Archive for Eylül, 2007

Demokrasi üzerine birkaç söz…


Eylül 23rd, 2007

Milliyet Ege 23.09.2007

Türkiye’de gelişen olayları Bernard Shaw’un özdeyişleri eşliğinde (Bernard Shaw: Gülen Düşünceler, Şakir Eczacıbaşı, Remzi Kitabevi) inceleyelim. Başbakan Erdoğan’ın Bekir Coşkun için söylediği, ”Bazıları çıkıp, ‘Benim cumhurbaşkanım olamaz’ diye ifadeler kullanıyor. Maalesef edep adap bilmeyenler de var. Bunu diyenler önce TC vatandaşlığından çıkmalı. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun hepimizin cumhurbaşkanı. Senin değilse çık vatandaşlıktan, git kimi seçersen seç” sözleri ”daha fazla demokrasi” kavramını slogan haline getiren insanların, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan basının hiçbir hakaret unsuru taşımayan bir yazısı karşısında nasıl değişebildiklerini gösterdi. Ardından Kanaltürk ana haber bülteni altı gün süreyle kapatıldı, bakalım ardından neler gelecek?
Bernard Shaw: Demokrasi okurken güzel, oynanırken kötüdür; bazı yazarların oyunları gibi…
* * *
Demokrasinin bir toplumda gerçek anlamda yerleşebilmesi için o toplumun eğitim ve bilinç düzeyinin üst düzeylere tırmanması gerekli. Prof. Yılmaz Esmer tarafından yapılan bir araştırmaya göre AKP’li seçmenlerin yüzde 59’u, MHP’li seçmenlerin yüzde 46’sı, CHP’lilerin yüzde 15’i yaşadığımız dünyayı ve evreni anlamak için din kitaplarının bilim kitaplarından daha önemli olduğunu düşünüyor.
Bernard Shaw: Demokrasi en iyi rejimdir; ama halk tanrılardan oluşmuşsa…
* * *
Prof. Emre Kongar, 27 Ağustos 2007 tarihli Cumhuriyet’teki yazısında demokrasinin iki zaafını şöyle açıklıyor. ”Birincisi, demokratik hak ve özgürlüklerin, demokrasiyi yok etmek için kullanılabilmesi olasılığıdır. İkincisi de, demokrasi, çoğunluğun iradesine dayalı bir rejim olduğundan, çoğunluk ya da onu temsil eden siyasal iktidar demokrasiyi ortadan kaldırmak isterse, rejimi korumanın zorluğudur.”
Bernard Shaw: Bugünün parlamentosunun işi bitmiştir artık. Julius Sezar’ın bir kadırgası bir transatlantiğin işini ne kadar görebilirse, modern bir devletin işini de o kadar görebilir günümüzün parlamentosu.
* * *
Şimdi bazıları, Atatürk’ün de demokrasi dışı söylemleri olduğunu söyleyecektir. 1 Kasım 1922 günü Meclis’te karma komisyon padişahlık konusunu tartışırken üyelerin çoğu padişahlık ve halifeliğin birbiriden ayrılamayacağını öne sürüyorlar. Atatürk söz ister ve sıranın üzerine çıkar: ”…Söz konusu olan, ‘Ulusa saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız bırakmayacak mıyız?’ sorunu değildir. Sorun zaten gerçekleşmiş olan bir olayı kanunla saptamaktır. Bu ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes konuyu doğal karşılarsa, benim fikrime göre uygun olacaktır. Aksi halde, bu gerçek usulüne göre kabul edilecektir. Ama belki birtakım kafalar kesilecektir.” Sonuç mu? Konu Karma Komisyon’da çözümlenmiştir.
Atatürk bu demokratik gibi görünmeyen sözleri neden mi sarf etmişti? Çünkü Atatürk için demokrasi araç değil, amaçtı.

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net
)

date
 

Hekim gözüyle Türkiye’nin durumu


Eylül 9th, 2007

Milliyet Ege 09.09.2007

AĞIR ishali olan adamın biri doktora gitmiş. Doktor hastayı muayene ettikten sonra reçetesine bir ilaç yazmış ve hastasına yazdığı haplardan sabah akşam birer tane içmesini sıkı sıkıya tembihlemiş.
Hastanın muayenehaneden ayrılmasının hemen ardından doktor yaptığı büyük yanlışlığı, reçeteye ishal önleyici ilaç yerine depresyon önleyici ilaç yazdığını fark etmiş ve ”Ne yaptım ben?” diyerek, hastanın ardından koşmuşsa da hastayı bulamamış. Bir hafta kadar sonra doktor çarşıda dolaşırken hastası karşısına çıkıvermiş. Sıvı kaybından gözleri bile çökmüş olmasına rağmen yüzünde mutlu bir tebessümle dolaşan hastasına doktor heyecanla sormuş. ”Nasılsın? İshalin geçti mi?” Hasta bitkin bir gülümsemeyle yanıtlamış. ”İshal aynen devam ediyor, ama hiç kafama takmıyorum.”

Bu fıkra bana Türkiye’deki aydın kesimin büyük bölümünün bugünkü durumunu anımsattı nedense. Artan kayıplar nedeniyle giderek ağırlaşan tabloya karşın, yaklaşan tehlikenin yeterince farkında olmayan, umursamayan ve elini taşın altına koymaktan çekinen kesimleri…
Depresyon önleyici ilaçlara benzer etki, yazılarla, görsel ve işitsel bombardımanlarla sağlanıyor; ”lögore” (laf ishali) nedeniyle sürekli konuşan (hem de tumturaklı), ama hiçbir şey söylemeyen politikacılar da cabası…
Oysa ishal tedavisinin temeli kaybedilenlerin (sıvı ve elektrolit) uygun yollardan (ağız veya damar) geri kazanılmasına dayanır; ardından da ishale yol açan etkene veya etkenlere doğru tanı konması ve gerekirse bunlara yönelik tedavi uygulanmasına. İshal durdurucu ilaçlar, mikropların atılmasını yavaşlatıp, üremelerini hızlandırarak, yarardan çok zarar verebilirler.
Türkiye’de kayıplara yol açan hastalığa doğru tanı koyabilmek, dolayısıyla doğru tedavi uygulayabilmek için tarihte kısa bir yolculuk gerekli. Hastalığın kaynağı eski adıyla emperyalizm, yeni adıyla küreselleşme. Bu küreselleşmenin, küreselleşmeye eğilimi olan bazı insanlar üzerinde küreselleştirici bir etkisi var sanırım.

Bir sol, bir sağ yapan, ama bir türlü ileriye gidemeyen bu insanlar, küreselleşen dünyamız gibi başlıyorlar dönmeye (buna değişim de deniyor), ki durdurabilene aşk olsun.
Oysa Atatürk, emperyalizme karşı kendi geliştirdiği yöntemlerle savaşmış ve benzeri görülmedik bir başarı sağlamıştı.

Bir hekim olarak Türkiye için önerim, depresyon önleyici ilaçların kesilip, Atatürk’ün reçetesinin uygulanması. Ancak bu durumda, enfeksiyona yol açan mikroplar hızla atılır ve hasta kısa sürede dimdik ayağa kalkar, tıpkı 1920’lerde olduğu gibi…
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date
 

Atatürk ve din


Eylül 2nd, 2007

Milliyet Ege 02.09.2007

Türkiye’ye ısmarlama bir ”ılımlı İslam gömleği” giydirilmeye çalışılırken, olaylara ışık tutabilmek için Atatürk’ün din konusundaki söylem ve eylemlerine bir göz atalım.
Atatürk sözde değil, özde bir Müslüman’dı. ”Milletimiz daha da dindar olmalıdır diyorum. Ama bütün sadelik ve güzelliği ile. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor.”
* * *
O İslam dinini çıkarlarına ve özellikle de siyasete alet eden sahte dindarları sevmiyordu. ”…gerçekte alim olmamakla beraber, sırf o kılıkta bulundukları için alim sanılan, çıkarına düşkün, haris ve imansız birtakım hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetva verdiler. Gerektikçe yanlış hadisler uydurmaktan çekinmediler.”
”İnanıp, bağlanmaktan mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir siyaset aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini gözlemliyoruz.”
* * *
İslam dininin kanımca en güzel yorumu da Atatürk’e aittir. ”Bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçüyle bir şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca değerlendirebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur; biliniz ki o dinimize de uygundur, o şey dinseldir. Eğer bizim dinimiz akla mantığa uygun bir din olmasaydı en mükemmel, en son din olmazdı.”
Atatürk devrimleriyle eğitim-öğretimi birleştirmiş, ”Eğitim ve öğretimde birlik olmadıkça; aynı düşüncede, aynı anlayışta bireylerden oluşmuş bir millet oluşturmaya imkan aramak boş şeylerle uğraşmak olmaz mı?”; giyim şeklini modernleştirmiş, ”Şapka giydirdim; anlasınlar ki insan, kılık kıyafetle din değiştirmez ve dini herhangi bir kılık kıyafete alet etmez”; tekkeleri kapatmış, ”Hiçbirimiz tekkelerin yol göstericiliğine muhtaç değiliz. Biz uygarlık, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz”; herhangi bir aracı olmaksızın insanlar dinlerini öğrenebilsinler diye Kuran’ı ilk kez Türkçe’ye çevirtmiş, ”İlk olarak Kuran’ın dilimize çevrilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçe’ye çevriliyor.”; laikliğin benimsenmesini sağlamıştır, ”Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasi bir düşünceye sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir.”
* * *
Ilımlı İslam Devleti’nden bahsedenlere de birkaç sözü var Atatürk’ün.
”Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Türk Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Türkiye’de bir kimsenin fikirlerini, zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna izin verilemez.”
”Cumhuriyetimiz öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Gereğinde kurumlarımızı korumak için lazım olanı yapmağa hazırız.”
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 

 

date