını ara. Atatürk’e layık olabilmek için hangi siyasi görüşte olursan ol, en kısa zamanda Atatürkçü düşünce kulüplerine ve derneğine üye ol, aktif olarak çalış. Koşullar çok güçleştiğinde ve zorunlu kaldığında neler yapman gerektiği için ise ”Bursa Nutku”na başvur.
Tüm bunları yapabilmen için ne mi gerekli? Onu da söylemiş Atatürk: ”Bunun için gereken güç, damarlarındaki soylu kanda bulunmaktadır!”

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 

date