Archive for Ağustos, 2007

Türkiye ve ‘’sarı öküz olayı”


Ağustos 26th, 2007

Milliyet Ege 26.08.2007

Öyküyü okumuş veya duymuş olabilirsiniz; yine de özetleyerek hatırlatmakta yarar var sanırım. Bir zamanlar otlağın birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslanlar sürüye saldırır, ancak bir araya toplanan öküzler bu saldırıları kolayca savarlarmış. Aç kalan aslanlar otlağı terk etmeyi düşünürlerken en çelimsiz, ama en kurnazları Topal Aslan ”Ben bu işi hallederim” diyerek, elinde bir beyaz bayrakla öküzlerin lideri Boz Öküz’ün yanına gitmiş ve ”Size saldırıyoruz, ama hep Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor… Verin onu bize, barış içinde yaşayalım!” demiş. Boz Öküz ve önde gelen öküzlerce tartışılan teklife yaşlı Benekli Öküz dışında hepsi sıcak bakmışlar ve Sarı Öküz verilmiş aslanlara… Gerçekten de günlerce saldıran olmamış sürüye; ta ki aslanlar yeniden acıkana dek. Topal Aslan yeniden gitmiş Boz Öküz’ün yanına. ”Gördünüz ya biz ne uysal milletiz. Yalnız şu sizin Uzun Kuyruklu Öküz… Kuyruğu öyle uzun ki! O kuyruğu salladıkça, bizim aklımız başımızdan gidiyor… Verin onu bize, yeniden barış içinde yaşayalım.”
* * *
Boz Öküz yine danışmış sürünün büyük başlarına ve Uzun Kuyruklu Öküz’ü de vermişler. Benzer olaylar tekrarlandıkça aslanlar semirmiş ve çoğalmış, öküzlerse zayıflamış ve seyrelmişler. Üstelik aslanlar iyice küstahlaşmış; artık bir neden göstermeden ”Verin bize şu öküzü, yoksa karışmayız” diyorlarmış.
Geriye kalan birkaç öküzden biri Boz Öküz’e sormuş bir gün ”Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu savaşı aslanlara karşı?”
* * *
Boz Öküz, nemli gözlerle ve pişmanlıkla titreyen bir sesle yanıtlamış. ”Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün”
Türkiye’nin ”Sarı Öküz Olayı” kimilerine göre köy enstitülerinin kapatılması veya Türkçe ezan zorunluluğunun kaldırılması, kimilerine göreyse Amerikan yardımları.
”Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet / Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Belki de Türk aydınlarını hedef alan cinayetler dizisi, AB’ye girmek için Kıbrıs’ta verilen ödünlerdir sarı öküz olayları. Sarı öküzlerse hapse atılan Nâzım Hikmet, görevleri sona eren İsmail Hakkı Tonguç, Rauf Denktaş, gibileri; katledilen Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu gibi nice aydınlar.
* * *
Sarı öküzler kibrit kutusunda ters duran kibrit çöplerine benziyor; hemen dikkat çekip, ilk onlar yanıyor. Karanlık çevrelerine yaydıkları ne ilk, ne de son ışık oluyor bu. Ne yazık ki sarı öküzlerin nesli hızla tükeniyor. Onları korumak, kollamak gerek.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 

 

date
 

Neden ”gerici” olmaya karar verdim?


Ağustos 19th, 2007

Milliyet Ege 19.08.2007

Yanlış okumadınız. Türkiye’nin bugünkü durumunu 1938 yılı ile karşılaştırdım ve ”gerici” olmayı seçtim. 1938’de koşullar nasıl mıydı?
Cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde 78 olan yabancı bankaların toplam mevduat payı yüzde 22’ye düşmüş, altın ve döviz stokları hızla artmıştı.
14 yıldır bütçe denkti veya fazla veriyordu. 7 yıldır dışsatım dışalımdan fazlaydı.
Tarım devrimi gerçekleşmiş, hayvancılık hızla gelişmiş, köylünün vergi yükü düşürülmüş, ucuz krediler sağlanmıştı.
Ezan Türkçe’ydi. İnsanlar dinlerini herhangi bir aracı olmaksızın kendi dillerinde öğrenmeye özendiriliyordu. Tarikatlar ortadan kaybolmuş, dini eğitim veren okullar kapatılarak, eğitimde birlik sağlanmıştı. Yetersiz öğretmen sorunu Atatürk’ün dahiyane planı ile aşılmıştı. Askerliğini onbaşı olarak yapan yetenekli gençler toplanarak kısa sürede eğitilmiş, İsmail Hakkı Tonguç yönetiminde bu kadronun yetiştirdikleri Türkiye’nin köylerine bilimin ışığını yaymaya başlamışlardı. Yurt dışından getirtilen bilim adamlarının katkısıyla üniversite reformu gerçekleştirilmişti, artık ulemaya danışılmıyordu.
* * *
1923 yılından itibaren 3 bin 38 kilometre demiryolu hattı yapılmıştı. Trenin önüne ”hızlı” kelimesi eklendiğinde devrileceği biliniyordu.
Yabancılarda olan kabotaj (Türk limanları arasında yük ve yolcu taşıma) hakkı 1926’da ulusallaştırılmıştı. 1925’te Kayseri Tayyare Fabrikası kurulmuştu; apronda deve kesilmiyordu.
Koruyucu hekimlik ön plandaydı. Çiçek, tifo, kolera ve kuduz aşıları Türkiye’de üretiliyordu; ayrıca sıtma, trahom, verem, frengi gibi enfeksiyonlarla savaşta önemli aşamalar kaydedilmişti. 1936’da tamamlanan Çubuk Barajı sayesinde Ankara’da çeşmelerden bol bol su akıyordu. Sanatın içine tükürülmüyor, sanatçılar baş tacı ediliyordu.
* * *
Sonra neler mi oldu? 11 Kasım 1938’de Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü’nün görevlendirdiği Celal Bayar’ın kurduğu hükümette devrimlerin en önde uygulayıcıları Şükrü Kaya ve Tevfik Rüştü Aras; 1939 seçimlerinde ise Atatürk’ün devrimci milletvekili kadrosu tırpanlandı. 1947’de İsmail Hakkı Tonguç görevden alındı, köy enstitülerinde kültür-sanat eğitimlerine son verildi, kız ve erkeklerin binaları ayrıldı.
Atatürkçülükten geri dönüş süreci 1950’de Demokrat Parti iktidarında hızlandı. Ezan’ın Arapça okunması yasağı kaldırıldı, okullara din dersi konuldu. 1954’te laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle Millet Partisi kapatıldı, devlet tekelini kaldıran petrol yasası çıkarıldı, köy enstitüleri kapatıldı.
Demokrasi savunuculuğuyla iktidar olan DP özgürlükleri kısıtladı, hükümeti eleştiren gazetelere ağır cezalar ve sansür uygulandı. 1957’de DP yüzde 47.7 oyla üçüncü kez iktidar oldu.
Öğrenci olaylarının ardından DP hükümeti 1960 askeri darbesiyle devrildi. (Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005, Umay Yayınları)
* * *
1960 darbesine yol açan olaylar keşke yaşanmasaydı diyorum. İleriye gidebilmek için 1923-1938 arasındaki düşünce ve eylem yapısına dönmemiz gerektiğinin bilincindeyim.
”İlerici” geçinenleri inceledim. Evet, ben bir gericiyim!
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 

date
 

Atatürk karşıtları ve duyarsızlaştırma çabaları


Ağustos 12th, 2007

Milliyet Ege 12.08.2007

Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirmeye, bölmeye ve yıkmaya çalışanlar, onu ayakta tutan ve çeşitli zararlılara karşı koruyan en önemli gücün, yani önlerindeki en büyük engelin Atatürk ilke ve devrimleri olduğunu fark ettiler. Amaçlarına ulaşabilmek için Atatürk’ü, O’nun ilke ve devrimlerini hedef alan bazı kişileri öne sürmeye başladılar. Her şeyini borçlu olduğu Atatürk’e gönülden bağlı Türk halkının bu sevgi ve saygısını duyarsızlaştırmayı (desensitize etmeyi) amaçlayan bu eylemler, sinsice ve giderek artan bir tempoyla uygulanmakta.
Rapordaki ”Kemalizm AB’ye üyelik için engel”, ”Türk hükümeti, kökten dincilik ve bölücülük korkusunu yenmeli” görüşlerinin ardından, ”Kemalizm’den arındırılmış, laikliğin farklı yorumlandığı, askerlerin siyasetçilerin kontrolü altına geçtiği bir anayasanın uzun zaman alacağının ben de bilincindeyim… Türkiye’de anayasa değişmedikçe, Türkiye AB üyesi olamaz.” (Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Arie Oostlander, Hürriyet, 26.03.2003)
”Kemalizm’in medenileştirici bir süreç olarak görülemeyeceğine işaret ettim. Medeniyet bir şeyi yapmaksa (yani do etmek) Kemalizm’in, onu yapmamak/çözmek (yani undo etmek) anlamına geldiğini dile getirdim.” (Prof. Dr. Atilla Yayla, Zaman, 21.11.2006)
* * *
”Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılapları gibi kavramların Anayasa’da yer alması gereksiz. Bunlar milletvekili yemininde de yer alıyor. Bu ifadelerin çıkarılması lazım. Bize herhangi bir ideolojiyi öngörmeyen sivil ve renksiz bir Anayasa gerekir. Bizim Anayasamız ise Kemalizm ideolojisinin izlerini taşıyor.” (AKP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül, 27.07.2007)
”Ilımlı bir Müslüman parti, meşruiyetlerini Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ten alan ünlü milliyetçi partileri mağlup etti. Bu ılımlı Müslüman parti İsrail ile de iyi ilişkiler içinde ve AB’ye üyelik istiyor. Ben de bunu kuvvetle destekliyorum.” (ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke, 04.08.2007)
Bu sözlere verilen tepkiler sanki basit birer alerjik tepkime imiş gibi gösterilmekte ve duyarsızlaştırma yoluyla hafifletilebileceği varsayılmakta. Duyarsızlaştırma ancak alerjik bazı tepkimeleri önlemede yararlı olabilir. Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunanlar; kimi laik Cumhuriyeti, kimi devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan Atatürk karşıtlarının basit birer alerjenden çok, önlem alınmadığı taktirde tüm organizmayı saracak birer enfeksiyon ajanına benzediklerinin bilincinde.
Türkiye benzer enfeksiyon ajanları ile önceden karşılaşmış olduğundan bağışıklık sisteminin belleğinde neler yapılması gerektiği kazınmış durumda. Atatürk de bugünlerin gelebileceğini öngörerek gençlere seslenmiş, neler yapmaları gerektiğini bir bir anlatmış. Türk halkı hiçbir zaman duyarsızlaşmayacak, haklı ve gerekli tepkilerini artarak göstermeyi sürdürecektir, tıpkı Cumhuriyet mitinglerinde olduğu gibi.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net) 
 

date
 

AKP’nin seçim başarısının sırrı


Ağustos 5th, 2007

Milliyet Ege 05.08.2007

”Biz adam olmayız”, ”Bu ülkede yaşanmaz”, ”Tüm suçlu Deniz Baykal ve CHP”, ”Asker müdahale etti, böyle oldu” edebiyatları ile hiçbir yere varılamaz, aksine AKP’nin ekmeğine yağ sürülmüş olur. Bunun yerine bir an önce seçim sonuçlarının gerçekçi ve iyi bir analizi yapılmalı. Bana göre AKP’yi başarıya götüren en önemli üç etmen eski başbakanlık müsteşarı, yeni milletvekili Ömer Dinçer’in 1995 tarihli ”Bilgi ve Hikmet” dergisindeki ”21. Yüzyıl’a girerken dünya ve Türkiye gündeminde İslam” başlıklı makalesinin içinde gizli:
- Orta ve uzun vadeli planlar yapmak
”Uluslararası işbirlikleri aslında başlangıçta, ekonomik bir ilişki ile başlarken giderek siyasallaşmakta ve ulusal bir devlet fikri yerine daha çok bölgesel devletlerin oluştuğu bir yapıya dönüşmektedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin öngördüğü ulusal devlet yahut milliyetçilik esaslarına dayalı bir devlet fikri yerine uluslararası işbirliği yapan ve belki de siyasi olarak bütünleşen ülkeler söz konusu olmaya başlamıştır.”
- Ortak amaç uğruna bir araya gelmek
”…Türkiye’deki İslami hareketlerin bizim açımızdan toplumsal bir değişimi sağlayabilmesi için üç temel şartının bulunduğunu söyleyebiliriz. Bugün nasıl bir devlet ve toplum istediğimizin çok net ve açık bir biçimde tanımını yapmak zorundayız… İkincisi Türkiye’deki kültürel öncelikli İslami hareketlerle (Fethullah Hoca ve Nurculuk hareketini bu gruba dahil edebiliriz) siyasi öncelikli İslami hareketlerin (Refah Partisi’yle tarif etmemiz mümkündür) karşılıklı ilişki ve etkileşimlerinin yeniden tanzim edilmesidir. Eğer bu iki hareket bütünleşmiş bir halde devam ettirilebilirse, Türkiye’de İslam’ın hiçbir ülkede görülmemiş bir şekilde sağlam bir temel üzerinde gelecek vaat ettiğini söyleyebiliriz. Nihayet Türkiye’nin bölgesel işbirliği yapmasıdır.”
- Halkın gelmesini beklemeden halka gitmek
”Başarıyı Refah’lı başkanların sadece kişiliklerine bağlamak doğru olmaz, aynı zamanda halkla iç içe olan belediyelerin halkın gücünü ve desteğini almış olmalarında aramak gerekir.”
Diğer etmenler neler olabilir?
- Çocuklara ve gençlere önem vermek (Kuran kursu ve imam hatip lisesi adlı arka bahçelerde yetişen fideler geniş tarlalara ekildi; artık her mevsim bol bol, renk renk meyveler veriyor.)
- Teknolojiyi ve bilimsel yöntemleri kullanmak (Yıllardır birçok kamuoyu araştırma şirketi aracılığı ile toplumun nabzını tutan AKP, politika ve etkinliklerini halkın isteklerini göz önüne alarak belirlemiştir.)
- Ekip çalışması yapmak, kişilerin bilgi deneyim ve yeteneklerine göre görev dağılımı yapmak ve örgütlenmek.
- Karşıt görüşte bile olsalar bilim insanlarından yararlanmak
.
”AKP’ye karşı başarılı olmak için ne yapmalı?” sorusunun yanıtı ise basit.
”Aynı yöntemler uygulanmalı.”

(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)

date